Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Haziran '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
665
 

İyi düşün! Hiç birisi değişmedi… (1)

İyi düşün! Hiç birisi değişmedi… (1)
 

Demokrat Parti (DP): Dünü ve Bugünü
Atatürk’ün ölümünden sonra CHP’de oluşan muhalif gruplardan, adına "Dörtlü Takrir" denilen grup, Meclis'e, ülke ve parti yönetiminde liberal düzenlemeler yapılmasını isteyen bir önerge sundular. Bu önergenin Meclis'te reddedilmesinin ardından, Dörtlü Takrir’e imza atan; Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan CHP’den ayrılarak 7 Ocak 1946 tarihinde Demokrat Parti’yi kurdular. Partinin genel başkanlığına Celal Bayar getirildi.
Demokrat Parti siyaset ve ekonomide liberal düzenlemeleri savunuyordu. Zamanla DP’nin içinde çıkan anlaşmazlıklar neticesinde Fevzi Çakmak, Yusuf Hikmet Bayur, Kenan Öner, Osman Bölükbaşı, Sadık Aldoğan ve Yusuf Kemal Tengirşenk partiden ayrılarak 1948’de Millet Partisi’ni (MP) kurdular.

DP, 1948 ve 1949 seçimlerine, seçime güven duymadığı gerekçesiyle MP ile birlikte katılmadı. 1950’de yeni seçim yasasının kabulünden sonra yapılan genel seçimlere katıldı ve 487 milletvekilliğinin 408’ini kazandı. Böylece ilk DP hükûmeti kuruldu. Celal Bayar partisinden istifa etti ve Cumhurbaşkanı seçildi.

DP’nin birinci iktidar dönemi (1950-1954)

Liberalleşmede önemli adımlar atıldı. Batı yanlısı bir dış politika izlendi. Yabancı yatırımlar desteklendi. Ezan’ın Arapça okunması ve radyoda dinî programlar yapılması yasağı kaldırıldı. Okullara din dersi kondu. 1950’de Kore’ye asker göndererek Türkiye’nin 1952’de (Mehmetçiğin kanı karşılığında)) NATO’ya girişinin temelleri atıldı. 1954'te laiklikten uzaklaştığı gerekçesiyle Millet Partisi kapatıldı.
1953'te Balkan Paktı’na girildi.

Demokrasinin savunuculuğunu yapmak üzere iktidara gelen DP, iktidara geldikten sonra ve iktidarda kaldığı 10 yıl boyunca özgürlükleri kısıtlamaya, hükûmeti eleştiren gazetelere ağır cezalar ve sansür uygulamaya devam etti. 1954'te yapılan seçimlerde, 541 milletvekilliğinin 503’ünü kazanarak ikinci kez iktidara geldi.

DP’nin ikinci iktidar dönemi (1954-1957)

Türkiye 1955’te Bağdat Paktı’na girdi. Bu dönemde iktidar ile muhalefetin arası iyice açıldı. İktidar baskıları daha da arttı. Ekonomide olumsuz gelişmeler görülmeye başladı. Parti içindeki anlaşmazlıklar partinin bir kez daha bölünmesine ve 1955’te Hürriyet Partisi (HP) nin kurulmasına neden oldu.

1957 Genel Seçimleri'nde oyların % 47, 70’ini alarak 610 milletvekilliğinden 424’ ünü kazandı ve üçüncü iktidar dönemi başlamış oldu.

DP’nin üçüncü iktidar dönemi (1957-1960)

İktidar ve muhalefet arasında sokağa taşan sert tartışmalar yaşanmaya başladı. Bunun neticesinde iktidar tarafından çeşitli baskı önlemleri alındı. Vatan Cephesi kurularak partinin gücü ülke genelinde kanıtlanmaya çalışıldı. Muhalefetin etkinliklerinin soruşturulması için TBMM içinde Tahkikat Komisyonu kuruldu. CHP lideri İsmet İnönü’nün TBMM’deki konuşmasını yasakladı.

Baskılar sonucunda 28-29 Nisan 1960’da Ankara ve İstanbul’da üniversite öğrencileri olaylı protesto gösterileri düzenledi. 21 Mayıs’ta Harp Okulu, başkentte bir gösteri yürüyüşü düzenledi.

Başbakan Adnan Menderes gösterileri yatıştırmaktan uzak davranarak radyoda yaptığı konuşmada, "kışkırtmalara kulak asılmamasını!" söyledi. Ege bölgesine giderek İzmir, Bergama ve Manisa’da CHP'yi eleştiren konuşmalar yaptı.

Ve… 27 Mayıs 1960’ta silahlı kuvvetlerin yaptığı bir darbeyle hükûmet devrildi.

***
Sonuç:
Demokrat Parti’nin 1946-1960 yıllarında iktidarda olduğu dönemde gerçekleştirdiği ekonomik girişimleri toplumun fakir kesimini kısa vadede mutlu etti, ancak halkın fakirleşmesini önleyemedi. İthalatın aşırı derecede artmasına sebep oldu. Atatürk zamanında millî servet adına kurulan uçak motoru, traktör ve basma fabrikaları, uygulanan yanlış politikalar yüzünden kapatıldı. (Tıpkı 1980 sonrası dönemde ve günümüzdeki AKP iktidarının uyguladığı politikalarda olduğu gibi.)

DP, Batı ile sıkı bir bağımlılık ilişkisine girdi. Bu bağımlılık öyle bir hale geldi ki Atatürk’ü örnek alan Cezayir halkının bağımsızlık hareketine bile sırt çevirip Batı’nın yanında yer aldılar.

CHP’nin, Atatürk’ün ölümünden sonra Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yaptığı Türkiye’nin özgürlüklerinin kısıtlanmasını ve ABD’ye bağımlı hale gelmesini hazırlayan ikili anlaşmalara, DP’nin iktidar olduğu dönemde de aynen devam edildi. (İlk anlaşma 1945 tarihinde imzalandı. Borç alma ve kiralamalarla ilgiliydi.)

1954 – Uluslar arası petrol şirketlerinin adamı Max Bell’in hazırladığı ve Atatürk’ün çok önem verdiği petroldeki devlet tekelini kaldıran Petrol Yasası çıkarıldı. Bu yasanın 136. Maddesi şöyleydi: Bu yasa yabancı şirketlerin izni olmadan değiştirilemez. (AKP iktidarı zamanında çıkan Petrol Yasası’na bir göz atmanızı öneririz…)

1954 - Vergi Muafiyetleri Anlaşması imzalandı. Yalnızca Amerikalıların yararlandığı bu anlaşma, ABD şirketlerine vergisiz, gümrüksüz, denetimsiz ve yargı organlarından uzak, yasa üstü bir statü tanıyordu. (Günümüzün Gümrük Birliği Anlaşması ile aynı benzerlikte…)

1956- Tarım Ürünleri Anlaşması imzalandı. 1963 yılında yürürlüğe giren bu anlaşma ile ABD Türkiye’ye 46, 3 milyon dolarlık ( o zaman 1 dolar 10 Lira'ydı) buğday, arpa, mısır, dondurulmuş et, konserve, sığır eti, don yağı ve soya yağı satacaktı. Bu ürünler Türkiye’nin temel ürünleriydi ve bunlar ABD’nin eşit olmayan rekabetine terk ediliyordu. Bu anlaşmanın 2. ve 3. Maddeleri daha vahimdi. 2. Madde: Türkiye’nin yetiştirdiği ve bu anlaşmada adı geçen ya da benzer ürünlerin Türkiye’den yapılacak ihracatı Birleşik Devletler tarafından denetlenecekti. 3. Maddenin b bendi ise, Türk ve Amerikan hükûmetleri Türkiye’de Amerikan mallarına karşı talebi artırmak için birlikte hareket edeceklerdi. (Günümüzde kabul edilen Tarım Yasası’na bir göz atmanızı öneririz…)

1958 - Amerika’ya Türkiye’de askerî üs kurma izni verilerek ABD’nin Türkiye’deki adı konulmayan işgalinin ilk adımlarının atılmasına sebep oldu.

1959 - İstimlâk ve Müsadere Garantisi Anlaşması imzalandı. Millileştirme işlemlerinde muhatabın ABD hükûmeti olmasını kabul eden bu yasaya Erzurum Milletvekili Sabri Dilek, “Bu anlaşmanın kabulüyle kapitülasyonlar geri getirilmektedir. Bu anlaşma ile Amerikalılara açıkça imtiyaz verilmektedir” sözleriyle itiraz ediyordu. (ABD’ye verilen imtiyazlar günümüzde de artarak devam etmektedir.)

Bugünkü Demokrat Parti (2007)

Cumhuriyet mitinglerinde halkın “birleşin” çağrısı üzerine Anavatan Partisi (ANAP) ile Doğruyol Partisi (DYP) birleşerek parti ismini Demokrat Parti (DP) olarak değiştirmeye karar verdiler. Ancak bir türlü anlaşamadılar. Sonuçta, 1983 yılında kurulmuş olan Doğru Yol Partisi adını ve logosunu değiştirerek 27 Mayıs 2007 tarihinde (ihtilâlin yıl dönümünde) Demokrat Parti (DP) adını aldı.

Bugünkü Demokrat Parti, namı diğer Doğru Yol Partisi (DYP) hakkında bir fikir sahibi olabilmeniz amacıyla, geçtiğimiz gün bir televizyon programına çıkan DP milletvekili adayı iyi eğitimli (1979 doğumlu olup yaşını büyüterek aday olan - gazeteler ) ve ağzı laf yapan bir genç hanımın, Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü tarifinde kullandığı Türkçe (!) kelimeleri dikkatlerinize sunuyoruz:

KARİZMATİK, VİZYONER ATATÜRK!..

Bugünkü DP adayının, Atatürk’ü tarifinden, bu ülkeyi hangi zihniyetlerin yönetmeye talip olduğunu, oy kullanırken bir kez daha düşünmenizi, ülkemiz adına rica ediyoruz.

İyi düşünün! Hiç birisi değişmedi…

Derleyen: Tülay Hergünlü

Kaynak: www.wikipedia.org, Metin Aydoğan, Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Elinize, zihninize,ve yüreğinize sağlık Tülay Hanım. 1946 da çok partili sistemle başlayan ve Demokrat Partinin öncülüğüyle başlayıp hala devam etmekte olan bağımlılık ve gerileme hareketlerini O kadar güzel özetlemişsinizki: Takdir etmemek mümkün değil. Siyaset ilmine yabancı olduğum için vazgeçilmezliğini bir türlü anlayamadığım çok partili sisteme halen karşıyım. Bence DP nin ilk icraat olarak ezanı arapçalaştırması ve CHP nin mallarına el konmasıyla gidişatı su yüzüne çıkmıştı. Sonunda biri ipten kurtuldu ama diğeri makus kaderine teslim olmak zorunda kaldı. Anlayamadığım bir şey var. Neden bu insanlar kendi çıkarları için memleket menfatlelerini bu kadar acımasızca heba edebiliyorlar? Neden halkımız ilk meclisin kuruluşunda olduğu gibi kendi yöresinden bildiği tanıdığı ve güvendiği kişileri seçip bağımsız milletvekili olarak meclise gönderemiyor ve bu insanlara hiç kimsenin etkisi altında kalmadan kendi hür iradeleriyle fikirlerini söyleyebilme imkanı verilmiyor? Yerim bitti. Say

Hilmi Polat 
 19.06.2007 18:46
Cevap :
Merhaba, Yorumunuz için teşekkür ederim.Siyaset ilminden bende anlamıyorum ancak üç yıldır hasbel kader içine düştüm. Düştükten sonra da ülkemde olan bitenleri çok daha iyi anlamaya ve daha çok üzülmeye başladım.Sorun pek çok siyasetçinin "önce vatan" değil "önce ben" demesinde ve bir o yana bir bu yana sürekli saf değiştirmesinde yatmaktadır. Lider sultası ve parti içi demokrasinin olmaması da büyük etkendir. Bağımsız milletvekilliği düşüncenize aynen katılıyorum.Saygılar  21.06.2007 9:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 495
Toplam yorum
: 631
Toplam mesaj
: 80
Ort. okunma sayısı
: 1100
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

Ankara doğumluyum. İstanbul'da uzun yıllar özel sektörde çalıştım. Halen, kayıtlı-ruhsatlı malî m..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster