Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Eylül '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1764
 

İstiklal Marşında yer almayan millet

İstiklal Marşında yer almayan millet
 

Hiç dikkat ettiniz mi acaba? İstiklal Marşımızda hiç Türk kelimesi geçmez. İçinde bol bol “milliyet” kelimesi geçer, “vatan” kelimesi geçer, “yurt” kelimesi geçer hatta “ırk” kelimesi bile geçer ama Türk kelimesi geçmez.

İstiklal marşının şairi Mehmet Akif Ersoy Arnavut’tur. Ama şair Arnavutluğunu da çok önemsemez. Hatta bir şiirinde şöyle söyler;

“Hani milliyetin İslam idi… Kavmiyet ne!
Sarılıp dursaydın a milliyetine
Arnavutluk ne demek? Var mı şeriatta yeri?
Küfr olur başka değil kavmini sürmek ileri”
Arabın Türke; Lazın Çerkeze yahut Kürde
Acemin Çinliye üstünlüğü mü varmış? Nerde!
Müslümanlık da ‘anasır’ mı olurmuş ne gezer
Fikr-i kavmiyeti tel’in ediyor peygamber”

Mehmet Akif Ersoy, bugün ümmetçi olarak tanımladığımız, Müslüman zihniyetinin bir üyesiydi. İstiklal Marşında geçen tüm millet, ırk ifadeleri, ortak dine sahip bir toplumun ifadesidir. Yani bugünkü anlamda kullandığımız millet ve ırk kelimeleri anlamında kullanılmamıştır. Bu nedenledir ki, İstiklal Marşımızda Türk ifadesi yer almaz. Orada ki övgülerin, atfedilen kahramanlıkların öznesi saf anlamı ile Türkler değildir.

Mehmet Akif’in çizgisi o kadar netti ki, İstiklal Marşını yazdığı bir toplumun içinde yaşamayı tercih etmedi. Savaşın kazanılmasından sonra kurulan devlet tarafından şekillendirilen ilke ve inkılâplara inanmadı. Bu nedenle hayatının geri kalanının uzun bir kısmını Mısır’da geçirdi.

Aslında Kurtuluş Savaşında “çılgın”lık yaptıkları iddia edilen Türk toplumunun oldukça geniş bir kesimi de şair Mehmet Akif Ersoy’un zihniyetinden farklı bir düşünce yapısına sahip değildi. Bu nedenle, o insanlar, Kurtuluş Savaşında sergilediği söylenen “çılgın”lığı Türklük adına yapmadılar. Toplumun neredeyse tamamı dinin, onun ifadesi olan saltanatın ve hilafetin kurtarılması adına bu mücadeleye katılmıştı. Toplumu mücadeleye ikna etmek için, yürütülen tüm kongre, konferans ve meclis çalışmalarını takip ettiğinizde, ortaya serilen söylemlerde bunun izlerini kolaylıkla bulabilirsiniz.

Ama daha da kötüsünü duymak isterseniz, bu mücadeleyi yürütenler sadece Türkler de değildi. Elbette nüfus çoğunluğuna bağlı olarak Türkler mücadelenin ana omurgasını oluşturuyorlardı. Ama mesele İslamı kurtarmak olduğunda, Anadolu ve civar coğrafyalardaki tüm İslam Ahalisi bu çabanın içinde yer almıştı. Aynen Kürtlerin de bu mücadeleye, bu düşünce ile dâhil oldukları gibi. Bu nedenle, örneğin benim şehrimde, kurtuluş mücadelesinde Fransızlara karşı Türk Şahinbey ile Kürt Karayılan omuz omuza mücadele verebildi.

Tüm bu gerekçelerle, Kurtuluş Savaşı üzerinden geliştirilmeye çalışılan Türkçülük propagandası, gerçekliğe çok fazla oturan bir şey değildir. Resmi tarih oluşturma çabasının ürünlerinden birisidir. Çaba suni olduğu için, ortaya çıkan eserlerde, gerçeklik zemininden çıkıp kutsallık sularına kolaylıkla girebilmekte. Çılgın Türkler kitabının kutsal kitap muamelesi görmesinin arkasında da yatan bu olsa gerek. Satış rakamlarının Kuran'ı Kerim ve İncil'in satış rakamları yarışıyor olması da buna iyi bir örnek bence. Dünya üzerinde hiçbir edebi eser kutsal kitaplar kadar çok satılmıyor ne yazık ki.

Eğer, Türkler bu mücadeleye, Türklük bilinçleri ve o bilinçten aldıkları güçle dâhil olmuş olsalardı, Mustafa Kemal’in Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Türklük bilincini geliştirmek için uğraşmasına gerek kalmazdı. Mustafa Kemal’de bu bilincin Müslümanlık bilincinden çok geride olduğunu bildiği için, Türk Tarih Tezlerini, Güneş Dil Teorilerini, “ne mutlu Türküm diyene” ifadelerini, “damarlardaki asil kanları” işlemek zorunda hissetti kendini.

Mustafa Kemal’i bu tercihlerinden dolayı suçlamanın çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Bunun iki sebebi var. İlki milliyetçilik bilinci, insanlık tarihinde gelinen süreçte, feodal yapıyı kırmak için gerekli bir adımdı. Ve bu yöntem, Mustafa Kemal’in yaşadığı çağın devlet kurma ve biçimlendirme yönteminin modasıydı. Yani her devlet kendisine bir ulus inşa etme çabasına girişiyordu.

Ancak tüm dünyada bu süreç bir noktada arıza vermeye başladı. Devletlerin, üstüne oturdukları toplumları, öyle bir gerçekliğe sahip olmadıkları halde, tek bir millet formuna sokmak istemesi, giderek ırkçı bir ton kazanmaya başladı. Dünya üzerinde hiçbir coğrafya saf bir ırka ve soya ait değildi ve bu tarz projelere karşı duran, oyunu bozan gruplar, etnik yapılar her yanda türemeye başladı.

II. dünya savaşının ardından, devletler, toplumla kurdukları ilişkileri yeniden düzenlemeye başladılar. Artık ırk dayalı bir devlet ve onun üyesi ilişkisi değil, devlet ve onun vatandaşı ilişkisi ön plana çıktı. O vatandaşın, hangi inanca, ırka, etnik yapıya sahip olduğu önemsenmeden, o coğrafyayı paylaşıyor olması yeterli görüldü. Devletler bu nedenle yaşanan coğrafyada mevcut olan tüm dil, inanç, mezhep, gelenek ve göreneklerin güvencesi olma yolunda bir bilinci yavaş yavaş geliştirmeye başladılar.

Ne yazık ki bizim devletimiz, bu değişikliği gösterme becerisine sahip olamadı. Her ne kadar yazılı ifadelerde, modern devlet kalıplarının benimsendiği söylense de, bizim devletimiz vatandaşları ile kurduğu ilişkide, Türklüğün ispatlanması şartını esas aldı. Bu nedenle geri kalan tüm etnik yapılar yok sayıldı ve onlara ait değerler yasaklandı.

Bizim kendimize örnek aldığımız Fransa bile 1958’de yapılan bir düzenleme ile “Bölgesel Diller Fransa’nın zenginliğine aittir” ifadesini anayasalarına koymuştu. Bu şekilde Baskça, Brötonca, Katalanca ve Oksitanca dillerinin varlığını kabul etmişlerdi. Biz, dünyanın 1950’lerde yaşadığı dönüşüme henüz yeni yeni ulaşmaya çalışıyoruz.

Oysa İstiklal Marşı'nda ırkçı temalar olmayan nadir ülkelerden birisiyiz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir Arnavut veya Boşnak, müslüman olduğunda Türk oldum der. Kürt oldum, Arap oldum vs. demez. Çünkü Balkanlarda Müslüman olmak, Türklüğe geçiş olarak görülür. Ayrıca Balkanlara yerleştirilmiş Türkler de zaman içinde müslüman olan bu kardeşlerimizle evlenip karışarak kendilerine Boşnak veya Arnavut da diyebilmişlerdir. Akif'in mısralarındaki Millet, Irk kelimeleri Türklükle ilgilidir. Türk olmaktan da gurur duyan bir insandı. Şimdiki kökü karışık sonradan müslümanlar gibi Türklüğe karşı kin ve nefret dolu değildi. Yoksa Akif "ümmet" kelimesini de çok iyi biliyordu! İstese onu da kullanırdı, değilmi efendim? Selamlar...

AHMET ?YM?EK 
 30.09.2009 15:18
Cevap :
Sayın Ahmet ? Ym?ek, yazıyı yazmadan önce yaptığım araştırmada, ırk kelimesinin 1942 yılında TDK tarafından sözlüğe dahil edildiğini, yani daha önceden Türkçe bir kelime olarak kabul edilmediğini öğrenmiştim. 1940'lar bileceğiniz gibi dünyada ırkçılığın keşfedildiği ve tavan yaptığı bir dönemdi. Yani Arapça ırak anlamına gelen kelimeden türeyen bu kelime, o yıllarda millete ait kan bağı olarak değerlendirildi büyük olasılıkla. Oysa Akif'in kelimeyi daha çok "inancın ve geleneğin devralındığı ecdad" olarak ele aldığı gerek bu marşta, gerekse de diğer eserlerinde oldukça belli. Yine yazımda örneğini verdiğim şiirinde millet kelimesini dahi farklı anlamda kullandığını görmek zannedersem sizi şaşırtmıştır. Bizim bugün kullandığımız millet kelimesi yerine ise kavim/kavmiyetçilik kelimesi kullanması ise kelimelerin nasıl anlam kaymalarına uğradığını görmek için yeterli. Akif'in Türkleri sevdiği kesin ama, bu sevginin marşta onların ismine yer verecek düzeyde olmadığı da aşikar, saygılar  30.09.2009 21:55
 

Evet, İstiklal marşında Türk kelimesi geçmez ama millet ve ırk kelimesi çok geçer. Hatta ırk çok övülür. Fakat haklı olduğunuz ilginçliği ortadan kaldırmıyor. Zaten Türkiye'de "Türk" hamuru yerine İslam hamurunu koymayı planlayanlar, dinsel etkeni öne çıkaranlar bu marşı pek-daha çok severler. Çünkü dünyada dinsel birliktelikten yanadırlar ve düzenin din mihvali üzerine oturtulmasına çabalarlar. Son yıllarda ABD'de de itibar gördü bu düşünce. Çelişkiyi sınıfsal ve ekonomik gören anlayış ise maalesef hemen hemen ortadan kalktı. Yeni oluşum AB'ye bakarsak çıkar birliği teması içinde bir kültür, din etkenli bir birlik görünüyor ama bir Avrupalı ırkı, ulusu yaratma çabası da gözardı edilemez. Saygılar sunarım.

Turbest 
 18.09.2009 13:28
Cevap :
Sayın Turbest yazıda ve yorum cevaplarında da belirttim gibi, İstiklal Marşındaki "millet" ve "ırk" kelimeleri bugünkü anlamlarında kullanılmamıştır. Arnavut olan Mehmet Akif'in Türk ırkını övmesi mümkün olmadığı gibi, böyle bir zihniyete de asla yatkın değildir. Yorumunuzun geri kalanı hakkında fikrimi belirtecek olursam. Dindar bir kişi olmamakla birlikte ırk temelli bir birlikteliği, din temelli bir birlikteliğe göre daha suni bulduğum gibi, daha tehlikeli de bulurum. Avrupa'da ırk temelli parti yasak ama din temelli parti serbesttir. Örneğin Almanya'da Hristiyan Demokratlar iktidardadır. Size yazdığım yorumda da belirttiğim gibi modern toplumlar ırk üzerinden tanımlanmaz. Bu tanım üzerinden gelişen siyaset tehlikeli kabul edilmiş ve yasaklanmıştır. Günümüz dünyasında "etnik köken" tanımı "ırk" tanımının yerine tercih edilmiş ve kan ve genetik ortaklıktan çok, ortak kültür ve dil önemsenmiştir. Ama siz ısrarla ırk tanımı kullanmakta ve siyasal rejimi bu şekilde tarif etmektesiniz  18.09.2009 16:31
 

Merhaba. Size gelen o çirkin yorumla ilgili tekrar bir yorum göndermiştim. Sanırım editörler onun yorumunu uygun buldular ama onu kınayan bizim yorumumuzu uygun bulmuyorlar. İsteyen istediği hakareti edip gidiyor,sekteye uğramadan,biz ise karşı bile çıkamıyoruz. Milliyet Blogun seviyesini düşüren yorumlara göz yummak da neyin nesi. Onlar olacaksa,biz olmayalım bence. O yorumu okurken utancımdan yerin dibine girdim ben.Şok oldum,inanamadım. Aklıma tek gelen ise editörler nasıl izin verir?Sevgilerimle.

SINIR 
 10.09.2009 22:46
 

aslında türklük sadece bilinctir..kültürdür atadan ve deden gelen birikimdir. dostluktur , mertliktir, yalan söylememezliktir,küçüğü korumaktır (yada acizi) büyüğe saygı duymaktır. ninelerin elini öpüp hayır duası almaktır ... bu toprağı üstündeki böceği dağdaki kurdu, ovadaki ceylanı sevmektir.. anadolu olmaktır..savaşta yaralı düşmanı taşımaktır. aç olduğu halde bir lokma ekmeği paylaşmaktır. türk olmak çanakkale olmaktır, sakarya olmaktır ,erzurum olmaktır samsun, sivas,urfa diyarbakır olmaktır...korkmayın türk olmak güzel bir değerdir, faşizan bir ırkçılık değildir.. ananızın dili ne olursa olsun bu vatanda herkes birdir..tektir ,özdür ...yemeğin tadını veren baharattır..ırkçılığın ister lokal ister toplumsal olanın hepsi zararlıdır..ama tarif etmeye çalıştığım değerler Türklük kavramı içindeyse bence herkes ' Ne mutlu Türküm' diyebilmelidir.. ister kürt, arnavut, laz, çerkes,arap olsun.. Türklük onlarıda kucaklama bilincidir..:) sevgilerimle:)

apollonistik 
 10.09.2009 13:56
Cevap :
Sayın apollonistik, Türklüğe atfettiğiniz değerler gerçekten güzel ve benimde Türklük adına duyumsadığım şeyler. Hatta daha ötesini de duyumsadığımı söyleyebilirim. Türk olmaktan dolayı gayet mutluyum ve bir sorunum yok. Sizin "korkmayın türk olmak güzel bir değerdir" cümlenizi iki kategoride değerlendirmek istiyorum. Eğer ki bu cümleyi bana, yani bir Türk'e söylüyorsanız, bence bir sakınca yok. Birbirimize kendi etnik değerlerimizi hatırlatmamız, bir yanıyla iman tazaleme anlamında bir faaliyet olarak görülebilir. Ama bu cümleyi bir başka etnik kökenli insana söylerseniz ne yazık ki aynı anlama gelmez. Bu bir Yunanlı'nın size "Yunanlı olmak gayet iyi birşeydir, Yunanlı olmaktan korkmayın" demesinden daha farklı birşey değildir ve daha da kötüsü siyaseten kötü bir çabaya denk gelir. Bakın, bir insanın Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olmasını benimsemesi başka bir şeydir, ona "ben Türküm" dedirtmek başka bir şeydir. Değerlerimiz arasında, başka etnik yapılara baskı kurmak var mı? Sevgiler  10.09.2009 14:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1798
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster