Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mayıs '18

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
308
 

İyi ki Varsın Edebiyat

İyi ki Varsın Edebiyat
 

“İtalya’da tarlakuşlarını hiç durmamacasına öttürmek için ateşle kıpkızıl kızartılmış toplu iğne uçlarıyla cızz diye bir gözünü, cızz diye öteki gözünü yakarlar. İki gözü kör olan tarlakuşunu bir kafese koyarlar. Mavi, açık, duru göklere özgür uçmaya alışkın kuş, ilkönce gözlerini örttüğünü sandığı kapkara paçavrayı tırnaklarıyla paralamaya çabalar ve zavallı kendini bir kat daha yaralar. (…) Çırpınır, çırpınır, her kanat vuruşu katı kafese çarpar, acır, acır! Kara gece aşılmaz bir kara duvardır. Uçucu kanatlardan kat kat güçlü, iç hızıyla ötmeye koyulur, öter, öter…”

Ben bir tarlakuşu değilim… Şarkı da söyleyemem… Yazarım sadece. Yazarım derken kastım yazmaktan yana.  Yoksa ben haddimi bilirim. Yazar olup olmadığımıza biz değil, zaman karar verir çünkü. Yoksa eli kalem tutan herkes yazar, şair…

 Zamanım olsa durmamacasına yazacağım. Dili kötü kullandığımı söyleyenlere inat, hiç ara vermeden, tarlakuşunun ötmesi gibi. Mümkün olsa nefes bile almadan… İnsan nefes aldığında yaşadığını hissediyor ve canının yandığını… Oysa yazarken nötr  durumda oluyorum.  Güzel şeylerden söz ediyorsam mutlu, yaşamın anlamsızlığına dair yazıyorsam hüzünbaz oluyorum.

&

Edebiyatın mutsuzluktan ve acıdan güç aldığı savı kabullenildiğinde, insanların hiç  durmadan yazmaları için tarlakuşları gibi gözlerinin yakılmaları gerekmiyor… Birileri tarafından yüreklerinin yakılması yeterli oluyor çoğu kez. Hiç kimseyle paylaşamadıklarımızı sözcüklere dökerek, kalemle/klavyeyle sırdaş olmanın saklı tadını ancak bilenler bilir. Bilmeyenlere zaten anlatamazsınız…

Sözcükleri bir araya getirmek değildir yazmak. Tıpkı onları alt alta sıralayıp yazmanın şiir olmadığı gibi… Kendi düşünce ikliminizin coğrafyasında yazdıklarınızla dokunabiliyorsanız tanımadığınız ruhlara, duymak istediklerini fısıldayabiliyorsanız kulaklarına ve insanlar satır aralarında bir şeyler bulabiliyorsa kendilerine dair, hayli yol almışsınız demektir.

 Dahası da var tabii, mesela ben, okuduğum metnin içinde kaybolmak isterim… Orada sığınacak bir yer, bir insan ya da herhangi bir şey ararım… Farklı sularda yüzerek, yabancı kıyılardaki yaşamı, yaşama yüklenen anlamı bulmak isterim.  Farklı arzular, tatlar, hazlar keşfetmek isterim. “Yazmak yaşamak”sa, okumak da yaşamı güzelleştirmek olmalı.

Yaşamın renkleri, heyecanı, sevinci, acıları, sızıları her zaman birebir yaşanılmıyor. Yaşasak bile bunları başkalarının da yaşamış olduğunu bilmek bize iyi geliyor. Yalnız olmadığımızı düşündürüyor. Onun için “İyi ki varsın edebiyat!” demek istiyorum. Bazı yüreklerin yanması pahasına…

 

*C.Şakir Kabaağaçlı/ Mavi Sürgün

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sanat dallarından edebiyat ve müzik bana göre ruhu besleyendir. Okuduğum her romanın içinde bulurum kendimi, hissederim dolu dolu, oradakilerden biri benmişim gibi olurum.Kişiye göre değişir elbette ki bu durum. Türk Sanat müziği benim vazgeçilmezimdir çünkü çocukluktan itibaren rahmetli babamın dinlediği o müzik ile dolmuştur kulağım. Güzel bir yazıydı, kelâmınıza kaleminize bereket. Sevgiyle kalın

SAHAFÇA 
 26.08.2018 18:40
Cevap :
"İnsan her gün hoş bir şarkı dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir resme bakmalı ve mümkünse aklı başında birkaç söz söylemelidir ki, dünyevi kaygılar Tanrı’nın insan ruhuna aşıladığı güzel duygusunu silip yok etmesin"diyen Goethe'nin sözlerini hiç aklımdan çıkarmam. Yaşam telaşıyla geçen gün içinde hiçbir şey yapamasak da bir dostumuza birkaç güzel söz söyleyebilir, güzel bir müzik dinleyebilir, en azından gökyüzünü seyredebiliriz...Edebiyat tadında günler dileğiyle, sevgiler.  28.08.2018 12:47
 

Içinde yaşadığımız gayri-ınsani ,gösteriş ve tüketim sakatlığı ile bizleri ozumuze yabancikastiran sistem içinde hepimiz şu ya da bu ölçüde birer "tarla kusuyuz"sanki...O açıdan bu dramatik edebi söylemi önemsiyor hatta içindeki felsefi anlamı da anlayabiliyorum.Ben edebiyat ile felsefenin ayrildiklari değil birleştikleri noktaların peşindeyim.Bir de psikolojinin...Bu açıdan bu değerli blogunuz özelinde "tek başına belki yeterli değil fakat diğer sevgilerle de birkestikce edebiyat sevgisi daha bir ete kemiğe burunebiliyor....Enegunize saygı, edebiyatımıza sevgi ve daimi esenlik dileklerimle...

Ersin Kabaoglu 
 27.05.2018 23:03
Cevap :
Tarlakuşu örneğini bilinçli olarak seçmiştim.Farkında olmanız beni sevindirdi. Edebiyat, felsefe,psikoloji kendi alanlarında her ne kadar tek başına yürüseler de birbirlerini tamamlayan ortak noktaları olduğunu düşünüyorum. Zira konu "insan" olduğunda üçünün birbirinden bağımsız olmaları mümkün görünmüyor bana. Ve elbette "diğer sevgilerle birleştiğinde edebiyat sevgisi daha ete kemiğe bürünüyor." Teşekkürlerimle.  28.05.2018 15:59
 

Yaşasın edebiyat; iyi ki edebiyat var. Anlaşılmadığınız zaman bir tek edebiyat anlar sizi; işte o zaman sözcüklerin büyüsüne kapılır gidersiniz... Elinize yüreğinize sağlık

Nurbanu Kablan 
 27.05.2018 22:16
Cevap :
Ne güzeldir sözcüklerin büyüsüne kapılıp gitmek... Okuduğumuz metnin içinden geçerek bir başka dünyaya açılmak... Ruhumuzdaki buzları eritmek, yüreğimizin karanlığına ışık tutmak... Teşekkürler Nurbanu Hanım. Sevgiyle.  28.05.2018 16:08
 

Tarla kuşu benzetmesi çok anlamlıydı, edebiyatın toplumu dönüştürme ve etkileme gücü nedir bilmiyorum ama ben de varlığından mutluyum Melek hanım, sevgi ile edebiyatla kalın.

Nizamettin BİBER 
 27.05.2018 9:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 216
Toplam yorum
: 1806
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2062
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster