Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Aralık '11

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
8593
 

İzlenimcilik (empresyonizm) ve isim babası Monet

İzlenimcilik (empresyonizm) ve isim babası Monet
 

RESSAM MONET


1918 yılında Bernheim-Jeune’e yazdığı mektupta, “Ömrümün kalan zamanını, mükemmele ulaşabileceğim, beni tatmin edecek bir şey yapabilmek umuduyla resme vermeliyim” diyecek kadar resme tutkuyla bağlıdır Monet.

Bakan değil, gören gözdür o!..

Monet, sistemin içinde olmak istemediği gibi, sistematik bilginin de içinde olmak istememiştir. Tekrarın peşinden gitmektense, kendi gözlemlerinden yola çıkarak, yeni bir bakış açısı getirmenin hazzı baskın gelir onda. Resmin özüne doğru yolculuğa çıkan bir ressamdır.

Cloud Monet 1840 da Paris’te dünyaya gelir. Bakkal bir baba ile şarkıcı bir annenin çocuğudur. Monet beş yaşındayken aile Normandiya yakınlarındaki La Havre’ya taşınır. Burada okula başlar. Ortaokul yıllarında yaptığı resimler dikkat çekici güzellikteydi. Çevresindekilerin ilgisini çekmeye başladı. Hatta, okul yıllarında yaptığı karakalem resim ve karikatürleri satarak harçlığını çıkardığı bile söylenir.

Monet’nin resimleri, ressam Bodin’in de dikkatini çekmiştir. Monet’yi açık havada resim yapmaya yönlendirir.

Bu yıllarda Monet’nin yaşamında kırılma noktası oluşturacak bir durum meydana geldi. 16 yaşındayken annesini kaybetti. Ve okulu bırakıp, Paris’e teyzesinin yanına taşındı.

Paris’te çoğu zaman, Louvre müzesini ziyarete giderek, resim kültürünü arttırıyordu. Bu ziyaretleri sırasında dikkatini çeken bir şey vardı. Müzeye gelen pek çok ressam, eski ressamları taklit ediyordu. Monet için bu resim dünyasını daraltan bir durumdu. O, açık havada resmetmeyi tercih ediyordu.

Aslında Monet resime dair bağlayıcı kural ve bilgilerden nefret ediyordu. O kendi yetenekleri doğrultusunda, duygu ve duyarlıklarını resmetmeyi tercih ediyordu. Kendince denemeler yapıyordu. Özellikle resimde ışığın etkisini gözlemleyerek, çıkarımlar yapıyordu. Işığın figür ve manzara bağlantısını sağlayan değer olduğunu savunuyordu. Bunu destekleyen tablolar yapıyordu. Örneğin; “Bahçedeki Kadınlar” tablosu bu düşünceleri doğrultusunda yaptığı ilk resmidir.

Işığı sıkı bir incelemeye alan Monet, özellikle ışığın renk üzerindeki etkisini gözlemledi. Nesneler üzerindeki ışığın etkisini günün değişik saatlerinde gözlemledi. Bu gözlemler onu daha canlı renklerle çalışmaya itti. Özellikle kırmızı, mavi, sarı gibi canlı ana renkler ve bunların tamamlayıcısı olan yeşil, mor ve turuncuyu kullandı. Kahverengi ve siyahı neredeyse hiç kullanmadı. Mont’nin bu çalışmaları konturları olmayan, ruhsal duyarlığı öne çıkan resimlerdi. Fırça darbeleri ise, bitmemiş resim izlenimi yaratıyordu. Bu yönüyle soyut resme geçişinde temellerini atmıştır.

Kesin çizgilerle belirtilmiş bir kompozisyon görüntüsü olmayan bu resimler yüksek bir ifade gücüne sahipti. Işığın etkisiyle, doğanın titreşim halindeki geçici bir anını resmediyor.

Işığın etkisiyle, anlık görünüşlerin hiçbiri ötekinin aynısı değildi. Her şey bir geçiş halindeydi. Belirsiz bir zaman rengine dönüşüyordu empresyonist resimlerde. Böylece gerçeklik duygusunun değişkenliğine veya geçişkenliğine de şahitlik ediyordu Monet. Aslında bu çalışmaları bir yandan da 20.yy’lın en önemli akımlarından soyut resme zemin hazırlıyor.

Bu dönemde pek çok ressamla da tanışma fırsatı yakaladı.

1861’de Monet yedi yıllık bir sözleşmeyle orduya katıldı. Fakat teyzesi bu durumu kabullenemedi. Çünkü Monet’nin yeteneğinin farkındaydı ve resim çalışmalarını devam ettirmesini istiyordu. Teyzesi Madame Lecadre, sözleşmeyi, uzun uğraşlar sonrası (ikinci yılda) fesh ettirerek, üniversiteye gidip sanat eğitimi alması için Monet’yi zorladı.

1862’de üniversitede ressam Charles Gleyre’nin öğrencisi olarak devam ederken, geleneksel resim anlayışı Monet’de hayal kırıklığı yarattı. Bu dönemde tanıştığı A.Renoir, F.Bazille, A.Sisley ile resimde yeni arayışlara girdi. Bu çalışmalarını paylaştılar. Ortak noktaları ışığın nesneler üzerinde yarattığı etkiyi renk ve fırça darbeleriyle aktarmaktı. Bu anlayış daha sonraları “empresyonizm” olarak adlandırıldı.

İşte Monet’in ve bir süre sonra birlikte çalışmaya başladığı diğer ressamlar; manet, Cezanne, V.Gogh, Gaugin, Seurat, Degas, Sisley, pisarro, Renoir gibi birçok resam izlenimci bir anlayışla resmetmeye başlar.

19.yy.da ortaya çıkan izlenimcilik resim tarihindeki devrimci akımlardan biridir. 20. Yy.da ortaya çıkan akımların başlangıcını oluşturur.

Fransa’da ortaya çıkan izlenimcilik, akademik anlayışın dışında yeni bir üslup olarak doğmuştur. Monet’nin 1873’de Le Havre’de yaptığı manzara resmine “izlenim” adını verir. 1874 te bir grup ressamla birlikte gerçekleştirdikleri sergide yer alan “gün doğumu”(izlenim) adlı tablosu bu akımın isim babası olmuştur. Sanat eleştirmeni Louis Leroy, biraz da aşağılayarak “izlenimcilik” resimleri olarak tanımlamıştır bu sergiyi. Sonrasında bu anlayışla resim yapanlara izlenimci ressamlar denmiştir.

O döneme kadar ressamlar doğadaki nesneleri göründükleri şekliyle resmederlerdi. İzlenimci akımda ise, gördüklerinin kendilerinde yarattığı izlenimleri resmetmeye başladılar. Belirli zamanlardaki ışığın nesneler üzerinde yarattığı görünüşün ressamdaki duygusal-düşünsel yansımalarını resmettiler.

Günün değişik saatlerinde ışığın nesneler üzerinde oluşturduğu biçim ve renk değişikliği sanatçıyı parçadan çok bütünü ifadelendirmeye yöneltmiştir. Bu ressamlar, kompozisyondaki kurgusal ögelerden çok, ansal olarak ressamda oluşan duyarlılığı resmetmeye yöneldiler. Yani görünüşten çok, öze yöneliş söz konusudur.

İzlenimciler için biçimden çok renk ön plandaydı. Işığın etkisini renk aracılığıyla betimliyorlardı. Resimde kesin çizgiler, yani kontür ortadan kalkmıştı. Böylece çizgi, renk tonlamalarıyla veriliyordu. Sürekli devinim halindeki bir ifade söz konusuydu.

Daha çok açık havada çalışır ressamlar. Doğada ışık değiştikçe, nesnelerin rengi ve biçimi de değişmektedir.

Konular genellikle doğa görünüşleridir. Kırlar, ormanlar, piknik yerleri, deniz manzaralarıdır. Parlak ve canlı ana renklerin yanı sıra ara renkler yoğun olarak kullanılmıştır. Turuncu ve mor yaygın olarak kullanılmıştır. Gölge rengi olarak mavi kullanılmıştır. Kahverengi, siyah ve gri pek yer almaz.

O güne kadar insan figürü olmayan resim neredeyse yoktur. İzlenimci akımda ise, insan figüründen çok, doğa görünüşleri öne çıkar. İnsan resmin içinde olmasa da, duyusal anlamda resme dahil hissediyor.

Orijinal tablolarını görme şansını yakaladığım Monet’nin resimlerinde bunu çok iyi yakalayabiliyoruz. Devasa tablolar şeklinde yaptığı nilüferleri (1899) konu aldığı resimlerinde ışığın su üzerindeki yansımalarını çok tipik bir izlenimci anlayışla vermiştir. Ve Monet resimlerinde insan bu duyarlığı yakalayabiliyor.

Bir çok ressamda olduğu gibi Monet’nin yaşamı da çalkantılı geçer. Gerek özel yaşamı, gerekse maddi koşullar açısından inişli-çıkışlı bir yaşam sürer. İki kez intihara kalkışır, çok yer değiştirir.

Monet’nin son yıllarda gözleri iyice bozulur. Katarakt hastalığının etkisiyle kırmızı renklerinin hakim olduğu resimler yaptı.

1926 da 86 yaşındayken, insanlığa devasa bir miras bırakarak Giverny’de hayata veda etti. Ardında yüzlerce değerli tablo ve yepyeni bir sanatsal bir bakış açısı bırakarak… 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 32
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 8293
Kayıt tarihi
: 11.07.08
 
 

İzmirliyim. İstanbul Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi mezunuyum. Serbest çalışan diş hekimiyim. M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster