Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Haziran '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
282
 

İyi şanslar sevgilim (11)

İyi şanslar sevgilim (11)
 

XXVI

Neredesin yahu kuzum? Yüzünü gören cennetlik olacak!

*

Merhaba Aslı! Nasılsın?

*

Ben iyiyim de Necati, sen ortalarda yoksun! Yoksa Aslıcını hiç ama hiç özlemedin mi?Aynı şirkette çalışıyor olmamıza rağmen 200 m ilerideki ofisime uğramak bu kadar mı zor??!!

*

Biliyorsun yeni müdür oldum ve işlerim çok yoğun doğal olarak…


*

Ve biz senin müdür oluşunu kutlamadık bile! Çok gocunuyorum ama dayanamayıp ben geleyim dedim…


*

İyi yaptın.


*

Bana hiç öyle gelmiyor ya hadi neyse! Ne de olsa kadın ruhu: her zaman ince ve hassas!


*

Neler yapıyorsun?


*

Her gece aramanı bekliyorum. Takvimden saydım: Tamı tamına 3 ay 2 hafta olmuş senden haber çıkmayalı… Telefonla da arayamıyoruz; ne de olsa Kayserili beyimiz ne aramayı, ne de aranmayı hiç birini sevmez!


*

Haksızlık ediyorsun


*

Asıl sen bana haksızlık ediyorsun!


*

Özür dilerim…


*

Niçin?


*

Sana haksızlık ettiğim için!


*

Özrün kabul edilmedi! Öğlen için işin yoksa sahile gidelim şimdi; laflaşırız biraz…


*

Çok yoğunum; çalışmayı planlıyordum…


*

Saçma! Seni tanımasam beni atlatıyor derdim. Seni tanıyorum ve beni atlatıyorsun!


*

Peki sen kazandın…


Aslı, Necati için THY ’da çoğunca zamanını beraberce geçirdiği, birlikte öğle yemekleri yedikleri, aralarında bir şey geçmemesine karşın çekimin hiç azalmadığı, dışarıdan anlaşılması çok zor, samimi fakat garip türden bir arkadaşlık ilişkisiydi.çok güzel bir kadındı Aslı: 172 cm boyunda, 49 kg ağırlığında, kestane renkli saçlı ve göz renkli, 90-60-90 ölçülerinde, dolgun dudaklı, inanılmaz ölçüde vamp bir kadındı. Necati birçok kadınla beraber olmasına karşın onun kadar güzeline hiç rastlamamıştı. Aynı iş yerinde olmaları sebebiyle ve ötesi başka sebeplerden dolayı-ki bu sebepleri kendi de tam olarak bilmiyordu- Aslı ile beraber olmaya cesaret edememişti. Yine de, neredeyse THY ‘na girdiğinden beri, arkadaşlıkları devam etmişti. İkisi de şirkette üretilen dedikodulara kulaklarını tıkamış, dedikodularda zaman içinde tıkanmış, ilişkileri anlaşılmasa da kabul görmüştü insanlar tarafından. Herkes onların samimi birer arkadaş olduklarına kani olmuştu. “Arabayı sen kullan” dedi Aslı ve arabasının anahtarını Necati’ye uzattı. “benim arabayla gitseydik” diye duraksadı Necati. Ama Aslı reddedercesine başını salladı. Yeşilyurt sahiline kısacık mesafede Necati ecel terleri döktü aslına bakarsanız. Ya Hikmet beyin, ya da Gül hanımın onu görmüş olabilecekleri düşüncesi psikolojisini altüst etti. Kendi düşüncesizliğinden ötürü kendine içinden küfürler savurdu. Bazen en zeki erkekler bile aptal duruma düşebiliyorlardı zeki kadınların karşısında! Arabayı 5. vitese atarken Aslı’nın sıcak eliyle eline dokunduğunda irkildi. “Ne oldu kuzum, nen var?”. Histerik bir şekilde sahile ulaştı; buram buram terlemişti. “Niye bu kadar garip davranıyorsun Necati? Hasta mısın yoksa!”. Aslı kesinlikle aptal bir kadın değildi. Pek tabi Necati’nin ortalıklarda gözükmeme sebebini gayet iyi biliyordu. Önemli olan Necati’nin bu durumu ona, yüzüne bakarak itiraf edip edememesi olacaktı. Bu şekilde Necati’nin ona karşı duygularını deneyebilecekti.


Sahil her daim olduğu gibi, insanı kaybettirircesine, kilometrelerce ıssızdı. Yürümeye başladılar. Necati‘nin ağzını bıçak açmıyordu. Aslı bir süre sordu durdu ve Necati’nin gözlerinin en derinine bakarak, masum ve mahçup bir tavır takınarak, “bana her şeyi anlatmalısın” dedi. Necati anında gözlerini kaçırıp yandaki banka oturdu. Aslı da onun yanına ilişti. Necati denize doğru bakarak konuşmaya başladı.


*

Nereden başlayacağımı bilmiyorum Aslı!


*

Niye bu kadar huzursuzsun, orada başla!


*

Seninle şu an beraber olmamam lazım…


*

Niyeymiş o?


*

Çünkü aşık olduğum kadının ailesi bu muhitte yaşıyor!


*

Bunda ne sakınca var ki? Biz sadece ARKADAŞIZ…


*

Bunu ben biliyorum ama senden-benden başka kimse bilmiyor bunu!


*

Benden hiç bahsetmedin mi yani?


*

Evet!


*

Peki neden?


*

Bilmiyorum…


*

Adı ne sevgilinin?


*

Özüm…


*

Değişik bir isimmiş! Nasıl tanıştınız?


*

Aslında tanıştırıldık; Mustafa ve Naz tanıştırdı bizi…


*

Koca kafalı Mustafa mı?


*

Evet.


*

Onu seviyor musun?


*

Hem de delicesine!


*

Peki o zaman sorun ne Necati? Seni uzaktan uzağa seyrediyorum; çok durgunsun!


*

Kendimi hapis olmuş gibi hissediyorum.


*

Yani Özüm’e hapis olmuş mu?


*

Tam anlamıyla Özüm ile ilgili değil hissettiklerim. Özüm beni çok mutlu ediyor fakat?!


*

Fakat?


*

Kendimi onunlayken ne kadar mutlu hissediyorsam onsuzken bir o kadar mutsuz!


*

Anlıyorum…


*

Neyi anlıyorsun?


*

Onunla olan ilişkinden emin değilsin ve bu yüzden de benden ona bahsetme cesaretini kendinde bulamadın. Çünkü beni kaybetmekten korktun…


*

Ben böyle bir şey düşünmedim hiç!


*

Soruyorum o zaman, niye ona benden bahsetmedin?


*

Ne önemi var ki!


*

Benim için var!


*

Aslı, sen ve ben, biz iyi birer arkadaşız


*

Bu doğru! Sence sadece iyi bir arkadaş mıyız? Gözlerimin içine bakıp söyle…


*

Doğru bulmuyorum!


*

Ya da cesaret edemiyorsun diyelim.


*

Aslı, bu son görüşmemiz olsun! İyi bir arkadaşın olarak benden uzak durmanı rica ediyorum. Bunca yılın hatırına bana bu iyiliği yaparsın değil mi?


*

Sen öyle istiyorsan, tabi ki seni kırmam ama unutma gözden ırak, gönülden ırak değildir. Seni sevdiğimi biliyorsun.


*

Biliyorum


*

Necati bir gün gelecek bilmen yeterli olmayacak, bunu da bil! Bana sorarsan kendini ve ilişkini sorgulamalısın. Aşk dediğin şey hayatı zorlaştırmaz, kolaylaştırır! Ben senin durumunu iyi görmüyorum son zamanlarda, kendine dikkat et! Seni bekleyeceğime emin olabilirsin. Ben Özüm ’den önce de vardım, sonra da var olacağım. Çünkü sen ve ben TWO OF A KIND’ız, bunu değiştiremeyiz. Bana sorarsan benden kaçman çözüm değil.


*

Aslı beni seviyor musun?


*

Evet!!!


*

O zaman bana yardımcı ol. Lütfen bundan sonra benimle görüşme!


*

Sen nasıl istersen…

 

XXVII


Hayat bazen enteresan bir oyuna, oyunlara dönüşebiliyor. Gerçekte kimse bu hayatta, hayat oyunu üzerinde, kendi hakimiyetini kuramıyor. Çünkü oyuncular ve oyunlar sürekli değişiyor. Herkes kozun kendisinde olmasını isterken, jokerler şans ile vuruyor kişiye bazen konken oyununda. Ya da bazısı çıkıp hile yapıyor, blöf yapıyor poker oyununda, oyunu kendine doğru çevirmeye çalışıyor. Sürekli bir mücadele söz konusu oyunu kazanmak için. Oysa gerçek anlamda kazanan kimler? Kimler gerçek anlamda oyuncu olmadan bu hayatı istedikleri gibi yaşıyorlar? Mutluluk acaba hayat oyununu doğru oynayabilmek mi? Kuralları, oyunları yaratan insanlar mı koyuyor? Yoksa kendini oyuncu sanan insanlar sadece birer oyuncaktan ibaretler mi? Kurulu bir oyuncak mı onlar? Şurası kesin ki hayat her insan için yaşanması gereken bir mücadele. İnsan bu mücadeleyi ne kadar bilinçlendirirse bilinçlendirsin sonuçta yaşaması gerekenlerin dışında bir şey yaşamıyor. Her seferinde deniyor değiştirmek için bir şeyleri ve hak ettiği ölçüde değiştirebiliyor. Ama her keresinde yardım alıyor. Kendim yapıyorum dese de yardım dileniyor, olması, olabilmesi için. Bülent örneğinde olduğu gibi, bazen yenik düşüyor hayatta onca bilmesine karşın, Özüm örneğinde olduğu gibi, bazen de hep kazanan taraf oluyor. Hayat kendi kurallarını kendi koyarken, insanlarda öyle ya da böyle bu kuralları öğrenmek için çabalayıp duruyorlar yaşamak için…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 613
Toplam yorum
: 1644
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 287
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric küllerinden doğduktan sonra dünyada büyük değişiklikler olsa da Türkiye'de çok fazla şey değ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster