Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Nisan '20

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
23
 

İZMİR'den Atina'ya Kaçış

Kadere bakın ! İzmir'i terkeden Rumların gözyaşları, 2 yıl önce işgalde Türklerin gözyaşlarına mukabildi.

Yıllarca birarada yaşayan Anadolu Rumları Yunan işgalinde komşuları Türklere vefasız ve zalimane davranmıştır. Türk zaferinden sonra Anadolu'da kalamayacaklarını anladılar. Toplayabildikleri değerli eşyaları alıp geride bütün varlıklarını bırakarak İzmir limanından bir vapura atlayıp Atina'ya ulaşmak tek arzuları olmuştu. Kurtulanların günlüklerinden zor günlerini okuyalım;

-Bir Yunan subayının 9 eylül günlüğü;

“İzmir’in Helen nüfusu, Yunan Ordusu’nun gerileyişini evlerinin kapılarından ve pencerelerinden üzgün bir şekilde izliyorlardı. Yunan Ordusu’nun gelişiyle birlikte, ‘özgürleşeceklerinden’ emin olmuşlar, Türklere karşı faaliyette bulunmuşlardı ve şimdi onların intikamından korkuyorlardı. Tam tersine çeşitli tepelere çıkmış olan Türkler, gerileyişimizi sevinçle izliyorlardı. Hala açık bir düşmanlık göstermeye çekiniyorlardı. Ailelerini ve eşyalarını İzmir’de bulunduran epeyce Yunanlı subay, İzmir’e geliyorlardı. Bunlar dışında çok sayıda Yunanlı subay ve asker ya görevleri gereği, veya daha önceden kaçtıkları için şehrin içinde bulunuyorlar ve gemileri gözleyerek, onları almaya gelineceğinden umutlanıyorlardı… İzmir’den gelen askerlerden saat 11:00’da şehre Türk süvarilerinin girdiğini, Hükümet Konağı önünde Türklerin gösteri gerçekleştirdiklerini, tek başına kalmış olan Yunan askerlerinin silahsızlandırıldıklarını ve subayların esir alındıklarını öğrendim.

--Manisalı Zoi Tigmoglu Anadolu’daki son günlerini şu sözlerle anlatmıştı

“Babam askerlerin hareketinden mi, yoksa arkadaşı olan subayların yarım laflarından mı, cephede durumun iyi gitmediğinden şüpheleniyordu. Gitmeyi hesaplıyor, ancak kaygılanmıyorduk. Çünkü üç kardeşim de demiryolunda çalışıyordu ve bu şekilde istediğimiz satte gidebilirdik… Her geçen gün durum kötüleşiyordu. Afyon’dan inen trenler, yaralı askerlerle doluydu… 5- 6 Eylül'de yangın çıktı. Kim çıkardı ? Nasıl kesinleştirilebilir ? Sanki büyülü bir el tarafından her tarafta başlatıldı ve büyüdü. Hangi mahalle yanmıyordu ki ? İç parçalıyıcı haykırışlar işitiliyordu… Hizmetçimiz olan bir kadın, Yunanlı askerlerin kendisine, ‘Gidin Kalliopi. Çünkü yangın çıkacak ve yanacakınız!’ dediğini söylüyordu. Manisa’yı kimin ateşe verdiğini Türkler mi, yoksa geri çekilen Yunanlılar mı?” bu söz ele veriyordu.

-Bergamalı Kamburis’in anlatımı,

 “Bergama Bölgesi 2500 kişilik Kuvayı Milliye birliklerinin saldırılarına maruz kalıyordu. 380 kişilik milis muhafızlarla, 240 kişilik jandarma kuvvetlerinin bunlara karşı direnme olasılığı olmasa da, yine de çatışma söz konusu olduğunda Helenler idare edebilmişlerdir. Gitmezden önceki son günlerimizdeydik. Bir akşam… Anadolu’yu Savunma Örgütü Başkanı’yla milis muhafızların eşliğinde Dikili’ye gitmiştik. Amacımız Steryadis’ten 500 silah istemekti. Çünkü hala silahlandırılabilecekler ve savaşabilecekler vardı. Ben kendim de bir grubun lideriydim. Dönerken mahalledeki kahvehaneye girdim. Grubumdan olan herkes oradaydı. Büfeci beni görünce, ‘İçeri gel, sana söyleyeceklerim var’ dedi… ‘Buradakileri görüyor musun? Devlet memuru bunlar. Gitmek için telefon bekliyorlar…’. Kahveyi içip kalktım. Cemaatin bürolarına gittim. Onları toplantı halinde buldum. Anadolu’yu Savunma katibi de oradaydı. Bilmiyorum ve başkan yardımcısıydı. Başkan, silahlar için Dikili’ye gitmişti… Ne olduğunu, cepheden haber alınıp alınamadığını sorduk. ‘Hiçbir haber yok’ dedi sekreter… … Sabah çıkarken, halkın karıştığını gördüm (Yunanlı devlet memurlarının gittiği öğrenilmiştir). O zaman bir tellalın sesi duyuldu. ‘Erkekler kiliseye gitsinler, orada ne yapacaklarına karar verecekler’. Gerçekten de herkes Agios Georgios Kilisesi’nde toplandı. Yöremizin önde gelen Türkleri de geldiler. …Bizim zenginlerimiz gitmek istemediklerini söylüyorlardı… Türkler, ‘Burada size kimse dokunmayacak’ güvencesi veriyorlardı. O zaman ben: ‘Türk ordusunda firariyim. Yunan Ordusu’nda çavuş olarak görev yaptım ve milis muhafızların lideriyim. Beni kim koruyabilir? Grubumu alıp gideceğim. İsteyen herkes beni takip etsin. Beni kimse engellemesin. Çünkü kardeşim dahi olsa itip geçerim’ dedim. …Başkan Yardımcısı da kalkıp: ‘Halkı serbest bırakın, isteyen gider, isteyen kalır’ dedi. Bu sözler duyulur duyulmaz, halk iki gruba ayrıldı ve toplantı sona erdi. Kiliseden çıktığımuzda da yapıştırılmış bir duyuru gördük: ‘Trikupis Yunan Ordusu’nun şerefini kurtardı. Kemalin ordusunun dörtte üçü esir alınmıştır’ diyordu. Bunlar yalandı ve halkı sakinleştirmek içindi. Tam tersine Trikupis esir düşmüştü. Herkes cesaretlendi ve kalmak istediler. Gece iki grubu nöbete çıkarıyorduk. Topu topu hepsi yedi gruptu. O akşam üç grup nöbetteydik. Yedinci grup Dimitrios Kamburis, ikinci grup Anastasios Filioglu ve üçüncü de Aleksandros Kuzinoglu’nun komutasındaydı… Şehrin çevresinde nöbetçi kulübeleri kurduk. Saat 23:00’da Filioglu ile birlikte Metropolitlik’teydim… Eve indim… Bahçede otururken telgrafhanenin pencerelerini görüyor ve duyuyordum. O anda Manisa’dan Ayvalık’a yayın yapıyorlardı. Kelimesi kelimesine ''Ailelerin ayrılmasını yasaklayan daha önceki emir iptal edilmiştir, ayrılmalarına izin verin ve yardım edin'' diyordu. Kahveyi bıraktım. Ne yiyebiliyor, ne de içebiliyordum. O anda kellerimizle oynuyorlardı. Cemaatin bürolarına gittim. İçeride Anadolu’yu Savunma’nın Başkan Yardımcısı ve iki kişi daha bulunuyordu. ‘Çocuklar durum bu, gitmeliyiz’ dedim. O anda en soğukkanlı olan bile soğukkanlılığını yitiriyor ve kafaları almıyordu… Bundan böyle gitme kararı aldık” . 

 4-Edremitli Anna Pari, Yunan yetkililerine olan tepkisini çok daha yoğun bir şekilde ortaya koymaktadır:

“… Bizim Edremit’te ‘felaketle’ ilgili hiçbir bilgimiz yoktu. Yunanlı komutana sorduk. O bizi sakinleştirdi. Buna rağmen kaygılanmıştık. Sosyal konumumuz sebebiyle, Yunan hükümetinde tanıdıklarımız vardı. Kadın Yardımlaşma Derneği’nin ''Adelfotita Kirion]''Başkanı’ydım… ‘Askerlerimize paketler gönderiyorduk’. Pasaport çıkartmayı başardım. Ancak ben ayrılmazdan önce, evimize Yunanlı idareci gelip kocama, ‘Karına ne oldu da gitmek istiyor? Hiçbir korku yok!’ dedi. İki yüzlü! Beni özellikle Edremit’te gezintiye, halkı sakinleştirmeye çıkardı.  6 Eylül ’de gitmeye hazırlandım. Önce yönetim binasından geçerek, idareciyi bir iyice payladım. ‘Bu günahsız insanların kanında boğulasın!’ dedim. Abarttığımı söyleyerek kendini savunmaya, korku olmadığını söylemeye başladı. Buna rağmen iki gün sonra, yani 8 Eylül de Yunanlı yetkililer Edremit’ten gizlice ayrıldılar… 6 Eylül ’de Akçay’a indim. Kalabalık bir insan grubu boş yere gitmeyi bekliyordu. Gemi nasıl gelebilirdi ki? Cani Steryadis, gemilerin Edremit Körfezi’nden göçmen almamalarını emretmişti…”

5- Aggelomatis Yunan gemilerinin izmir’den ayrılışını da oldukça dramatik bir şekilde nakletmiştir: “

… Yunan savaş gemileri hepsi beraber, bayrak dalgalanır şekilde demir aldılar ve geminin burnunu İzmir Körfezi’nin çıkışına çevirerek, İzmir’i ‘derin bir matem içinde bıraktılar’. Gözler yaşlıydı ve ağızları bıçak açmıyordu. Fransız muhriplerinden… Yunan Milli Marşı’nın sesi geliyordu. Uluslararası düzenlemeler bunu gerektiriyordu. Bayrak ve donanma lideri selamlanmalıydı… Bu şekilde 8 Eylül akşamı saat 18:00’da Yunanistan gitmek üzere  İzmir’den ayrıldık. Steryadis’ten başkası kalmamıştı”. ‘

 

Büşran Betül Kaya bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 105
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 82
Kayıt tarihi
: 04.12.17
 
 

İlgi duyduğum alan tarih. Milli mücadele ve Osmanlı tarihine  odaklandım. Gözden kaçan tarihi şah..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster