Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
3847
 

İyi ki doğurdun beni anne...

İyi ki doğurdun beni anne...
 

Bundan 23 yıl önce belki de aldığım ilk nefeste aklımdan birşeyler geçiyordu geldiğim bu değişik yere dair... Belki bu dünyaya baktığım şaşkın gözler daha o günden anlamlandırmaya çalışıyordu dünyayı... İlk nefesle gelen o ciğer acısı... Küçük, buruşuk bir bebeğin pınarlarından gelen ilk yaşın sebebiydi belki...

Haziranın ortasında doktora yetiştirilemeden evdeki emektar somyada doğuvermişti Betül... Yedi yaşında bir çocuk olan dayısı doğar doğmaz ona ilk oyuncak alan kişiydi... Adını ise sonraları çok seveceği amcası koymuştu... Adana'nın sıcağında isiliklere boğulmasın diyerek götürüldüğü Karataş sahillerinde 40 gününü tamamlamış, kocaman bir bebek olmuştu...

Zaman geldi, zaman geçti... Dört aylıkken ilk dişini çıkardı... Kendisinden sadece 16 yaş büyük olan annesi hiç saçı olmayan Betül'e tokalar, zamanın modası koca saç bantları takmaya başladı... Kış aylarında yeni öğrendiği örgü modelleriyle kazaklardan pantolonlara, elbiselere kadar herşeyini yünden örüyordu... O sıralar terzilik yapan anneannesi de neredeyse her hafta yeni bir elbise dikerek Betül'ü giydirip süslüyordu...

Babasının sesinin müdavimi olan bu küçük bebek, babası şarkı söylemeden uyumazdı... Babası şarkı söyledikçe Betül'ün başı omzuna düşüverirdi... Babası yağlı boya tablolar yaparken, o boyalarla oynamaya bayılırdı... Babası sanki tuvallerin üzerine yeni bir dünya çizerdi... Rengarenk...

Konuşmayı henüz bir yaşını doldurmadan öğrenen bu minik cadının en güzel eğlencelerindendi hikayeler uydurmak annesiyle beraber... Yine Karataş sahillerine gitme vakti geldiğinde dalgalardan kaçmaya çalışırken öğrenmişti yürümeyi... "Dalga beni yakalayamaz... Dalga beni yakalayamaz..." diye diye atmıştı ilk adımlarını... Dünya bir oyun yeriydi ona kalsa...

Toprakla oynamaya bayılırdı her çocuk gibi... Topraktan pasta yaparken, kırmızı çiçeklerle de bici bici yaparlardı en tatlı arkadaşıyla beraber... Sarıçama pikniğe gidildiğinde topladıkları çam yapraklarından taç örmeye çalışırlardı...

Üç yaşlarına geldiğinde hala kafasında iki tutam saçı yoktu... Yine de annesi var olan bir tutam saçını kesip saklamak için yanıp tutuşuyordu... Nitekim istediğini de yaptı... Var olan azıcık saçından kesebildiklerini gazete kağıdının içinde saklayıp Betül'e yıllar sonra bir hatıra olarak verdi...

Altın saçlı, o küçük kız ben miyim gerçekten? Bugün buna inanamıyorum... Ve hayatım boyunca, anneme sarılıp uyuduğum o günlerdeki kadar, babamın fırçalarla harikalar yarattığını izlerken büyülendiğim kadar, ekmeğin içiyle bir lokma bal yediğim her sabah kadar mutlu olmayı diliyorum... Ben yine çocuk olmak istiyorum...

İyi ki doğurmuşsun beni ama, tekrar doğursana anne!

16.06.1984/16.06.2007 Bak işte babalar gününden yine bir gün önce...

- bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İnsanın kendi küçüklüğünü bu kadar güzel anlatması kolay değil... İyi ki doğmuşsunuz... Nice güzel yıllara...

Ahmet YILMAZ 
 16.06.2007 18:07
Cevap :
Teşekkürler:)  17.06.2007 11:28
 

Nice mutlu senelere...

Hoşsada 
 16.06.2007 14:24
Cevap :
Teşekkürler:)  17.06.2007 11:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 35
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2340
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Programları ve Öğretim Ana Bilim Dalında Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster