Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Eylül '10

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
2680
 

İsviçre çeliği ve israf

İsviçre çeliği ve israf
 

İsviçre’nin Çeliği Türk Demiri

Evimizde, işyerimizde ya da okulumuzda yani faaliyet halinde bulunduğumuz her yerde kullandığımız eşyaları kullanım şeklimiz nasıl ? Gereksiz ya da fazla olanları yerine koyuyor muyuz ? Mesela içmediğimiz çayın fazla şekerlerini çöpe mi atıyoruz yoksa geri mi iade ediyoruz yoksa çay içerken canımız sıkıldı diye çay bardağının dibine dökülen suya küp şekeri batırıp telef mi ediyoruz ? yediğimiz her türlü yiyecek ve içeceğin çöplerini nereye atıyoruz ? Çöp kutusuna mı yoksa arabayla yolda giderken yol kenarına mı ? Yol kenarına atmıyorsak niçin yollarımızın kenarı pet şişe kutularıyla poşetlerle ve bisküvi paketleriyle dolu ?

Hızla fakir-zengin uçurumunun olduğu ülkemizde kazancımızın ne kadarını israf etmediklerimizden sağlıyoruz ve birikim yapabiliyoruz ? Aslında bu sorunun cevabı ülkemizde fazla. Milyonlarca insanımız yaşamını yediklerini, içtiklerini ve giydiklerini israf etmeden tasarruf ederken yaşamını sürdürmeye çalışırken, milyonlar içinden az sayıdaki binler ise bir giydiği elbiseyi bir daha giymiyor ayakkabı ve elbiseleri için özel ev tutuyor, milyonlarca insanın 1 aylık kazancını bir gecede içkiye verebiliyor. Ama yine de toplumların ilerlemesi ya da gerilemesinde en önemli faktör çoğunluğun yaşam tarzı olduğuna göre ülkemizde de insanların yaşam tarzı kötü olduğuna göre yine israf etmemek ve tasarruf etme üzerine yazılar yazılmaya devam edecek. İşte ilginç bir alındı;

BİR ALINTI

Beş yaşında idim.
Rahmetli anneannem pirinç ayıklıyordu.
Bir tane yere düştü.
Anneannem eğildi, aramaya başladı.
Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .
Çocukluk iste,
-Aman anneanne dedim.
- Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
-Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.
- Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir
pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor
musun?'
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

Aradan yıllar geçti.
Hacettepe’de öğrenciyim.
Alain'in proposlarını okuyorum.
Birden irkildim.
Anneannemi hatırladım.
Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa
karşı ihanet etmiş olur diyordu.
İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru,
el emeği vardır diyordu.

On dokuz yıl evveldi.
Stockholm'e gitmiştim.
Bir otele indim.
Geceydi.
Sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir
not gördüm.
'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya
bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun'
diyordu.
Doğrusu hayretler içinde kaldım.
Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini
istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda
bulunuyordu.

İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir
haberi duyurur.
'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın.
Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi,
gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü
dahi ols a, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun.
Fazla ağaç ziyanına engel olun.'

Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.
Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül
edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.
Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.
Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar
gırtlağı aşıyor.
Zamanın başbakanı meclisi toplar.
Kürsüye çıkar.
Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;
-Şu andan itibaren der,
-Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar
ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
-Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.
Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek
istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...

Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta,
gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları
yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar
birbirine bağlıdır ki, İlk okul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
Bir komutan bir orduyu,
Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir, hepimiz
çok dikkatli olmak zorundayız.
Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 540
Toplam yorum
: 197
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1836
Kayıt tarihi
: 10.06.10
 
 

Gündemi ve olayları yakından takip etmeye çalışıyorum. Sinema, kitaplar, spor, doğa, siyaset, miz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster