Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Aralık '17

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
75
 

İyileşmekte Kötülük Aramak

İyileşmekte Kötülük Aramak
 

Rahatsız kişilikleri tanımak için uzman olmak gerekmez belki. Tedavisi için kesin bir uzmana gerek vardır, bunun altını çizmeliyim. Ancak, durumunun “farkına varmayı seçerek bir adım atma cesareti gösterebilen” rahatsızlar, sabırla, azimle ve kararlılıkla kendi zihinleri üstünde çalışarak kendini iyileştirebilir. Zaten “kim tedavi ettiğini, hangi ilaç olmadan tedavi edilemeyeceğini iddia etse de, bunu ispatlamak için türlü çeşit gösterilere başvursa da”  ancak kişinin kendi iyileşme niyeti ile hastalıklar ve sorunlar şifalanabilir. Burada kişinin istemesinin tek anahtar olduğunu görmek önemli. Hatta doktorların olumlu sonuçlanmayan tedavi süreçleri için, hastanın moralsizliğini sebeplerden biri olarak görmeleri de bununla ilgili. Son söz kişinin özgür iradesinde, şifalanmak istemeyeni zorla şifalandıramazsın.

Rahatsızlar, öyle aklımıza genelde ilk gelen türde tuhaf beden dilleriyle kendini gösterir diye genelleyemeyiz. Hatta çoğu “rahatsız” zekalarını etkin kullanarak toplum içinde kamufle olmuşlardır, tespitleri zordur.

Ancak hiçbir şey imkansız değildir, “rahatsız” dedektörü olmaya gerek yok, sadece ilişkide olduğumuz insanlarda bazı temel noktalara dikkat ederek, farkındalığımızı duygusal öykülerle perdelemeden izleyerek kendimiz için tedbirler alabiliriz.

Kişisel gelişim konularıyla ilk tanıştığım yaklaşık onbeş yıl kadar önceki kısa bir dönem, kendi üzerinde çalışarak kendini tanımak ve insan olarak kendine yararlı olabilmenin yollarını öğretmeye çalışan kişilerin derviş gibi, dünya işlerinden elini ayağını çekmiş olması gerektiğine inanırdım. Kişisel gelişimin, dünyada yaşarken kullanılabilecek yararlı bir araç olduğunu fark ettiğim döneme kadar da, rehber durumundaki kişilerde bu anlamda kusurlar aradım ve buldum. Eminim ki bu çoğunuza tanıdık gelen bir yaklaşım. Neden öyle olması gerektiğine inanılır? “Aşmış olma-farkındalık” durumu insanüstü bir durumsa demek ki insanın diğer hallerinde bir yanlışlık, kötülük, çirkinlik olduğunu düşünüyor olmalıyız.

Ama gerçek öyle değil.

Kendi üzerinde çalışmayı tercih etmek elbette önemli bir adımdır. Bu yola girildiğinde başkalarını suçlamak kadar kendini suçlamak tavrının da anlamsızlığını, tüm dünya yaşamının, insanlığın bütününün eseri olduğunu istesek de istemesek de tüm açıklığıyla görüyoruz. İşte bu adımı atma noktasında geri dönüşler olmasının nedeni de budur: Başkalarını suçlama konforunu otomatik olarak terkedeceklerini bir biçimde seziyorlar. Tam olarak bu noktada iyi niyet-art niyet seçimi yapılmış oluyor.

Özetle kişisel gelişim veya spiritüel alana giriş yapıldığında, kendini şifalandırmanın gücüyle karşılaşmak, dünyadaki sorumluluğunu da öğretiyor insana. Hangi sorumluluk? Düşüncelerine, davranışlarına, tutumlarına, sözlerine ve eylemlerine olan sorumluluk.

“Rahatsız kişiler”in kişisel gelişime olan öfkelerinin altında işte bu sorumluluğu sezmiş olmaları ve tercihlerini “art niyetten” yana yapmış olmaları yatıyor. Yine de istedikleri an farkındalık yoluna girmeyi seçerek, kendi güçlerini idrak etmeye başlayabilirler.

“Rahatsız kişiler”i tanıyabilmek çok önemli mi? Belki dırdırıyla, agresifliğiyle, imalarıyla, eylemleriyle  sürekli hayatımıza negatifliğini saçıyordur, neden tanımayalım? Onun negatifliğinin yarattığı durumlarla uğraşmak yerine, içimizi açacak bir aktiviteyle vaktimizi değerlendirebiliriz ve sağlığımızı koruyabiliriz.

"Rahatsız kişiler”in en belirgin yanı, artık öne sürecek malzemesi kalmadığında sözle ya da her türlü saldırabilmesidir. Kişiliğini gelişim kitapları okuyarak düzeltme çabasına girenlere direkt küfreden birini gördüm sosyal medyada. Nasıl düzeltmesi gerekir desek, emin olun referans aldığı insanların sözlerinden başlayacak, aile eğitiminden, ilaçlı tedaviden devam edecek. İnsanın kendine, kendi öz gücünden gelen yeteneğini kullanarak yardım edebilmesi gerçeği, başka insanların referanslarına tapınmayı tercih edenlerin korkulu rüyası durumunda.

Her insan benzersizdir ve deneyimleri de kendine özeldir. Ancak bu deneyimler, kendi kişisel yolculuğumuzda bize, “bizim gibi başkaları da bu korkuları yaşamış, bizim gibi başkaları da bu soruları merak etmiş” hissini vererek yalnız olmadığımızı gösterir ve rahatlatır bir anlamda.  Zayıflıklarımızı fark etmeden gücümüzü idrak etmemiz olası değildir. Yeter ki bu zayıflıkların bizim gibi sadece insan olanların aforizmaları, sabah karısına kızdıktan sonra akşam oturup yazdığı güzellemeler, yetersiz olduğu bir konuda başarılı olanlara kızgınlığının ürettiği kurallar setiyle iyileştirilemeyeceğini, mutlak surette kendi farkındalık yolumuzda yürümek zorunda olduğumuzu kavrayalım.

İnternetin nimetleri “rahatsız kişiler” için tam bir at oynatma fırsatı olmuş. Kendini gelişimine ve deneyimlemeye vermiş insanların polemikle oyalanmadığını bildiklerinden, henüz gücüne ilişkin fikri olmayan geniş kitleleri türlü zihin oyunları, laf cambazlığı ve gelişimcilere hakaretle etkileyip, mevcut aldanışlardan kopmamalarına uğraşmaktadırlar.

“Rahatsızlar” açık ararlar; bunda sorun yok. Önemli olan bu aradıkları şeyi neden aradıkları. Bir fırından aldıkları ekmekten çöp çıksa ömür boyu ekmek yemeyecekler sanırsınız. Kişisel gelişimciler derviş değildir, yaşamı daha yaşanabilir ve sağlıklı hale getirmenin insanın öz gücünden gidilen yollarıyla ilgilidirler. Bunda kötülük aramak, bu alanı sömüren birilerine rastlayınca tüm gelişimcileri karalamak için kullanmak, tam anlamıyla art niyet göstergesidir. İnsanlığa en büyük zararı da kendine faydalı olabilmenin yollarını karalayarak bu kişiler yapmaktadır.

Bilmedikleri her konuda fikri olanları sadece eğitimsiz cahiller sanmayın, çok iyi eğitim almışların içinde de çok miktarda bunlardan bulunmaktadır. Medyada bazı yorumcular hiç bilmedikleri konularda rahatça konuşup, kafaları bulandırabiliyorlar. Kuantumun bir bilim olduğunu dahi bilmediği halde, sevmediği kişileri kötülemek için, apaçık bilim olan alanı kötüleme yolunu seçebiliyorlar.

Bana göre asıl cehalet de budur: Eğitimli olmak ya da olmamak, kitap okumak ya da okumamak değil asıl kriter, art niyetli olmak ya da olmamaktır. Farkındalık yoluna girenlerin neden söz düellolarına girişmediğini kavrayabilseler sanırım konuşmadan önce tekrar düşüneceklerdir. Başkaları için sarf ettikleri her negatif sözün dönüp dolaşıp kendi hayatlarını etkileyeceğini söyleyen de bir bilim adamı:

“İnsanlar, ağzından çıkan cümlelerin, beyninden çıkan düşüncelerin, bütün evreni dolaşıp tekrar kendine geri döndüğünü bilse, eminim çok daha dikkatli olurdu.” (Albert Einstein)

Düşünme şeklini değiştirmeyenin dünyası değişmez.  Dünyada yaşanan acıları  “sen yaptın, ben masumum” mantığıyla binlerce yıldır çözemediğini göremeyen, görse de art niyeti seçen zihin, acıları yaratanla aynı zihindir. Sorunu yaratan zihin, mevcut haliyle çözümü de yaratamaz.  On kişinin yaşadığı bir toplulukta bir kişi keyif sürüyorsa, diğer dokuzunun sonsuza dek atarlanması, kızıp köpürmesi, o bir kişiye “sen suçlusun” demesi durumu değiştirecek olsaydı, o bir kişi zaten onlara hükmedemezdi. Biraz akılları başa toplama çağındayız. Fark edin. Kendi beyninizle düşünüp, fikir üretin. Her deneyimden faydalanın ama ezbere kullanmayın. Çeşitli çağlarda yaşamış filozof ve siyasetçilerin teorilerine tapınmayın. Herkesin insan olduğunu lütfen unutmayın ve kendi gelişiminiz, kendi öz gücünüzle tanışmak ve onu rehber edinmek için adım atın.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 166
Kayıt tarihi
: 15.12.17
 
 

Evrensel enerjiler ve kişisel gelişim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster