Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
102
 

İyiler Kötüler ve Matematik

İyiler Kötüler ve Matematik
 

İyiler kötüler toplumun yolunu bulabilmesi için pozitif bilimler icat edildiğinden bu zamana kadar rehber olmuştur.

Aslında sadece matematik değil, fizik, kimya ve daha birçok bilim dalı da aynı şekilde toplumlara yollarını bulması için rehber olmuştur.

Mantık aynı şekilde insanların işlemlerini düzgünce bir formata yerleştirmelerine yardımcı olmuştur. Matematikle ise iyi kötü nasıl anlaşılır sorusuna cevaplar olarak da

*Toplumsal iyiler toplar, * Toplumsal iyiler birleştirir, * Toplumsal iyiler diğerleri hakkında kesin delil olmadan konuşmaz. * Toplumsal iyiler güce güç katmak için iyiliğin çarpan etkisini kullanmaya çalışır.  *Toplama ve Çarpma iyilerin yoludur. * Kötüler böler, *Kötüler çıkarır, eksiltir, *Kötüler gruplara böler, böldüklerini birbirlerine karşı kışkırtır. *Kötüler dostları düşman eder.  *Kötüler kişi ve toplumlar arasına nifak sokar çatışmalardan beslenir, *Kötülerin araçları fazla, dilleri zehirli, tatlı ve politiktir. *Kötüler olası halk tabanlarının bir araya gelip birbirleriyle samimi olarak sohbet etmelerinden ölesiye korkar. Olur da insanlar gerçekten de birbirlerini doğru olarak ifade  eder ve birbirlerine ikramda bulunur ve akılları çeliniverir ise kötüler aç,çaresiz kalır.

Pozitif bilimlerin en büyük düşmanı genellikle dinin çevresinde bir çıkar elde eden gruplar olmuştur ki, onların foyasını ortaya çıkaran, yapılamaz dediklerinin yapılabilir hale gelmesi, verilen dogmalara dayalı bilgilerin fos olduğunun ortaya çıkması en nihayetinde bir grubu bir anda sefil bir duruma düşürecekti ki bu gücü de elinde tutuyorsa bu grubun Avrupa kıtasında neden engizisyon mahkemelerini devreye soktuklarının nedenlerini anlamak için  çok fazla söze yer bırakmaz.

Bir toplum hatta tüm toplumların birbirlerinden üstün özellikleri olduğuna dair inanç son derece saçma bir şeydir ki dünya devletlerden, devletlerarası mağlup ve galiplerden oluşan bir düzenin devamlılığını sözde hukuk kurallarına göre yöneten ikiyüzlü bir sistemde bazı değerler varmış gibi sürdürmeye devam etmekte olduğundan galipler birlik, mağluplar rakip veya güçlüler birlik, güçsüzler birbirine düşman olduğundan bu sistem bir müddet daha devam edebilir. Kim bilir bizdeki bir söz de doğrulanır; gelen gideni aratır veya eşek varsa semer vuran çok olur misalleriyle açıklanan durumsal ABD gider, Çin gelir de millet ABD’yi mumla arıyor olur…

Aslında toplumlar da bir nevi dünya gibidir. Savaş yoğunluklu olmamakla birlikte dünya bir nevi dünyanın küçük bir modeli gibidir. Bir tarafta zenginler, bir tarafta fakirler. Hafta sonu tatilinin kendilerine dinlenmeleri için verildiğini zanneden fakirler birçok alanda birbirlerinin rakipleri, düşmanları hatta olası gelecekte aynı veya farklı cephelerde savaşacak, savaştırılacak erleridir. Ama onlar genellikle bundan habersizdir. Zenginler ise sayıca az olduklarından gerek okudukları okullar, takıldıkları çevreler açısından birbirlerinden görünmez kalın çizgilerle, sınırlarla ayrılırlar. Güçlüler genellikle devleti, polis ve kolluk güçleri de dâhil tüm güçleri kendileri için kullanırlar. Birçok ülkede fakirlerin ölmesi ile zenginlerin ölmesi aynı derecede öneme sahip olmadığı gibi hukuk açısından da aynı mahkemelerde yargılanmazlar. Bu sadece bir yanıltmacadır. Sınıflar arası geçişler genellikle zor hatta imkânsızdır.

Çoğunlukları birbirlerinin devamlılığı için birlik içinde yaşayan halklar ve çoğunlukları birbirine rakip hatta düşman olduğuna inandırılan halklar koalisyonu olmak üzere iki yapı şeklinde ortaya çıkan devletçiklerden birincisi etkin devlet veya A sınıfı veya 1. sınıf devlet unvanı alırken diğerleri içindeki çeşitlilikleri farklılık olarak anlatılan birbirleriyle sürekli çarpıştırılan halklar ise ikinci sınıf devletleri temsil eder. Misal Almanya’da ciddi oranda hem Protestan hem de Katolik vardır ve bu farklılık onlara Alman ortak kimliği vermekte sakınca görmezken aynı durum Türkiye’de Alevi ve Sünni olarak azdırılmaya daha müsait hale getirilmiştir. Başka bir bakış açısıyla Almanların bundan yaklaşık üç dört asır önce tamamen şehir prensliklerinden oluşan birbirlerinden tamamen farklı bir yapı arz ederken bin yıla yakın birlikte yaşayan Türk ve Ermeniler ayrıştırılmış, hatta birbirleriyle sonsuza kadar bir araya gelemeyecek kadar kavga edecekleri ruhsal kanser virüsü toplumların en hassas yerlerine sokulmuş, Ortodoks Türkler Yunanistan’a sürülmüş,  Kürtler ki çoğunun Karadenizli ortalama bir Türk kadar Türk olabilme ihtimaline karşılık onlara son iki yüz yılda bir kimlik verilmiş ve korkarım Ermeniler- Kürt Türk kırımı dikkatli olunmadığı takdirde iki toplum için de planlandığını bilmemek için hain değilse aptal olmak gereklidir, diğer yandan Türklerin en saf boylarından olan Türk Alevileri ayrı bir unsur olarak 12 Eylül’de denenmiş bir kırışıma uğratılmıştır ki bunda Sünni bazı din adamlarının Aleviler hakkında anlattıkları mum yandı gibi iğrençlik hikâyeleri ne yazık ki toplumları hala ayrı apartman ve gettolara yerleşmeleri yönünde en ciddi baskı, korku ve nefret aracıdır. Birinci sınıf ülkelerde çeşitlilik olan değerler, ikincil ülkelerde ne yazık ki toplum içinde düşmanlık verilesi yapılmak için oldukça müsait bir tuzağa dönüşebiliyor. Bu toplumlarda A klâs toplumlara nazaran birleşmeyi, zenginliği ifade eden değerler diğerlerinde bölünme sebebi olması B klâs devletlerin A klas devletlerin uydusu olduğuna dair ciddi emareler bulundursa da kimse buna pek ihtimal vermek istemez. B klâs hatta C klâs denebilecek devletler veya topluluklar A klâslar için olduğundan nispeten A klâsın fakirleri B ve C klâsların fakirlerine nazaran nispeten çok daha rahat yaşadıklarından A klâs olmalarıyla hem övünür hem de kendilerine galip mafyanın üyeleri gibi bir rol kesmeyi de ihmal etmemekte haklı olduklarını düşünebilirler.

B ve C klâs topluluklar A klâslar içindir.

B ve C klâs halklarda ayrıştırarak yönetme gruplara bölme, savaştırma bir yönetim şeklidir.  Bu kanallar siyasetçiler, din adamları, dernekler, hemşeri örgütleri, işadamı örgütlerince acımasızca kullanırlar. Türkiye’de zaman zaman kullanılan Türk-Kürt veya Alevi- Sünni, Trakyalı-Anadolulu, Kıbrıslı-Türkiyeli son zamanlarda Suriyeli Türkiyeli gibi ayrıştırmalardır. Almanlar soğuk savaş sona ermeden birleşme yoluna giderken ortak kimlik onları aynı topluluk olması için sorun oluşturmazken bu durum B ve C klâs ülkelerde olabilecek bir şey değil görüntüsü vermektedir.

Mesele Türkiye olunca halkın içindeki farklılıkları kaşıyarak buradan bir kazanç elde etme bencilliğindeki asalaklar uzunca bir süre bu toplumu germeye devam edecekler. Bu ayrıştırma bazı yerlerde o kadar güçlüdür ki, şehirli kasabalı, sahil kasabası-dağ kasabası köylü-kentli arasında dahi aşılması zor engeller inşa eder. Bunu bilinçsiz yapar mı bunu ispatlamak zor; hem ne der ünlü bir siyasetçi; “rüşvetin belgesi mi olur?” Bu da tamamen bir şaşırtmacadır; bir rüşvetçiyi, bir sahtekârı Türkiye’de tanımayan yoktur. Aslında asıl kötü olan sahtekârın sahtekârlığını Türkiye’de gizlemeye ihtiyacı yoktur. Bildiğimiz gibi sahtekârlık Türkiye’de uzunca zamandır bir övünç, gurur vesilesidir. Hatta toplumda onlara uyanık, işini bilenler, işi bilip işe gitmeyenler, bal tutup parmak yalayanlar, deniyor; onlar çok seviliyor ve sayılıyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 442
Toplam yorum
: 115
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 313
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster