Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mart '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
752
 

İtirafların dayanılmaz ağırlığı

İtirafların dayanılmaz ağırlığı
 

Çocuksu yalanlarımızın, yalnızlıklarımızın gölgesinde yabani bir sarmaşık gibi ruhumuzu saran zaaflarla, insanoglu her nedense hep güçlüyü oynamayı zayıfı ise reddetmeyi ister, eksikli sayar.. Ama bilmez ki ademoglu (veya Havva kızı) eksikli bir yaratıktır ve hüzünlü bir senfoniden de tam bu noktada bir nota düşer, trajik insanlık tiradına.

Çok korkarız da korkularımızı bastırmak mıdır derdimiz acaba?
Itiraflarımız, özellikle de kendi kendimize bir türlü yapma cesaretini gösteremedigimiz itiraflarımız mı en büyük zayıflıklarımız gibi gelir?

Hatta çogu kez öylesine bir kabus çöker ki üstümüze, kendimize kendimizi itiraf etmekten korkulu bir rüya gibi korkarız. Bazen öyle anlar vardır, aşık oluruz duygularımızı dısa vurmak için yanıp tutuşsak ta sevilene “seni seviyorum” dememek için bin dereden su getirir, kendi kendimize "O'nu seviyorum" dememek için binlerce kere yalan söylemeyi de beceririz.. Gerçek duygularımızı ifade edememenin sıkıntısı bizi bogsa da ona "seni sevmiyorum" diyemedigimiz gibi bir de ikiyüzlülük yapar, içimizdeki ikiyüzlülügü kendimize mazur gösterecek bin türlü bahane uydururuz. Neden en büyük düsüslerimizi kendimizi en güçlü hissettigimiz zamanlarda yasariz? Çünkü, güçlülük oyunlarımıza en çok kendini kaptıran da, içinde bulundugumuz dramatik gerçegi en çabuk unutan da gene biz oluruz. Kendi yalanlarimiza en çok kendimiz inanır, onları ölesiye savunuruz. Giderek yalanlarimiz kalelerimiz haline gelir. O kalelerin arkasinda kendimizi memnun ve mutlu sanırız, daha dogrusu buna kendimizi alçakça inandırırız.. Böylesine yarattıgımız mitler birer alışkanlıga döner ve giderek hücresinde esiri oldugumuz kalelerimizi saglamlastıran en büyük kalkanlarımız haline gelir..

Sevmesek de, begenmesek de yanlıs olduklarını bilsek de hiç bir konuda gösteremedigimiz kararlılıgı, aliskanlıklarımızı terketmemek konusunda gösteririz. Çünkü ardından gelebilecek olandan, peşimizde olanın belirsizliginden, hayatımızı altüst etmesinden, içinde bulundugumuz karanlıktan daha beter karanlıklara itilmekten, sıfırdan baslamaktan, pisman olmaktan, önceki durumumuzu artı bir sayıp bir daha asla geri dönememekten korkarız. İçinde bulundugumuz kuyularda, ruhumuzu sarmış bulunan karanlıklara ve bunalımlara öylesine alısırız ki biraz iyi hissedecek olsak bir seyler yanlıs gidiyor, "bu mutluluk gerçek olamaz" duygusuna kapılmaktan bile kendimizi alakoyamaz bir haldeyizdir artık. Birileri kalemizin kapılarını biraz zorlasa korkarız herseyi yitirmekten ve açmamakta direniriz zincirlerle ördügümüz agır demir kilitli bu kapıları. Kapımızı çalanları bilmesine biliriz de tanımazdan geliriz. Gelenin bekledigimiz kisi olabilecegi yüregimize dokunur ama aklımıza getirmeyiz bile, çünkü kendi yalanlarımızla öylesine barışık bir hale gelmişizdir ki, artık gözler kör kulaklarda sagır gibidir.Bu yüzden de o çok saglam(!) kalelerimiz ardına kendimizi hapsettigimiz, kapilarımızı kapatıp kendi yalan ve mutluluk oyunlarimiza kendimizi inandırdıgımız, çocuksu bir düşmasalı haline getirdigimiz kafdagının ardındaki zümrüd-ü anka kuşu oyununu sürdüreyazarız.

Çünkü mutsuz oldugumuzu düsünmeyince insan mutlu olur sanır, o insana öykünür ve imreniriz çocuksu bir saflıkla. Ve iste tam bu düşeöykü halde, kendimizden emin ve yalanci mutlulugumuzla barıs içindeyken beklemedigimiz, hesaplayamadıgımız bir rüzgar günün birinde büyük bir ugultuyla çıkar, beklemedigimiz bir yönden ve yine hiç hesaplamadıgımız bir hızda eser, o saglam yalanlarla ördügümüz kalemizin surlarını kulelerini teker teker gözümüzün önünde yıkar yerle bir eder, zırh gibi kuşandıgımız kalkanlarımızı derbeder kılar. Biri çıkmıs ve siz tam da içeri girmiş kalenizin kapısını ardınız sıra kapatmışken, o hiç kimselere açmadıgınız kapının arasına beklenmeyen bir misafir gelmiş ve ayagını koymustur.

Siz de aslında bilinçaltındaki haleli odalarda pekte bilemediginiz, beklentilerinize çok uyan, ama kalbinizin şeytanı agırlayan odalarından uzak kalmaya çabaladıgınız bir sırada fazla direnememis ve kapınızı açıvermişsinizdir. O, sizi kalenizde zırhınızdan soyunmus bir durumda yakalamis ve aniden tüm zayıflık ve duygusallıklarınıza, zihnin ardına itilmiş itiraflarınıza, oyunsuz, yalansız dolansız dogal halinize birden bire el koyuvermiştir. Çırılçıplak, örtünmek için bir tülü dahi bulamadan basılmış olmanın hezeyanıyla, yanakları sanki de kızarmış genç bir çocuk var gibidir bu fotografta.

Tuhaf ama gerçektir ki yine ilk düsüsümüzü de bu anda yasarız, ardından da digerleri gelir. Onca saglam oldugunu düsündügümüz kalemiz içerden fethedilmis, örmek için onca kan ter döktügümüz kalkanlarımıza karsın savasmadan teslim alınmıstır ruhumuz.

Önce derinlerde bir yerde bir aldatılmıslık duygusu içimizi yakar kavurur. Kendi yalanlarımızı görmeye baslar, uydurdugumuz tüm mitler birer kristal cam gibi başımız etrafında haleler çizmeye başlar..Yalnız kalmaya dair ettigimiz yeminleriniz yalandır. Yalnızlıgımıza alısmıs oldugumuz yalandır. “Artık sevmeyecegim”lerimiz ise cebe hiç sıgmayan daha koca bir yalandır. “Bir daha asla asık olmayacagım”lar yalandır. “Geçen seferki son hatamdı” yalandır. “Bir daha kimse bana bunları yasatamaz”lar yalandır. Bir taraftan da bunları düsündükçe içinizi pismanlıklar doldurur. Hem kendinize verdiginiz onca sözün hepsini teker teker ya da bir anda nasıl da geçersiz kıldıgınızı farketmenin, hem de kendinizi de bunca yalana inandırmanın pismanligi sarar her yanınızı.

Öte yandan, yeniden fark edilmekten ve fethedilmekten de çok hoslanmısızdır. Aklın diger yanı hızla harekete geçmiş ve kendi oyununu sahneleyerekve yavas yavas bizi yeni duruma alıstırmaya baslamıştır bile.. Bazan yavas bazen hızlı, ama işte ruh kendisini yeni bir döngünün içine yuvarlamıştır bile. Degisime olan ihtiyacınızın o karsı durulmaz gücü, sizi de önüne katıp götürmeye baslamıstır çoktan. Siz ya da O farketmese de alıskanlıklarımızı yavas yavas degistirmeye, yeni mitler üretmeye, eskilerin bazılarını tümden terketmeye, bazılarını ise sevimli kılmaya, sivri yanlarımızı törpülemeye baslamışızdır artık. Hatta öyle ki içinde bulundugumuz bu yeni eylemli halimizden hoslanmaya basladıgımızı da fark ederiz, ama hala samimi itiraflardan korkar haldeyizdir. Hem ona hem de kendimize.Ruhumuza acı verecegini düsünür ve hem bunu hemde diger hissettiklerimizi hala ne kendimize ne de karsimizdakine belli etmemeye çabalar dururuz.

Düsüslerimizin baziları da işte tam bu sırada gelmeye baslar. Kendimizle, kendimizdeki degisim ve iç hesaplaşmalarla o kadar mesgul bir durumdayızdır ki, karsimizdaki kisinin ne durumda oldugunun, onun kendi iç sorgu ve hesaplaşmalarının nasıl bir sarmal döngü içinde oldugunun ayırdında olmaz, giderek ilgisizlik ve umarsızlıklara sürüklendiginin trajik aymazlıgına düşüveririz. Öyle ki an gelir, o fırtınalı rüzgar dinmiş ve geçen bu gri zaman boyutunda, sizi fethedenin duruşunda bir yabancılasma ve hüzün dalgası kıyılarınıza vurur hale gelmiştir bile.

Baslangiçta sizi asla kırmayacak gibi görünen, ılık meltem rüzgarları ile saçlarınızı savuran, şiddetli lodoslarla kale kapılarınızı kıran sanki o degildir de, sizi yeni sancılara yuvarlamak için eline geçen her fırsatı kullanan, tepesinde hüzün bulutları ile dolanan bir insan buluverirsiniz karsınızda ya da bu kez öylesi bir fotograf düşer masa üstüne.. Artık onda da bir tuhaf degisimler baslamistir çoktan, ama siz bunlara hala sagır kör bir sultan edasıyla yaklaşır haldesinizdir..

Trenin istasyondan kalktıgı ve size sallanan elin bir vedayı çagrıştırdıgı sıradır ki, ironik bir şekilde göz görmeye, kulak duymaya başlar. Tam da sizin artik degisimlerinizi ona ve kendinize itiraf edebilecek cesarete sahip olmaya basladıgınız bir sırada bunlar olmaktadır, ama bu noktada son düsüsünüzü yasarsınız. Onun ruhu çoktan yola çıkmış, istasyonda gördügünüz ise bedendir sadece. Ve siz zırhsız, kabuksuz, korunmasız orada öylece kalakalırsınız. Ya kendinize yeni bir kale daha örmek ya da bir zamanlar kaçıp gittiginiz, kalenizin dısındaki o dünyada bir daha, bir daha denemeler yapmak zorundasınızdır. Ama her durumda o kötücül kehanetlerinizden bazıları dogru çıkmıstır. Kurguladıgınız o seradaki hayat yeniden alt üst olmuş, yaban sarmaşıklar camlarınıza yeniden kol atmıştır.

Aslında hiçbir zaman aslı astarı olmayan yine bir sıfırdan baslama, alıskanlıkları yeniden üretme, kendimizi iyi etmeye dair mitolojik öyküler yalanımıza sarılma zamanı bir daha gelmiştir.

Hayatınızda bir daha hiç birsey ona rastlamadan önceki gibi olmayacaktır. Gelecek, asla temiz ve aydınlık bir bahar sabahı gibi güneşli baslamayacak, aksine geçmisin izlerini üzerinden silemeyecek bir şekilde başlayacaktır diye öykünün satırları beyaz kagıda tam dökülmek üzereyken, kalenin kapılarında esen sert lodosun sesi tekrar duyulur…

Ruhumuzun yorgunlugu bu med cezirlere dairdir ve inanın bu ölümlü hayatın tuhaf seremonisi, bilincimiz de dahil bir türlü çare etmemiştir ironik hüzünlü bu öyküye…

İnsanoglu bir tuhaftır severken yeniden dogar, sevmeye devam ederken de ölmeye yatar… Sanki dogum anına ölümün bir hatırlatması, kaçınılmaz olana dair bir müdahalesidir.

Ama varolabilmenin bu dayanılmaz hafifliginde zaten nokta kadar kısa olan hayata ve insana dair bu öykünün, galiba tek sevinçli imkanı da yine aşktır ...

ismail bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

'itirafların dayanılmaz hafifliği' yazınız okudum, sonunu getirmek zordu fakat zaman olarak, malumunuz yazı karakterleri biraz küçük. Ama okudukça devam etmek zorunda bırakırcasına akıcı, esasen çekici olması, gözüm ağrıdı ama okuyacam dedirten bir yazı. Blogları okudukça eziliyorum nedir bunları böyle döktürten. Mutlaka deneyim. Buna benzer her yazıyı okudukça tek soru aklıma geliyor; önemli şairler yıllara meydan okuyan sözleri nasıl, ne zaman, ne düşüncelerle yazıyorlar. Elinize sağlık.

ismail 
 21.03.2008 22:29
Cevap :
sevgili genç dostum,hayat böyle bir şey..biz yaşadık,deneyimledik ve bizden arta kalanları sizlere bırakıyoruz..umarım siz de gelecekte sizden sonrakilere dün ve bugünden bir şeyleri bırakırsınız...gelecek dedigimiz şey de eminim böyle bir miras üzerinde şekillenecektir..sevgimle kalın..  22.03.2008 1:00
 

kendinin cellâdıdır onlar, her gün boynuna geçirdiği ipi biraz daha düğümler yalanları. bir gün ölüm kokusunu alan polis kapıya dayanır. cinayetin katilinin elleri kelepçede, maktul ise içi boşalmış halde yerde yığılı yatmaktadır. kendi ile vedalaşma zamanı gelmiştir ve hala itiraf edemez suçlu, “ evet, ben kendimi öldürdüm” diyemez. yalanlar ve itiraflar, dirim ve ölüm kadar can alıcıdır… boyunlarındaki ipe değil, hayata asılmak niyetinde olanlara uzattığın anahtarlar ve elin için teşekkürler. sevgilerle

ilke Veral Coşkuner 
 19.03.2008 13:56
Cevap :
...bütün çatışma,hayal kırıklıkları ve sürprizlerine ragmen yaşam ve kendisi ile barışık ilişkiler sürdürebilme,hayatta her zaman sevilesi olanı görebilme becerisini sürdürme yetenek ve cesaretinde olanların aydınlık yüreklerinden de ben öpüyorum...  19.03.2008 19:08
 

"Beni mutlu edecek tek şey aşk" derken, aynı anda hüznü ve korkuyu davet ettiğimizi bilmiyoruz, en mutlu anımızın refakatçileridir onlar. H.Uluç'undu bu söz ve çok gerçekçi gelmişti banada. Parmakla sayılabilecek aşkların haricinde kalelerimizi iyi korumak lazım, dönüp-dolaşıp saklanıp, oyunumuzu sürdüreceğimiz tek yer (Ne yazık ki) Sevgilerle.

ROSEMOON 
 16.03.2008 12:49
Cevap :
sevgili rosemoon,ben de diyorum ki o kaleler işe yaramaz kalelerdir.Bizi oyalar,diplerde dolaştırır,süreli hayatımızdan takvim yaprakları düşürür,ama dönüp dolaşıp geldigimiz yer biraz daha eksiklenmiş bir ömrün yanık türkülü vadisidir..o vadideki çiçekleri özenle saklayalım,ama ruhu çarmıha germeyelim:)sevgimle kalın..  16.03.2008 18:33
 

iç seyahate çıkardın beni. Yıkılan surlarımı, delinen zırhlarımı, ruhumun çıplak üşüyen resimini, herşeyi gördüm...Elimden tutmasan, korkacağım karanlıklara indim. Kendime söylediğim yalanlardan, kendimi affettim...Ama kalemi yalanla yıkanları kör bir kuyuya hapsettim...İçimi gezdirdiğin için sağol...sevgimle tuttum satırlarını, elin niyetine...

güzaltı 
 16.03.2008 12:16
Cevap :
Güzün üstüne koca bir kışı koyan, oradan da soguk ama beyaz karların üzerinden kayarak bahara da gülümseyen güzel gözlerle bakmayı becerebilecegine inandıgım sevgili çocuk...elimden tutarak çıktıgın bu seyahatte bildigim bir şey varsa,o da ruhunun rengarenk ve sıcak bir nehir gibi oldugudur..sen güzel günlere dogru akacak ve daha nice vadilerde türküler yakacaksın..Umuyorum ki sen kalelere ve kalede kalanlara ise umut olsun diye daha çok mavi mendiller sallayacaksın...bir yanı kırmızı bir yanı ise mavi olan yüreginden öpüyorum güzel kadın..  16.03.2008 18:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 91
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 37
Ort. okunma sayısı
: 1037
Kayıt tarihi
: 09.01.07
 
 

Ankara SBF'yi bitirdim. Öğrencilik yıllarında gazetecilik, sonrasında uzun yıllar özel sektörde ü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster