Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ekim '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
76
 

It is a pencil

It is a pencil
 

Mürekkep yalandığı söylense de, böyle bir eyleme ne yazık ki tanık olamadığımız okullarda; öğretmenlerimiz (laf aramızda ingilizce öğretmenleri eğer bayansa, farklı ve güzel de oluyorlardı, her ne hikmetse) "It is a pencil- It is a book- I am Mr. Brown" demesini, çok şükür öğretmişlerdi. Bizler de bütün bu yogun ve karmaşık bilgi hazinesini hafızalarımıza kazımıştık. Gelinen aşamada, edindiğimiz derin tecrübe odur ki; bu üç mübarek cümleyi bir çırpıda, ama peş peşe sıralayabilmeniz halinde, Londra’nın ortasından yılan kıvrımları ile geçen, Times nehrinin bir kıyısından diger yakasına sorunsuz geçebilirsiniz. Bu arada bilinen İngiliz kibarlığı ve nezaketine bir nebze de olsa katkıda bulunup, entegre de olmak gibi bir emelinizin varlıgı nüks etmişse,  "hello" demeyi de unutmamanız gerekmektedir. Sagolsunlar, o zamanlar "güzel, şimdilerde yaşlı olan- ömürleri uzun olsun- Allah, minnet borcumuzun olduğu bütün ingilizce öğretmenlerimizden de razı olsun. "Ana ve babalar kadar kutsallıkları şarkılara tema olan siz ögretmenler, bizlere; dünyanın hiç bir yerinde “milli” olmayan, fakat bütün ülkelerin bu nedenle hasetinden çatır çatır çatladıgı, oysa ülkemizde; ingilizce, matematik, fizik, biyoloji ve diger bütün dersleri, ultra "milli" olan Türk eğitim sisteminin, o mağrur ve  “çıt kırıldım”  çatısı altında, bizlere bu kadar bilgiyi aktarmasaydınız, ne yapardık?  Elbette perperişan olurduk, bu İngiliz ellerinde.

Bizim küçük oldugumuz yaşlarda; İç Anadolu'da bulunan Kürt kökenli çocukların, bu uçsuz bucaksız bozkırda, iki büyük korkusu vardı. Birincisi köylerimize ansızın baskın yapıp, evlerde bulunan silahların aramasını yapan jandarmalardı. Çocuklugumuz bu korkunun travmaları ile geçti. Jandarma denilen silahlı, külahlı, haki tek tip elbiseli, yakalarında bazı işaretlerin bulundugu; acımasız, genelde kendilerinden biraz daha yaşlıca ve üniformaları daha yeni olan bir kişinin pervasız komutları ile hareket eden, yanık, esmer, soguk suratlı ve dik bakışlı; köylere çil yavruları gibi bir anda yayılan büyük gruplar halindeki askerlerdi. Bakıldıgında, çil yavruları degil de, dinasorlar gibi evlerimize yayılan askerlerin,  arama yaptıgı, o zamanlar internet veya mobil telefonlar olmamasına ragmen, yine de kara haber çok kısa bir sürede yayılırdı. Babalarımızın ne için taşıdıkları belli olmayan silahlarını annelerimiz alıp, bir yerlerinde sakladıkları  zaman, biraz olsun rahatlardık. Silahın artık bulunmayacagını, babalarımızın yakalanıp, hapislere atılmayacagı korkusunu, bir köşede hasta numarası yapıp, yerinden kıpırdamadan, üstünün erkeklerden oluşan jandarmalar tarafından aranmayacagı garantisinin bulundugu annelerimize bakışlarımızı korku ile yöneltirdik. Annelerimizin, adeta su terazisi ile kalem gibi dizip, bir varlık göstergesi olan; misafirler için ayaklı, uzun ve tahtadan yapılmış, sedir türü yükseltilerin üzerine, büyük bir özenle katlayıp, koydukları bütün yataklar jandarma denilen kurbağalar tarafından indirilir, etraf didik didik edilirdi. Evler bir harabeye döner, yumurtalarının üzerinde kuluçkaya yatan annelerimiz, suçlu gözlerle olup bitene ve jandarmalara bakar, hastalık numarası ile dagılan evinin üzüntüsünden inler ve çaresizce oldukları yerde kıpırdamazlardı. Jandarmaların köyden ayrılmaları ile birlikte, annelerimiz üzerlerine kuluçkaya yattıkları halde çogalmayan silahları tekrar babalarımıza, kendilerine minnet duyulması gerektiginin bakışları ile verirdi. Böylece ailenin namusunun, bir kez daha onlar tarafından korundugu, o çatı altında yer alan herkes tarafından idrak edilirdi.

İkinci korku ise milli egitim adı altında, kürtçe konuşup konuşmadığımızın takibatını yapan, egitim adına küçücük bedenlerimizi falakaya yatıran, üşümekten donmak üzere olan parmaklarımızı bir araya getirip, üzerine uzun cetvel ve sopalarla var güçleri ile vuran ögretmenlerdi. Bu iki korku babalarımızdan ve annelerimizden duydugumuz korkuların çok ötesindeydi. Öğretmenlerin korkusunun da, o minnacık bedenlerimizde, pır pır atan yüreklerimizdeki tahribatı, en az jandarmaların sebep olddugu kadar  büyüktü.

Şimdilerde zorunlu, dayatma derslerin müfredata eklendigi, anlamını bilemedigim 4+4+4 ile daha çişlerini dahi tutmakta zorlanan minik yavruların perişan edildigi, yeni bir sisteme geçildigini görüyoruz. Bizim o zamanlar bütün hücrelerimizde alabildigine hissettigimiz korkular, günümüzde daha da küçük yaşlarda milli egitim bünyesinde, kalıplara dökülen şimdiki ögrencilerin duydugu, o hasar veren nahoş his daha azdır. Yan yana toplanan onca dört sayısı ile var olan egitimin, daha bir dört dörtlük milli kılınması mıdır amaç?

Doğrusu "Hep abalıya vurmanın" da alemi yok elbette. Gururla söyleyecek olursak, bizim 78’ler olarak anılan kuşagımız; çok milli olan egitim sistemimizden , “it is a pencil” ve ingilizcenin diger iki temel taşı cümlesini azimle koparabildi. Haksızlık mı etmiş oluyoruz dersiniz? Bizim de kabahatımız büyük olsa gerek, bu konuda bizler de "ak kaşık“ degiliz, kanaatini de taşımıyor degilim. Milli Eğitimimizin o coşkun ve mürekkep mavisi deryasından, ancak elimizdeki kıçı kırık, delikli maşrapamızın alabildiği kadarını alabildik. "Oxfort vardı." Ama gittiğimiz halde, biz milli ilim ve irfandan yeterince istifade edemedik, belkide! O halde; "Vermeyince mabud neylesin mahmut." da denebilir. Bu gezi yazısı ile maksadım Londra’yı, dilim döndügünce biraz olsun anlatmaktı. Sanırım aktarılanların bu dünya şehri ile pek ilgisi olmadı, farklı bir tarafa yöneldi.

Ama , unutmadan söyleyim, LONDRA GÜZEL. Julius Sezar'ın dedigi gibi; WENI – WIDI – WICI!   Geldim – gördüm – yendim.

Aydın Yılmaz

Amsterdam, 14 Ekim 2012

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 102
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 426
Kayıt tarihi
: 17.12.10
 
 

Sevgili okuyucular; oluşturmaya çalıştığım bu blog vasıtası ile boş zamanlarımı değerlendirip, ço..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster