Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Nisan '12

 
Kategori
Kent Tarihi
Okunma Sayısı
7561
 

İtalo Calvino ve Görünmez Kentler

İtalo Calvino ve Görünmez Kentler
 

Paris'teki Georges Pompidou sanat merkezi binası Calvino'nun Görünmez Kentler kitabında anlattığı düşşel kentlerden Almira'dan etkilenerek tasarlanmış.


Italo Calvino, II. dünya savaşı sonrası gelişen özgürlük ortamında İtalyan Komünist Partisine katılır. Calvino, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sürecini yaşayan İtalya'da İtalyan aydınının toplumdaki rolünü sürekli eleştirir. İtalyan aydını bu dönemde bir yarısı ile sisteme hizmet ederken diğer yarısı ile sistem eleştirisi yapmaktadır. Calvino İkiye Bölünen Vikont kitabında bu konuyu işler. İkiye bölünmektense bütün kalmayı yeğleyecektir sonunda. 

"Keşke her şey böyle ikiye bölünebilse... böylece herkes bön ve cahil bütünlüğünden kurtulabilse. Bir bütündüm ben ve her şey doğal, karmakarışık ve anlamsızdı gözümde; her şeyi gördüğümü sanıyordum, oysa gördüğüm bir kabuktu yalnızca..."

1955 yılında Sovyetlerin Macaristan’ı işgal etmesi Calvino’da büyük bir hayal kırıklığı yaratır. Bu düş kırıklığı ile Komünist Partiden istifa eder. Bunun sonucunda sığ bulduğu İtalyan Yeni Gerçekçiliği’ni de terk eder. Sanayileşme ile yaratılan kitle kültürü ve tüketim toplumuna karşı yepyeni bir dünyanın ancak edebiyatla kurulacağına inanır Calvino. O yıl yayımladığı İtalyan Masalları’nın etkisi ile yazılarında zaman ve mekan etkisinden de kurtulmak için masallara yönelir.

 “Şunu söylemeliyim ki bu bir sanrı, bir tür mesleki hastalık değildi. İşin başından beri bildiğim, daha önce de değindiğim inancımın sağlanması oldu bu deneyim; artık hiç kuşkum yok masallar gerçek.” 

Calvino, Görünmez Kentler’demodern insanın zaman, mekan ilişkilerini, kent simgesi üzerinden açıklamaya çalışır.

“Geometrik ussallık ile, kördüğüm bir yün yumağına benzeyen insan varoluşunun giriftliği arasındaki gerilimi anlatmada bana en büyük olasılıkları tanıyan simge… kent oldu. En çok şey söylediğime inandığım kitabım bugün hala Görünmez Kentler; çünkü bütün düşüncelerimi, yaşanmışlıklarımı, sanılarımı bir tek simge üzerinde yoğunlaştırabildim; çünkü her kısa metin bir neden-sonuç ilişkisi veya bir hiyerarşi izlemeksizin, süreklilik içinde bir diğerine yakın olduğu bir ağ örgüsünde, çoğul yollar bulunabilecek ve çoğul sonuçlar çıkarılabilecek zengin kesimli bir kristal yarattım.” 

Görünmez Kentler‘de Marko Polo Moğol İmparatoru Kubilay Han’a gezdiği kentleri anlatır. Ama bu kentler gerçek değil, düşşel kentlerdir. Bu Ellibeş düşsel kent Anılar, Arzular Takas, Gökyüzü, Sürekligibi tanımlamalarla yer alır. Bu kentlerin ortak özelliği hepsinin isminin kadın isimleri olmasıdır. Bu kent hikayeleri belli bir sıralama takip etmez. Parça parçadır. Legolar gibi. Her yaptığınızı bozup yepyeni bir kent yeratabilirsiniz veya birbirine ekleyip bir ağ oluşturabilirsiniz.

Calvino, Marko Polo ve Kubilay Han’dan yola çıkarak aslında bugünkü kentleşmenin yol açtığı çıkmazlara bir çözüm aramaktadır.

“Bugün kent kavramı bizim için ne anlama geliyor? Onları kent olarak yaşamanın gittikçe zorlaştığı şu günlerde, kentlere son bir aşk şiiri gibi bir şey yazdığımı düşünüyorum. Belki de kent yaşamının kriz noktasına yaklaşmaktayız ve Görünmez Kentler, yaşanmaz hale gelen kentlerin kalbinden doğan bir rüya. Metropollerin tamamını bloke ederek zincirleme zararlar doğurabileçek büyük teknolojik sistemlerin çekiciliğinden konuşulduğu kadar, doğal ortamın yıkımından da aynı süreklilikte konuşuluyor. Çok büyük kentlerin yaşadığı kriz doğanın yaşadığı krizin diğer yüzüdür. “Megapol”lerin imgesi, dünyayı kaplayan tek, sürekli kent benim kitabıma da hükmediyor”. 

Bir yabancı kente seyahatimizde bu kentte olduğumuzu nasıl anlarız? Dünyanın her yerinde birbirine benzeyen modern! binalarla mı.? Tabi ki hayır. O kente ait simgeler ve göstergelerle anlarız orada olduğumuzu. O kente ait bir simge olmasa da orada olduğumuzu hissettiren göstergeler o kentin özgün mimarili evleri, sokakları ya da müziğidir. Bugünün kentleri artık birbirinin benzeri kentler haline geldi. Kenti oluşturan binalar, sokaklar, çarşılar ve çarşılardaki ticari markalar, birbirinin aynısı sanayi üretimi gibi. Artık hangi kentte olduğunuzu anlamamız zorlaştı. Rodos’ta artık dünyanın her yerinde rastladığmız ucuz Çin tekstilleri ve hediyelik eşyalarlarıyla dolu çarşısında dolaşırken düşünmüştüm. “En azından bu sessiz çarşıda burada olduğumu hissettirecek bir Teodorakis bestesi duysaydım” Calvino kentin göstergelerini Tamara kentinde şöyle açıklar.

 “Göz şeyleri görmez, başka şeylerin anlamını yüklenmiş şeylere ait şekiller görür: kerpeten dişçinin evini: kupa tavernayı: baltalı kargı karakolu: terazi pazarcıyı gösterir...

Kent, düşünmen gereken her şeyi söyler, kendi sözlerini yineletir sana.... Bu kalın göstergeler kabuğu altında kent gerçekte nasıldır, ne içerir ya da ne saklar, insan Tamara’dan bunları öğrenmedin çıkar.”

“Bellek denen şey çok zengin: sürekli yineler göstergeleri, yineler ki kent varolmaya başlasın”

Calvino için kentler anıların, arzuların ve de bir çok şeyin biraraya gelmesidir. Kentler ekonomi kitaplarının anlattığı ğibi sadece mal alış verişi yapılan yerler değildir. Arzu ve anıların da değiş tokuş edildiği yerlerdir.

“Eufemia’ya yalnızca birşeyler alıp, birşeyler satmaz insan; Eufemia’da geceleri, Pazar çevresinde yanan ateşlerin yamacında, çuvalların varillerin üzerine oturmuş ya da halı yığınlarının üzerine uzanmış biri: “kurt”, “kız kardeş, “gizli define”, “savaş”, “uyuz”. “aşıklar”, türünden bir laf etmeye görsün, ötekiler de kurtlarla, kız kardeşlerle, hazinelerle, uyuzla, aşıklarla, savaşlarla ilgili kendi başlarından geçenleri anlatırlar hemen. Bilirsin Eufemia’dan, her gündönümü ve ekinoxta anıların takas edildiği bu kentten dönerken seni bekleyen uzun yolculukta, devenin ya da geminin sallanışına karşı koyup uyumamak için insan kendi anılarını bi bir düşünmeye koyulduğunda, senin kurdun bir başka kurt, kız kardeşin değişik bir kız kardeş, savşın başka savaşlar olacaktır”. 

Günümüz tarihi kentleri giderek metropollere dönüştükçe, yayıldıkça, genişle-dikçe gerçek kimliklerini kaybetmeye başladılar. Bu devasa büyüme birbirine uyumlu kensel dokuları da tahrip etmeye başladı. Ama Calvino’ya göre yapıların birbirine uyumu da bir kenti oluşturmaya yetmez.

“Kubilay. Merdivenli yolların kaç basamaktan oluştuğundan, kemer kavislerinin açı derinliğinden, çatıların hangi kurşun levhalarla kaplandığından söz edebilirm sana; ama şimdiden biliyorum, hiçbir şey söylememiş olacağım sonunda. Zira bir kenti kent yapan şey bunlar değil, kapladığı alanın ölçüleri ile geçmişinde olup bitenler arasındaki ilişkidir”.

… Anılardan akıp giden bu dalgayı bir sünger gibi emer kent, ve genişler. Oysa kent geçmişini dile vurmaz, çizik çentik, oyma ve kakmalarında zamanın izini taşıyan her parçasına, sokak köşelerine, pencere parmaklıklarına, merdiven tırabzanlarına, paratoner antenlerine, bayrak direklerine yazılı geçmişini bir elin çizgisi gibi barındırır içinde. 

Calvino’dan önce ütopik kent kurma fikrini Thomas More’da da görürüz. Utopia adlı hikayesinde mutlu kenti bir adada düşler More. Ortaçağ avrupasında kentler, savaşlar ve vebadan “cehennem kentlere” dönüşmüştür. More, 1516 yılında yazdığı bu eserinde, Utopia adasında herkesin (kölelerin bile) mutlu olduğu “yeryüzü cenneti” oluşturur.

19, yüzyıl Londra’sının sorunlarını, sanayi devrimi sonucu fabrikalar çevresine doluşan yığınların oluşturduğu işçi barakalarıyla, sefaletiyle Charles Dickens’in Oliver Twist romanında görürüz. Frenc Molnar’ın Pal Sokağı Çocukları’nda Budapeşte’de artık oyun oynayacak hiçbir alan bulamayan mahalle çocuklarının, son kalan arsayı ele geçirme savaşlarını Nemeçek’in gözünden izleriz.

Günümüzde Modern Metropol kentleri tüketim kültürünün bir parçası olarak hep tüketmekte ve sürekli çöp üretmektedir. Tarihsel kimlik göstergelerini de kaybeden kentler artık birer karpostal kente dönüşmektedir. Zamanla modernleşme adı altında geçmişin izlerinin silindiği kentimize özlem duyarız, onu düşlerimizde anmak isteriz. Belki de bu nedenle eski Türk filmlerini severek izleriz. O filmlerde gördüğümüz İstanbul’a özlem bu nedenledir.

“Kent sakinlerini düş kırıklığına uğratmamak için yolcu, kart-postallardaki kenti övmeli ve onu yeni Maurilla’ya yeğlemeli, ancak bunu yaparken bu değişimden duyduğu üzüntüyü belli kurallar içinde belirtmeye özen göstermelidir.” 

Calvino’nun Görünmez Kentler kitabı edebiyatın dışında mimarlık dünyasında da ilgiyle karşılanır ve ders kitabı olarak ökutulur. Mimarlara, kent planlamacılarına yeni ufuklar açar.

“Dünyasal ve metafizik alanların tümünde kapsamı o kadar genişletir, konuların tümüne o kadar bütüncül bakar ki, bir mimar bile bu kaynaktan kendi üretim alanına ilişkin yeni bakışlar ve kurgulama kavramları geliştirir. Calvino, mimarların asırlardır kafa yorduğu, hafiflik, saydamlık, görme, başkalaşım, devinim gibi kavramsal araçları, bir yerde masalsı kentler üzerinden kentsel yaşama bakarken, başka bir yerde şiirsel metinlerin yorumlanmasında kullanır.” 8

Calvino’nun Görünmez Kentler kitabı şu cümlelerle biter.

“Biz canlıların cehennemi gelecekte var olacak bir şey değil, eğer bir cehennem varsa, burada, çoktan aramızda; her gün içinde yaşadığımız, birlikte, yan yana durarak yarattığımız cehennem. İki yolu var acı çekmemenin: Birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi kabullenmek ve onu görmeyecek kadar onunla bütünleşmek. İkinci yol riskli: sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek.” 9

Bugünün modern kentlerindeki birey çaresizdir hep tehdit altındadır. “Kent insanı, kent hayatı içinde hapsolmuş, parçalanmış ve edilgendir. Kente göç edenler ise işsiz, ayrımcılık, umutsuzluk ve yabancılaşma gibi sorunlarla karşılaşmakta ve kent dışına itilerek “ötekileştirilmektedir”. Modern kent yaşamı, bireyi büyülenme, umut, korku, çaresizlik gibi hisleri aynı anda yaşatır. Bu karışık duygular içinde birey kendini konumlandırmakta güçlük çeker. Bu nedenle modern kentteki birey giderek kendine yabancılaşmaya başlar.” 1

Ya yaşanabilir kentler kuracağız, ya da “Cehennem kentler” de yaşayacağız.

 

Kaynaklar:

·      29 Mart 1983’te New York Colombia Üniversitesi’nde yaptığı konuşmadan.

·      İtalo Calvino, Görünmez Kentler, YKY,2002, İstanbul

·      Meltem Aksoy, Peter Cook, Arredemanto Mimarlık 1994/10

·      Evinç Doğan, Academia. Edu. 6TH  Int.Cultural Studies Conferance: Space and Culture

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 32839
Kayıt tarihi
: 02.03.12
 
 

1977 Marmara Üniv. İletişim Fakültesi mezunu.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster