Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Aralık '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
272
 

İstismar edilen kavramlar

Ben dindar bir insanım. Allah’a da peygamberlere de, ahirete de inananlardanım. Ama dinin suistimale en uygun konulardan biri olduğunu da düşünenlerdenim. Tıpkı milliyetcilik gibi, sosyalizm gibi, komunizm gibi, cumhuriyetcilik gibi, nasyonel sosyalizm gibi, demokrasi gibi, hatta hukuk gibi. İnsanlar hatta aralarında büyük liderler de olan insanlar tarih boyunca bu kavramları büyük kitleleri peşlerinden sürükleyebilmek için ve iktidar sahibi olabilmek için işlerine geldiği gibi kullanmışlar.

Mesela din. Mesela Şah İsmail.  Başlangıçta Şıh İsmail veya Şeyh İsmail idi. Babası ölünce çok küçük yaşta onun yerine Şıh oldu. Sonradan müritleri o kadar çoğaldı ki, silahlı  bir orduya dönüştü. Din adına yaşlı genç, kadın erkek, çocuk bebek demedi, sünnilerden binlerce insanı gözünü kırpmadan katletti. Ve sonunda bu mezalime isyan eden annesini bile öldürttü. Bizim Yavuz Sultan Selim’imiz ne yaptı. O da mukabele-i bil misil (retaliation) yaptı, binlerce belki onbinlerce şiiyi öldürttü. Ne adına? Din adına, vatan uğruna. Adı üstünde Yavuz bir padişah idi. Hiristiyanlıkta da din adamlarınca din adına diri diri yakılan insanlar, din adamlarınca cennete gitme vaadiyle parayla belge satışı gibi pek çok rezillikler olduğunu biliyoruz.

Hitler aslında sosyalizmden nefret ederdi. Partisinin ismini ne koydu. Nasyonel Sosyalist. Yani Sosyalist. Eee o zamanlar popüler olan akım sosyalizm idi. Hitler bunu kaçırır mı? Sosyalistlerden nefret etmesine rağmen partisinin ismini nasyonel sosyalist koydu. Tabii farklı da olmak lazım. Ne yaptı. Başına bir nasyonel ekledi. Zaten şu laf sanırım Hitler’e aittir, “insanlar büyük yalanlara, küçük yalanlardan daha çabuk, daha kolay inanırlar”.

İkinci dünya savaşından ve  bolşevik ihtilalinden sonra sosyalist veya komunist blokta oluşan devletlerin hemen hepsinin isminde sosyalist, cumhuriyet, demokrat gibi sıfatlar vardır. Bu devletlerin hiç birinin ne cumhuriyetle, ne demokrasiyle en ufak bir ilgileri olmamıştır.  Örnek mi istiyorsunuz: Sovyet Sosyalist  Cumhuriyetler Birliği, veya Demokratik Doğu Alman Cumhuriyeti.  İnsanları cumhuriyet diye diye, demokrasi diye diye kandırdılar, öldürdüler, sürgüne gönderdiler, süründürdüler. Sadece Stalin döneminde öldürülen insan sayısının yirmi milyon civarında olduğu söylenir. Fransız ihtilalinden sonra Danton ve Robespiyer denen iki delinin hürriyet, eşitlik ve kardeşlik adına  giyotine gönderdiği binlerce insan bahsine hiç girmeyelim.

Gelelim daha güncel zamanlara daha güncel klişelere. Haktan, hukuktan, demokrasiden en çok kimler bahseder, kimler bize bunları öğretir. Hukukçular, hukuk profesörleri, anayasa profesörleri,  ordinariyüs hukuk profesörleri değil mi. Evet öyle. Lafı öyle çok genişletmeyeceğim çok da uzatmayacağım, kısaca bir iki küçük misal vereceğim.

1960 Darbesinden sonra darbecilere gidip ilk tebrik edenler kimlerdi. Hukuk profesörleri çoğunluktamıydı değilmiydi. Daha sonra ki darbelerde, darbecilere ilk gidip onları tebrik edenler arasında anayasa mahkemesi üyeleri varmıydı yokmuydu? En son başarısız darbe olan “e muhtıra’nın”,  “her cümlesinin altına imzamı atarım” diyenler hukukçumuydu değilmiydi? Haydi size daha çarpıcı bir misal vereyim. Hani şimdi diyorlar ya, “ordunun yarısı hapiste, TSK yı zayıflattılar, bitirdiler” diye. 1960 Darbesinden sonra, sadece üç ay sonra TSK dan 238i general olmak üzere 7200 subay atıldı. Bütün TSK daki general sayısının 18 civarına indiği söylenir. Darbenin ertesi günü çoğunluğu yüzbaşılardan, binbaşılardan, yarbaylardan, albaylardan oluşan 38 kişilik Milli Birlik Komitesi generallere emir verir, komuta eder hale geldi. O zamanlar  hukukçular, aydın ilerici devrimci yazarlar, profesörler çıkıpta yahu TSK yı zayıflatıyorlar, TSK da general kalmadı, bu ne menem iştir, yüzbaşılar generallere emir verir hale geldi demedi. Bütün bunlar “vatanı koruma ve kollama” klişesi arkasında sus pus edildi. Neden mi? Çünkü o zaman ki çoğu hukukçunun aydının işlerine öyle geliyordu. Şimdi ayni mekteplerden yetişen birçok hukukçular, aydınlar veryansın ediyorlar, “bu ne biçim hukuk, ordunun yarısı Silivri’de, orduda general kalmadı” diye. Çifte standard aletini iyi ve çaktırmadan kullanabilmek için eğitimli olmak gerekiyor.

Ali Adnan İnal

16 Aralık 2012

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 326
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 916
Kayıt tarihi
: 10.03.11
 
 

Okullar: TED Ankara Koleji, ODTÜ, Bogaziçi Üniversitesi (Master) İş Hayatı: Philips, Anadolu Endü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster