Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Haziran '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
103
 

İyi şanslar sevgilim(9)

İyi şanslar sevgilim(9)
 

XXI

Özüm hiç olmadığı kadar yaratıcıydı artık resimlerinde. Müşterileri de bunu fark etmiş ve sayıları da günden güne artmaktaydı. Necati ‘nin evine taşınalı beri 2 ay geçmişti. Sınırsız sevişmelerle geçen geceler ve günler, kadın olmanın verdiği özgüvenle beraber, Özüm ’ü olgunlaştırmış, berraklaştırmış, ve hayata karşı duruşunu değiştirmişti. Öylesine mutluydu ki bu durum resimlerine de yansımıştı. Alışık olmadığı biçimde peysaj resimleri yapmaya başlamıştı. O da Necati ile beraber gün doğumunda kalkıyor, terastan izlediği İstanbul’a hayran kalıyor ve onu resmetmek istiyordu. Bu iki ay içerisinde on tablo bitirmiş ve hepsi de en yüksek beherden alıcı bulmuştu. Öyle ki gelecek 6 ay için şimdiden yirmi tane İstanbul manzara resmi siparişi almıştı. Artık atölyesine bile gitmiyordu, yeni evinin terası artık onun yeni atölyesiydi. Bu farklı resim anlayışı ile beraber hayatına yepyeni bir hobi de girmişti o da fotoğraf çekmek. Daha güzel ve özenli resimler yapabilmek için fotoğraf kursuna başlamıştı. Bunun şerefine Necati ona en gelişmiş NIKON modellerinden birini hediye etmişti. Hayatları düzenliydi. Haftada bir, Necati ile beraber ailesini ziyarete gidiyor ve her seferinde onlara sımsıkı sarılıyor, onu dünyaya getirdikleri için onlara şükrediyordu. Annesi çok mutlu, babası biraz durgundu. Sebebini sorduğunda babası yanıtsız bırakmıştı onu. Aynı şekilde Necati’ye taşındığından beri Necati de başkalaşmıştı. Bu durum sevişmelerine yansımasa da Necati’nin derinde bir yerlerinde mutsuz olduğunu hissedebiliyor fakat  buna anlam veremiyordu. Necati’ye bu durumu sorduğunda da yine yanıtsız kalmıştı. “Erkekler farklı yaratıklar, duygularını kadınlar gibi açığa vuramıyorlar herhalde!” diye düşündü. “Ama beni ölesiye sevdiğini biliyorum…”.Dikkatinden kaçmayan diğer bir husus ise Necati’nin ailesiyle hemen hemen hiç konuşmuyor oluşuydu. Garip olan tarafı Necati’nin bu konuda yorum yapmaktan sürekli kaçınmasıydı. Neredeyse Necati’nin ailesini sevmediği sonucuna varacaktı ki birkaç kez annesiyle konuşmasına şahit oldu. İçi biraz olsun rahatlamış olması rağmen ikna olmadı. Babasıyla hiç konuşmamıştı Necati. “Nedir dertleri acaba? Aralarında ne geçmiş olabilir?”. Özüm ’ün bu konuya takmasının gerçekte bambaşka bir  nedeni vardı. Halen test yaptırmamış olmasına karşın hamile olduğunu hissedebiliyordu. Necati ürkmesin diye gizlemişti durumunu.  Necati de her erkek gibi dikkatsiz olduğu için bu durumu ondan saklamak hiç de zor olmamıştı. Annesine çıtlatmıştı. Gül hanım tedirgin olmuş ve evlenmeleri gerektiği gerçeğini hatırlatmak zorunda kalmıştı. Emin olması için ise test yaptırmasını tavsiye etmişti. Özüm Necati’nin tepkisini kestiremiyordu açıkçası. Her şey o kadar hızlı gelişiyordu ki duygularından bu kadar emin olmasa, o bile bu duruma katlanamayabilirdi. Özüm Necati’yi kocası olarak kabul etmişti Olympos’tan beri. Ancak aynı elektriği Necati ‘de gördüğünden pek emin değildi. İçinde kötü bir his vardı. Sanki yaşanan tüm bu sakin ve tatlı hayat, fırtına öncesi sessizlikten ibaretti. Hemen evden çıkıp eczaneye gitti. Annesinin tarif ettiği uygun testi satın alıp eve koştu. Yanılmamıştı idrar testi pozitif çıktı ve hamileydi. Mutluluktan uçuyordu. Anne olmak düşüncesi onu coşturdu. Bir öğleden sonra boyunca, akşam sekize kadar, soyut bir bebek resmi çizdi ve boyadı; bu tabloyu üçüncü ay dönümlerinde Necati’ye hediye etme kararı verdi. Derken kapının açıldığını duydu. Alelacele resmi sakladı Necati’nin bulamayacağı bir yere. Arkasından kapı girişinde soyunan Necati’nin kollarına atıldı ve onu uzun uzadıya, doyasıya öptü. 

XXII

 

Necati Özüm kadar olmasa dahi mutluydu hayatından. Yıllardan beri sürdürdüğü hayat mücadelesi Özüm ile beraber son bulmuştu. Artık kendisini yalnız değil, hayatında yıllardır Özüm varmışçasına, eksiksiz hissediyordu. Yine de tedirgindi: Hikmet beyin bir eş ve baba olarak ailedeki duruşuna hayran olmuş, aynı gücün kendisinde olup olmadığı, olamayacağı düşüncesi, onca mutluluğuna rağmen, kalbinde ve beyninde puslu bir hava yaratmıştı. Öyle ki Özüm hayatına girdikten sonra yıkılan savunma duvarları, onu zayıflatmış ve hayata karşı kırılgan yapmıştı. Bugüne kadar yapmak zorunda kalmadığı kişilik kavgasını şimdilerde başlatmak zorunda kalmıştı. Daha öncesinde, diğer insanlara nispetle daha zeki ve başarılı olması sebebiyle yıllardır kendisini avutuyordu güçlü bir kişilik olduğuna dair. Oysa şu anda hayatında hiçbir zayıflık belirtisi göstermeyen bir yaşam karakteriyle  karşı karşıyaydı.  Yalın, zeki, akıllı, çok güzel ve ailesinden aldığı güç ile kudretli bir insandı Özüm. Aşık ve hayran olduğu bu kadın, onu beş yaşında bir çocuk kadar, korunaksız ve zayıf hissettirtiyordu. Bu yüzdendir ki günden güne ıssızlaşıyordu Necati, kendi üzerindeki psikolojik gücü azalıyordu. Ancak yine de içinde bulunduğu bu durum, Özüm’ e duyduğu aşkın yanında önemini yitiriyor ve kayboluyordu Özüm ile beraberken. Aslında her şey Necati’nin büyümesi ile ilgiliydi. Sadece Necati bunun farkında değildi o kadar.  Sevgiyle büyütülmemiş her insanda bu ve buna benzer duygular öyle ya da böyle mevcuttu. Büyümek bazı insanlar için ne kadar doğal bir süreç ise Necati gibi çoğunluk insanlar için bir o kadar ıstıraplı ve meşakatlidir.  Necati’nin umutsuzluğunun sebebi gerçekte çok basitti. Necati Özüm ’e kıyasla, hatta kıyaslanmayacak ölçüde mutsuz bir insandı. Oysa Özüm hayatı olduğu gibi kabul edebiliyor ve ona sunulmuş hayatı en iyi biçimde yaşıyabiliyordu. Necati ise ona herhangi bir hayat sunulmadığı için tırmalıyordu hayatı, yaşamda yer edinebilmek için. Bir bakıma Hikmet bey gibi ama bir farkla, Hikmet bey bunu başarabilmişti. Oysa Necati henüz yolun başındaydı ve acaba başarabilecek miydi? Bundan dolayıdır ki Necati’nin Özüm ’e olan bağlılığı çılgınca artmaktaydı dünden güne. Onun mutluluğuna yaslanırken tutkuyla aşık olmuştu Necati. Bağımlısı olmaktan korkuyordu bu aşkın ve bağımlısı olmuştu bir kere. Necati Özüm ’e mutlu hissedemeyeceği ölçüde çok aşık  olmuştu.

 XXIII

 

Karanlıkta bir fısıltı duyuldu: “Seni seviyorum”. Cevaben: “Ben de seni”. Derken aralarında aşkın şiiri başladı:

BİRÇİFTTEN

Bir çift ten yüzleşmiş

Örtüşmüş dudaklar

Yoksa ayrılmış mı

Nefes almışlar

Biri diğeri için

 

Sıcaklıkta ürkmüş

Titremiş bir çift ten

Bulaştırmışlar ıslaklıklarını

Birbirinin derinine

 

Oynamış kırılmış kalıpları

Şekilleri karışmış

Kayganlaşmış zeminleri

Bir çift ten ters yüz

Kokular salmışlar

 

Mekanları daralmış

Derinlikleri artmışken

Titreşimleri çoğalmış

Nefesleri azalmışken

Sesleri yankılanmış

 

Fırtına sonrası

Hareketleri donmuş

Bir çift ten bir ten

Zaman yok

Düşünce yok

Hayat yok

Her şey bitmiş

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 613
Toplam yorum
: 1644
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 284
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric küllerinden doğduktan sonra dünyada büyük değişiklikler olsa da Türkiye'de çok fazla şey değ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster