Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '07

 
Kategori
Arkeoloji
Okunma Sayısı
494
 

İyi kazıcı olmak

İyi kazıcı olmak
 

Prehistorya bölümünü kazandığımda ilk aklıma takılan şey benim ne zaman kazmaya başlayacağımdı, eminim ki bir çok arkadaşımda benimle aynı şeyi düşünüyordu. İkinci dönemin ortalarına doğru heyecanımız bir hayli artmıştı. 'Ne yapacağız, acaba bizi de kazıya alacaklar mı?' gibi sorular aklımızı karıştırıyordu. Bunun için bir hayli kafa yorduğumu hatırlıyorum.

Bize o ekipleri oluşturacak sorumlular, performansımızı görmek için çeşitli işlere sürmeye başladılar. Okulumuzun en ücra köşelerindeki tozlu depolar bizleri bekliyordu. İşimizi bitirince, o zamanki heyecanımızdan ötürü olsa gerek, “evet, ben bu bölüm için yararlı bir şeyler yaptım"ın mutluluğunu hissediyorduk hepimiz.

Okulun ilk senesi bitiyordu artık ve bir çok arkadaşımın gideceği yerler belli olmuştu bile. Ben de diğer arkadaşlarım gibi bir ekibe dahil oldum. İlk tozu orada yuttuktan sonra geri döndüğümde geçirdiğim o yirmi günlük deneyim beni bölümüme sıkıca bağlamaya yetmişti.

İkinci senemizin yazında tam kırk altı günlük bir kazı maratonu daha beni bekliyordu. O kırk altı gün bana bir çok şey öğretti. Kafamdaki düşüncelerin pekişmesini sağladı. İki senenin sonunda iki kazı görmüş ve bu gittiğim kazılarda başka kazıları ziyaret ederek bir çok kazı sistemiyle karşılaşmış oldum.

Bundan sonra aklıma takılan o kocaman soru işareti “niçin kazıyoruz”. Aslında çok basit bir cevabı var bu sorunun; toprak altından çıkardığımız malzemeye dayanarak geçmiş hakkında fikir yürütme. Cevap bu kadar kolay gözükse de uygulamanın bu kadar kolay olmadığını düşünüyorum.

Hepimiz kazıyorduk, arkadaşlar, yabancı arkeologlar, hocalarımız ve bizimle beraber bir çok ekip. Bir arkeolojik kazı aslında önemli tahribatlardan biri sayılıyor bir çok görüşe göre.

Peki amaç ne olmalı diye bir soru daha kurcalamaya başladı beynimi. Acaba toprak altında ne varsa ortaya çıkartıp bütün bir alanı gün ışığına çıkartmak mı? Yoksa yorumlanabilinecek kadar alanı kazıp daha özenli ve daha hızlı bilgiye ulaşmak mı?

Alan kazıldıktan sonra çıkan malzemenin ayrıldıktan sonra bir inceleme yapılmadan çuvallara doldurulup senelerce bir köşede kaderlerine terk edildiklerine kendi gözlerimle şahit oldum. Müzelerin depolarında, kazı evlerinin bir köşesinde yıllarca bekleyen malzeme kutuları, rutubetten parçalanan çuvallar...

Arkeoloji bu mu olmalıydı? Toprağın altın ne varsa çıkarıp bir köşeye bırakmak mı? Bunların yanında da bir soru daha geliyor yine aklıma belki de hiç haddim olamayarak soruyorum büyüklerime “iyi kazıcı olmak mı? İyi arkeolog olmak mı?"

Acaba iyi kazmak, profilleri pasta dilimi gibi pürüzsüz kesmek, ne var ne yok ortaya çıkarıp anakayaya ulaşmak gibi özellikler sizce hangi seçeneğe dahil?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızı okuduğumda geçmiş günlerim akılma geldi..Her ne kadar ben bir kazıya gidip 3. gün kaçmış olsam da (bu da ayrı bir hikayedir...) kazı nasıl yapılır ve ortam nasıldır tabii ki de biliyorum. arkeoloji başlı başına bir tahribattır bu doğru bir nokta. Ama dediğiniz gibi bu tahribatın ötesinde çıkarılan materyallerin müze depolarında çürümesi tahribatların en hazinidir. Hem tarihi aydınlatma görevi görüp hem de yok etmek ancak bize nasip olur sanırım. Bir Arkeoloji öğrencisi olarak yazınız için size teşekkür ederim. Saygılar...

Nonethelessh 
 24.07.2007 12:35
Cevap :
Birilerinin okuyupta yorumlaması çok hoş, arkeolojiye değer verilmeyen bir ülkede birileri bu iş için zaman harcıyor :)))  24.07.2007 22:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2435
Kayıt tarihi
: 29.06.07
 
 

1981 yılında İstanbul ilinin, Fatih ilçesinde doğdu. İlköğrenimini ve Orta 1. sınıfı Fatih'te okudu...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster