Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '09

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1301
 

İyi veya Kötü olmak !

İyi veya Kötü olmak !
 

İyilik ve kötülük aslında kardeştir. Hangisini benimseyeceğimizi kader mi belirliyor ?


Toplumsal ve dini ahlak kurallarımız gereği, ailemizden hep “iyi bir birey olmak” için yetiştirilmişizdir. Zaten hangi ebeveyn, çocuklarının kötü bir birey olarak yetişmesini ve içinde bulunduğu topluma zararlı olabilecek davranışlar içine girmesini ve hep “kötü insan” olarak anılmasını ister ki ? Elbette istemez. Her çocuk da doğarken kötü olarak doğmaz. Her çocuk doğarken nasıl masum ve güzel ruhluysa, bir o kadar da beyaz ve temizdir. Ruhlarına henüz kötülük namına bir şey işlenmemiştir. Her ne kadar, bazı dinsel inanışlarda adına “kader” denilen o alına yazılma hikâyesinde, her şey embriyo iken yazılmış çizilmiştir dense de, yine de her yeni doğanın dünyaya temiz ve masum geldiğine inanırım ben. Peki o bebeklerin/çocukların ilerideki yaşamlarında kötü bir birey olmayacaklarını ve kendileri gibi çevrelerine de zarar vermeyecekleri garantisi var mı ? Elbette ki yok ! Ama kim, kimin ne kadar kötü olduğunu veya olacağını bilebilir ki ?

Geçmiş dünya tarihine baktığımızda, isimleri kötülük ve zulüm ile eşleşmiş onlarca isim sayılabilir. Örneğin Adolf Hitler sizce iyi bir insan mıydı ? Bugün Almanya’da hala fanatikleri varsa da, birçok dünyalı tarafından pek sevilmeyen bir liderdi. Neden ? Savaş zamanlarında Yahudi ırkından olanları fırınlarda yaktı, birçoğunu kurşuna dizdirdi falan filan. Çoğu tarihçi onun kötü bir insan olduğunu söyler.

Bir başka örnekte daha vahşi bir resim var. Tarihe ‘Kanlı Kontes’ olarak geçen ve tarihteki en acımasız kadınlardan biri olarak bilinen Elizabeth Bathory’nin, yaşadığı 1560–1614 yılları arasında 600’den fazla genç kızı öldürerek kanını içtiği çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Bu kadının, öldürdüğü kişilerin kanıyla banyo yaptığı şeklinde de bazı rivayetler de bulunmaktadır.

Kuzuların Sessizliği filmini bilmeyen yoktur. Bu filme konu olan katil aslında gerçek hayattan esinlenmedir. Cinayetleri ve öldürdüğü insanların etlerini yiyen yamyam Amerikalı Albert Fish, ilk cinayetini 1910’da işlemiş ve arkası gelmiş. Ağına düşürdüğü insanlarla ilk önce masum bir yaklaşımla ilişki kurup, daha sonra da malum canilik planını gerçekleştirmiş. Yamyam ruhlu adam yakalanıp elektrikli sandalye ile idam edileceğini öğrenince, <ı>“Elektrikli sandalyede ölmek ne de büyük zevk olacak” diye konuşması çok dikkat çekmişti.

Bu örnekler çoğaltılabilir. Ama her insanın nasıl kötü olduğu içinde yaşadığı aile ve toplumun değer yargıları ile ölçülmelidir. Onun yaşamında paradoks oluşturan muhakkak bir sekme vardır. İşte o paradoksu oluşturan neden ve oluşumlar ne ise bir anlamda kötülüğe giden yolun başlangıcı da budur. O zaman demek ki, önce aile de bitiyor her şey. Aile de ve toplumda iyilik rüzgârları esmiyorsa, bireyin alacağı rol’de belirlenmiş oluyor.

Yazıyı, ünlü bir eser olan ‘Simyacı’nın yazarı Paulo Coelho’dan bir alıntı yaparak bitirmek isterim.

Leonardo da Vinci; 'Son Aksam Yemeği' isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı... İyi'yi İsa'nın bedeninde, kötü'yü de İsa'nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda'nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı. Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi. Aradan 3 yıl geçmişti. 'Son Akşam Yemeği' tablosu neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci Yahuda için kullanacağı modeli henüz bulamamıştı....

Leonardo'nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı. Günlerce aradıktan sonra Leonardo; bir gün sokakta, vaktinden önce yaşlanmış genç bir berduş adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı. Leonardo; yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi. Çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı ve bencilliği resme geçiriyordu.

Bir zaman sonra, Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan adam; gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle <ı>“ben bu resmi daha önce gördüm” dedi:

Leonardo da Vinci çok şaşırmıştı. Zira bu resmi yaptığını bir tek yardımcıları ve kilise biliyordu. <ı>“Ne zaman?” diye sorduğunda, adam “Üç yıl önce” cevabını verdi.
<ı>- Üç yıl önceydi.. Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce... O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum. Pek çok hayalim vardı. Bir ressam beni İsa'nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti...'

İyi ve kötü her zaman kol koladır. Kardeştir bir anlamda. Hangisinin ne zaman yanımızda olacağı belli olmaz.. Bir filozofun dediği gibi <ı>“iyi basit, kötü ise çok yönlüdür..”


<ı>İyi ve Kötü'nün yüzü aynıdır...
Her şey insanın yoluna, ne zaman çıktıklarına bağlıdır...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2469
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster