Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mart '20

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
55
 

İstiklal Mahkemeleri Gerçeği-2

Endişe ve korku ortamı sürekli hale getirilerek, insanların davranışları kontrol edebilir; dayatılan ideoloji-düzen (örneğin: Komünizm-Faşizm) kimseye sorgulattırılmaz ve bu yolla da insanlar kolayca tektipleştirilebilir.
 
...
 
Cumhuriyet Yönetiminde Siyaset Adamlarının Söylemleri ve Uygulamaları
 
“Muallimler; Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” (Mustafa Kemal) dediğinizde,
 
İnsanlar bu ifadeden : "Serbest düşünceleri ve vicdani kanaatleri ile ortaya koyacakları (siyasi) fikirlerin uygulanmasına zemin hazırlandığını ve (mevcut iktidarın siyasi görüşlerine karşılık) farklı seçeneklerdeki görüşlerini, kuracakları bir siyasi parti yolu ile iktidara geldiklerinde uygulayabileceklerini" anlayacaklardır.
 
Peki Cumhuriyet Dönemi Söylemleri, gerçekten uygulamalarla desteklenmiş midir ?
 
* * *
 
1923-1927 Dönemi İstiklal Mahkemeleri Hangi Konularda Görev Yaptılar ?
 
“...1925’te ülkeyi ziyaret eden Mr. Dudley Heathcote’un dediği gibi, Mustafa Kemal aslında reform saatini çok hızlı çalıştırmıştır. (1)
 
1923-1930 yılları arasında gerçekleştirilen radikal değişimin zamanlamasının son derece isabetli olduğu da ortadadır. Yalnız bu noktada Türk milletini medeni, asri bir millet yapma çabasında değişim hızını belirleyen hep Gazi’nin kendisidir. Bilindiği gibi, alfabe değişimi esnasında uzmanların bu işi 5 ilâ 15 yıllık planlarla gerçekleştirme düşüncesine 'ya üç ayda olur ya da hiç olmaz' şeklinde cevap vererek toplumu harekete geçirmeyi başarmıştır. Görünürde asıl belirleyici hep kendisidir, ama herşeyi milletiyle beraber yaptığını ve asıl başarının da millete ait olduğunu her fırsatta dile getirmekten asla çekinmemiştir. (2)
 
Atatürk bu sebepten ötürü başlattığı değişimin yavaşlaması ve hatta durması ihtimaline dahi asla tahammül etmemiştir. Nitekim 'Artık duramayız. Behemehal (mutlaka) ileri gideceğiz. Geriye ise hiç gidemeyiz. Çünkü ileri gitmeye mecburuz. Milletimiz bu noktayı açıkça bilmelidir. Medeniyet öyle bir kuvvetli ateştir ki, ona bigâne (ilgisiz) olanları yakar ve mahveder” (3) sözleri bunun en açık kanıtıdır."
 
* * *
 
İstiklal Mahkemelerinin görevleri arasında Muhalefeti / Gazetecileri, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası da dahil olmak üzere, ülkedeki tüm muhalefeti yok etmek mi vardı ?
 
"Cumhuriyet, Demokrasi ve Muhalefet
 
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, (TCF) cumhuriyet dönemi Türk siyasi hayatının ilk bağımsız muhalefet partisidir.
 
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, günümüzde normal bir muhalefet partisi olarak algılanmasına rağmen geçmişte bazı siyasi gruplar tarafından bir komplo ve ihanet şebekesi olarak algılanmıştır.
 
...Atatürk, 1930’da demokrasi kavramına şu cümlelerle temas etmektedir : 'Artık bugün demokrasi fikri daima yükselen bir denizi andırmaktadır: Yirminci asır bir çok müstebid (diktatör) hükümetlerin bu denizde boğulduğunu göstermiştir. 'Demokrasi prensibi, hakimiyeti istimal eden (kullanan) vasıta ne olursa olsun esas olarak milletin hakimiyete sahip olmasını ve sahip kılınmasını icab ettirir'. (4)
 
Milli Mücadele bir millet mücadelesidir ve Türkiye Cumhuriyeti’ne özel bir kimlik veren, derinlikli bir siyasi olaydır. Türkiye’nin Osmanlı geçmişini bugünkü toplumun kökeni sayarsak, Milli Mücadele’ye aynı toplumun gövdesi olarak bakmak gerekir. Milli Mücadele hem millet olma hem de yeni bir siyasi düzene, yani demokrasiye geçiş mücadelesidir. Türkiye’de demokrasinin ruhunu Milli Mücadele'de ve Birinci Büyük Millet Meclisi’nde bulmak mümkündür. (5)
 
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın siyasi tarihimiz içindeki şöhreti, ne cumhuriyet döneminin ilk (teşkilatlı) muhalefet partisi olmasında ne de programında yer alan bazı hususların çok partili siyasi hayata veya bir başka ifadeyle demokrasiye geçildikten sonra yer etmiş olmasındandır.
 
TCF’nin şöhretinin sebebi, kurucu kadrosunun Milli Mücadele’de Mustafa Kemal Paşa ile birlikte bulunmuş, en az onun kadar tanınmış asker ve sivil şahsiyetler olmasıdır. Bunlar, Hüseyin Rauf (Orbay), Kazım (Karabekir), Ali Fuat (Cebesoy), Refet (Bele), Cafer Tayyar (Eğilmez) Paşalar ile Doktor Adnan (Adıvar), Bekir Sami (Kunduh) Beylerdir. Cumhuriyet’in ilanı ile iktidar karşısında mecliste muhalefetin ortaya çıkması, 29 Ekim 1923 tarihinde TBMM’nin Türkiye Cumhuriyeti’ni ilan etmesi TCF’nin kuruluş sürecini başlatan sebepleri de ortaya çıkarmıştır.
 
Milli Mücadele’nin tanınmış şahsiyetlerinin Halk Fırkası içinde şiddetli tartışmalara yol açan itirazları, cumhuriyetin ilanına değil; bu ilanın yapılış tarzınadır. Çünkü Mustafa Kemal Paşa cumhuriyetin ilanına karşı çıkacaklarını düşündüğü Rauf, Refet, Adnan Beyler ile Ali Fuat Paşa’nın İstanbul’da bulunduğu 29 Ekim’de cumhuriyetin ilanını sağlamıştı. Üstelik bu tarih öncesinde de adı geçenlerle herhangi bir istişarede de bulunmamıştı (danışmamıştı). (6)
 
Mustafa Kemal Paşa ile eski arkadaşları arasındaki anlaşmazlık artık bu tarihte ortaya çıkacaktı. Savaşta olduğu gibi inkılap hareketlerinde de tam yetki istediği için Rauf Bey’le Refet, Ali Fuat ve Kazım Karabekir Paşaların, Cumhuriyetin ilanından sonra Mustafa Kemal Paşa ile birlikte yürüyemeyecekleri anlaşılmıştı. Zafer kazanılıncaya kadar aralarında gizli kalan uyuşmazlık, şimdi su yüzüne çıkmıştı. Ali Fuat Paşa dışında, ne Gazi’nin ötekilere, ne de onların kendisine benzer yanları vardı. Gelinen noktada aralarındaki görüş ayrılıklarının derinliği anlaşılmıştı.
 
Gazi, topyekun bir inkılaba hazırlanıyordu. Rauf Bey ile arkadaşları, bu dönemde toplumun ağır ağır gelişmesini daha uygun görüyorlardı. Aceleye, sert ve köklü değişimlere ne gerek vardı ? Bırakın millet şu on yıllık sarsıntıdan sonra biraz kendini toplasın. Sonra gerçekten istiyorlarsa yavaş yavaş sosyal reformlara girişmek kolaydı. Egemenlik halkın değil mi ? Bırakın onlar da bu egemenliği Avrupa’nın öteki demokrat ülkelerinde olduğu gibi, kendilerini temsil eden kuruluşlar eliyle kullansınlar.
 
Gazi’nin kafası daha pratik bir yolda çalışıyordu. Ülkesini, Batı ile bir düzeye getirmek için ortaya demokratik bir düzen koymuştu; bunun zamanla yürüyeceğine inanıyordu. Batılı Meclisinden vazgeçecek değildi. Ancak bu Meclise, aradaki şu dönemde, öyle bir başkan gerekiyordu ki, biraz otoritesini kullansın. Aslında bu çeşit bir iktidar, kendi kabul etmese bile şark (doğu) özellikleri taşıyordu. Fevzi ve İsmet Paşalar ile sadık yardımcılarını yanına alan Gazi Paşa, dostlarına ve düşmanlarına karşı bir iktidar savaşına girişecekti. Bu savaş, noktası noktasına yorumlanan bir liberal demokrasi ile tek parti hükümetine ve hatta kişisel yönetime bağlı bir demokrasi arasında olacaktı. (7)
 
...Mustafa Kemal kendi çoğunluğunu, yavaş yavaş ve yerine göre, ya sevilmesine, ya sayılmasına, ya korkulmasına, inanılmasına veya arkasından gidilmekten başka çare olmayacağı kaderciliğine dayanarak yaratacaktı. Bu çoğunluk yine de çok uzun yıllar suni ve eğreti olmaktan öteye geçemeyecekti. (8)
 
Mustafa Kemal Paşa, İstiklal Savaşı sırasında başkumandan olarak meclis üzerinde kendi iradesini kullanmıştı, ama pek kolay olduğu da söylenemezdi. Şimdi ise kendisi ve ülkesi için yaptığı planların yolu üzerinde meclisin doğrudan yönetim sistemi duruyordu. Cumhurbaşkanlığı için önemli sayılacak hiçbir rakibi bulunmuyordu. Onu kaygılandıran tek nokta, başkanın sahip olacağı güç ve ülkeyi yönetme yeteneği idi. (9)
 
Onun için, Cumhurbaşkanı olarak şu üç yetkiyi de eline almak istiyordu :
 
1. Parti liderliğini devam ettirmek,
 
2. Gerek gördüğünde meclise başkanlık etmek,
 
3. Meclis seçimlerini yenileme yetkisini eline almak. (10)
 
Cumhuriyetin ilan şekline, dolayısıyla Mustafa Kemal Paşa’ya ilk açık muhalefeti Rauf (Orbay) Bey, Vatan ve Tevhid-i Efkar gazetelerinin başyazarlarına 1 Kasım 1923 tarihinde verdiği mülakat ile göstermiştir. Burada Rauf Bey, cumhuriyetin bir günde ilan edilmesinin, bir sorumsuzluk örneği olduğu gibi ağır sayılabilecek ifadeler kullanmıştı. (11)
 
Basında bu ifadeler yer alınca, Halk Fırkası grup toplantısında Rauf Bey ağır eleştirilere maruz kaldı. Bu toplantıda söz alan milletvekilleri Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Vasıf (Çınar), Ahmet (Ağaoğlu), Recep (Peker), Rasih (Kaplan), önemli gördükleri hususların açıklanması için Rauf Bey’i kürsüye çağırmışlardır. (12)
 
Rauf Bey’e sorulan sorular şu dört noktada yoğunlaşıyordu :
 
1. Cumhuriyet’in ilanında halkın endişeye kapıldığı doğruysa; cumhuriyet idaresi hakimiyet-i milliyeye dayandığına göre, halkın endişe sebebi nedir ?
 
2. Cumhuriyet 'gayr-i mesul zevat' (sorumlu olmayan kişiler) tarafından ilan edildiyse, 'gayr-i mesul zevat' kimdir ?
 
3. Cumhuriyetin acele ilan edildiğini söylemesinin sebebi nedir ?
 
4. Cumhuriyetin ilan edilmesinde, cumhuriyet kelimesinin önem arz etmediğini söylemesinin sebebi nedir ? (13)
 
Rauf Bey hatıratında bu sorulara kısaca şu şekilde cevap verdiğini söylemektedir : '... Verdiğim cevapta, bu noktayı aydınlatarak cumhuriyeti, ancak milli hakimiyeti tam manasıyla sağlaması şartıyla kabul ettiğimi ve zaten cumhuriyetin de başka manası olmadığını, yoksa Güney Amerika memleketlerinin bazılarında olduğu gibi milli hakimiyeti hiçe sayarak, cumhuriyet adı ile hüküm sürülmesinin cumhuriyet sayılamayacağını anlattım.' (14)
 
10 Kasım 1923’te İstanbul’a ulaşan Kazım Karabekir’i karşılayan Rauf, Refet ve bir grup gazeteci, Ankara’dan gelen haberden bahsederek 'Mustafa Kemal’in kendine yeni bir maiyet edindiğini ve tam anlamıyla otoritesini kurma yolunda ilerlediğini gösteriyor' dediler. Artık Mustafa Kemal’in eski dostları, onun gücünü ortadan kaldırmak için İstanbul’daki en etkili gazetelerin desteğini almışlardı.
 
Mustafa Kemal’in meclisteki taraftarları da 8 Aralık’ta milletvekillerinden oluşan bir İstiklal Mahkemesi kurarak, özellikle basının içindeki bozguncuları temizlemek üzere İstanbul’a gönderdiler ve böylece oluşmaya başlayan muhalefet cephesine tepkilerini gösterdiler. (15)
 
12 Kasım’da Halife Abdülmecid, Karabekir’i kabul etti. Kazım Karabekir, o günü şu sözlerle anlatmaktadır: '12 Kasım’da Halife Mecid Efendi’yi ziyaret ettim. Beni birbuçuk saat yanında alıkoydu. Gözlerini daimi yere dikiyor, ara sıra öteye beriye bakıyor ve bir düzüye, babası Abdülaziz’in iyiliğinden ve Vahdettin’in kötülüğünden bahsediyordu. Bir kaç kere müsaade istedimse de salıvermedi ve sonunda korkak bir eda ile şunu söyledi :
 
'Benim bu Saray’da resim takımlarımla bir iki bohçam var. İstemezlerse bunları alır giderim.'
 
Bu sözleriyle ve hal ve tavırlarıyla tehdit edildiğini anlatmak istiyordu.
 
Gerek arkadaşlarımdan ve gerekse gazetecilerimizden aldığım havadislerle de karşılaştırınca, Mustafa Kemal Paşa’nın çıkamadığı bu makamı yıkmak kararını vermiş ve fiiliyata da geçmiş olduğuna şüphem kalmadı.' " (16)
 
* * *
 
Yukarıdaki yazılanlardan anlaşılanları toparlarsak :
 
- Muhalefetin, ülkede yapılacak değişiklikleri halkın (Meclis'in) onayı alınarak, belirli bir zaman diliminde yapılmasını istedikleri,
 
- Mustafa Kemal Paşa’nın ise değişiklikleri, kendi kafasındaki bir plana göre hızlı bir şekilde yapmak istemesi konusunda sorunlar yaşanmış olduğu.
 
Yazımıza konu olan “1923-1927 Dönemi İstiklal Mahkemeleri”, aktarılan bu olaylar nedeniyle oluşan (muhalefeti) olayları bastırmak / yok etmek için kurulmuş ve belgelere göre yasalar (hatta Meclis) hiçe sayılarak yargılamalar yapılmıştır.
 
Kimilerine göre bu “tedhiş”, yani “terör" mahkemeleridir.
 
Bunlar, ilerleyen bölümlerde tüm detayları ve belgeleri ile açıklanacaktır.
 
* * *
 
KAFASI KIRILAN VE MİLLET MECLİSİ'NDE ÖLDÜRÜLEN MİLLETVEKİLLERİ
 
“...İstanbul’da bir matbaada yazar olan bir milletvekilinin kafası, diğer bir milletvekili tarafından kırıldığı hâlde (*), yaralayanlar Meclis’in toplantı halinde olmasından ve kanunî izin bulunmamasından dolayı tutuklanmamış ve yargılanmamışlardı.
 
Meclisin geçen seneki tatili esnasında aynı İstiklâl Mahkemesi, Maraş Milletvekili Tahsin Bey’in, seçim dairesinde işlenen cinayete azmettirici ve düzenleyici olarak sorgulanmasına lüzum görmüş ise de, Meclis Başkanlığı’na müracaat etmiş ve Meclisin toplantıya başlamasında mesele Heyet-i Umumiye’de görüşülerek, zanlının dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verildikten sonra yargılanabilmiştir.
 
Ardahan Milletvekili merhum Halit Paşa, meclisin toplantı halinde bulunduğu bir zamanda, milletvekillerinin ve zabıta heyetinin gözleri önünde Meclis koridorunda dört mebus arasında (**) katledilmiş ve fakat bu efendiler de tutuklanmamış...” (17)
 
Devam edecek...
 
www.canmehmet.com
 
 
 
AÇIKLAMA VE KAYNAKLAR : 
 
(*) Kitap*** Yayıncısının Notu: "Kafası kırılan milletvekili, İleri Gazetesi’nin sahibi ve başyazarı olan Celal Nuri, kıran milletvekili de Kılıç Ali Bey’di.".
 
(**) Kitap*** Yayıncısının Notu : "Bunlar da Afyon milletvekili Ali Çetinkaya, Rize milletvekili Rauf, Bozok milletvekili Avni ve Gaziantep milletvekili Kılıç Ali Beyler’di.".
 
(***) CEHENNEM DEĞİRMENİ, 2.CİLT. (Yazar, Eski Başbakanlardan) Rauf Orbay. (Emre Yayınları, 2.Baskı)
(1,2,3 no.lu kaynaklar, "ATATÜRK’ÜN SOSYAL VE KÜLTÜREL POLİTİKALARI. Dr. SEDA BAYINDIR ULUSKAN"a aittir. Tamamı için bakınız: https://atam.gov.tr/wp-content/uploads/ATAT%c3%9cRK-K%c3%9cLT%c3%9cR-D%c4%b0L-VE-TAR%c4%b0H-Y%c3%9cKSEK-KURUMU.pdf
 
(1) Arnold J. Toynbee- Kenneth P. Kirkwood, Türkiye, İmparatorluktan Cumhuriyete Geçiş Serüveni, Çev. Hülya Karaca, Birey Yay., İstanbul 2003, s.167.
 
(2) 1 Kasım 1935 tarihli Beşinci Dönem İkinci Toplanma Yılını Açış Konuşması, ASD, C. I, s.403.
 
(3) 24 Ağustos 1925’te “Kastamonu’da Bir Konuşma”, ASD, C. II, s. 216.
 
(4-16 no.lu kaynaklar için : Doç.Dr. Mustafa Ekincikli, Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, mekincikli@gazi.edu.tr.) Yazının tamamı için bakınız : http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423881043.pdf
 
(4) Düşünceleriyle Atatürk, Derleyen: Arı İnan, Sadeleştiren: İsmet Parmaksızoğlu, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 1999, s.76.
 
(5) Kemal H. Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, Timaş Yayınları, İstanbul 2010, s.50.
 
(6) Erik Jan Zürcher, Cumhuriyetin İlk Yıllarında Muhalefet, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1924-1925). İletişim Yayını, İstanbul 2010, s.53.
 
(7) Lord Kinross, Atatürk, Terc: Necdet Sander, Altın Kitaplar Yayını, İstanbul 2006, s.459-460.
 
(8) Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Pozitif Yayınları, İstanbul 2012, s.418.
 
(9) Andrew Mango, Atatürk, Remzi Kitapevi, İstanbul 2004, s.456.
 
(10) Taha Akyol, Atatürk’ün İhtilal Hukuku, Doğan Yayıncılık, İstanbul 2012, s.540.
 
(11) Tevhid-i Efkar, 1 Kasım 1923, s.1-2.
 
(12) Vatan, 23 Kasım 1923, s.1-4.
 
(13) Vatan, 23 Kasım 1923, s.1-4.
 
(14) SİYASİ HATIRALAR. Rauf Orbay.  Örgün Yayınevi, İstanbul 2003, s. 567-568.
 
(15) Mango, a.g.e. s.461-462.
 
(16) Kazım Karabekir, Atatürk – Kazım Karabekir Çekişmeleri Paşaların Kavgası, Haz: İsmet Bozdağ, Emre Yayınları, İstanbul 1991, s.206.
 
(17) CEHENNEM DEĞİRMENİ, 2.CİLT. s.204. (Yazar, Eski Başbakanlardan) Rauf Orbay. (Emre Yayınları, 2.Baskı)
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1084
Toplam yorum
: 2685
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1726
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster