Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '13

 
Kategori
Seçim
Okunma Sayısı
28
 

İzmir için yerel seçim stratejisi önerisi

İzmir için yerel seçim stratejisi önerisi
 

İzmir-Konak meydanı


İzmir; 4 milyona yaklaşan nüfusu ile Türkiye’nin 3. büyük kenti, kilometrekareye 316 kişi olan nüfus yoğunluğu ile de Türkiye’nin 2. yoğun kentidir. Bu durum; yeni yerleşim alanlarının, yeni iş sahalarının, sanayi tesislerinin yapılması ihtiyacını doğurmaktadır. Ancak; diğer tarafta da yıllar yılı alınan yanlış plan kararları ve suistimaller nedeniyle İzmir bugün çarpık yapılaşmanın, gecekondulaşmanın, kirlenmiş su kaynaklarının, tahrip olmuş ormanların, yapılaşma için kullanılan tarım alanlarının, hava kirliliğinin ve alt yapı eksikliklerinin hakim olduğu bir kent haline gelmiştir.

Bu nedenle bu seçim; zararın neresinden dönülürse kardır anlayışıyla ve gelecek kuşaklara yani çocuklarımıza, torunlarımıza nasıl bir kent bırakmak istediğimiz düşüncesiyle hareket edilmesi ve milat olarak kabul edilmesi gereken bir yerel seçim olmalıdır.

Bu seçimlerde; çocuklarımıza temiz havası, temiz suyu ve sağlıklı besinlerin üretilebildiği toprakları olan, doğal alanların korunduğu sağlıklı ve mutlu yaşayabilecekleri, içinde şırıl şırıl derelerin aktığı, parklarında koşup oynayabilecekleri bir kent mi düşlüyoruz yoksa mevcut olumsuz koşulların devam ettiği bir kent mi düşlüyoruz?

Bu seçimde kararı çocuklarımız için vermeliyiz. Kirlenmiş nehir sularıyla sulanan tarım alanlarında yoğun kimyasal kullanımıyla yetiştirilmiş sebzelerle mi yetiştireceğiz çocuklarımızı? Kararı siz verin! Unutmayalım ki; su yoksa, hava yoksa, toprak yoksa yaşam da yok!

Eğer tercihiniz çocuklarınızın sağlıklı ve mutlu yaşaması ise; İzmir’de 2014 Yerel seçim stratejisi; “sürdürülebilirlik” felsefesi üzerine oturtulmalı; projeler de sürdürülebilirliğin 3 boyutu olan çevresel, sosyal ve ekonomik temelde üretilmelidir.  

 

EKONOMİK BOYUT

 

Sürdürülebilirliğin ekonomik boyutunda;

  • iş sahaları ve istihdamı artırmaya yönelik çalışmalar üzerine projeler geliştirilmeli, bunlar yapılırken de çevreye zarar verilmemesi yönünde önlemler alınmalıdır.
  • Ekonomi ve ekolojinin uyum içinde olabildiği bir yön çizilmelidir. Yapılan ticari faaliyetler; su kaynaklarını kirleterek, hava kirliliğine neden olarak ya da toprağı kirleterek yapılmamalıdır.
  • Mümkün olabildiği ölçüde işletmelerin enerji ihtiyaçlarını yenilenebilir enerji ile karşılamaları; gerek enerjinin gerekse kaynakların etkin kullanımı (geri dönüşüm, kaynak kullanımını azaltma, yeniden kullanma) noktasında eğitici-yönlendirici olunmalı, çevreye zarar verenlere ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır. 

 

SOSYAL BOYUT

 

Sürdürülebilirliğin Sosyal boyutunda;

  • Projeler; gençler, çocuklar, kadınlar, engelliler, yaşlılar alt başlıklarında oluşturulmalı, her kesimden insanın kendisini bu şehre ait hissetmesini sağlayacak biçimde yapılmalıdır.
  • Sürdürülebilir topluluk; bir arada yaşayabilir, birbirine saygılı insanlardan oluşur. Bu kültür topluma yaygınlaştırılmalıdır.
  • Emeklilerin ve öğrencilerin yoğun olduğu İzmir’de ücretsiz öğrenci ve emekli lokalleri yapılmalıdır.
  • Engellilerin de günlük yaşamda yer alabilmelerini sağlamak için yollarda, binalarda, ulaşım araçlarında ek düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Öğrencilerin barınma sorunu konusunda yurt dışında başarıyla uygulanan “aile yanı konaklama” konsepti ülkemize uyarlanarak alternatif bir model olarak değerlendirilmelidir. 

 

ÇEVRESEL BOYUT

Sürdürülebilirliğin çevresel boyutunda;

  • Projeler; küresel iklim değişikliğinin oluşturacağı etkiler düşünülerek yapılmalıdır. Yazın aşırı kuraklık, kışın aşırı yağışlar karşısında şimdiden atılacak adımlar belirlenmeli, alt yapı bu duruma uygun hale getirilmelidir.
  • Kentsel dönüşüm konusu bu tür projeler için fırsat olarak kabul edilmelidir. 
  • Kentsel dönüşüm kapsamında yapıların tamamının yıkılarak atık haline gelmesi çevreye önemli yükler getirecektir. Bunların değerlendirilmesi noktasında titizlikle çalışmalar yürütülmelidir. 
  • Yeni yapılacak tüm binaların -özellikle kamu binalarının- “pasif bina” veya “düşük emisyonlu binalar” prensibi ile yapılması öncelikli olarak ele alınması gereken konulardan biri olmalıdır.
  • Yeni yapılacak binaların proje aşamasında iken; uygun yönlerde konumlandırılması sağlanmalı, doğal iklimlendirme sağlanarak ihtiyaç duyulan enerji miktarı azaltılmalıdır.
  • Sürdürülebilir gelişmenin gerçekleştirilebilmesi için gerekli unsurlardan biri; sürdürülebilir enerji kullanımıdır. Bu da yerel ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı anlamına gelmektedir. Günümüzde enerji kaynaklarının yetersizliğinin yanı sıra enerji tüketiminden kaynaklanan kükürtdioksit, karbondioksit gibi gazların emisyonlarının insan sağlığını ve doğal yaşamı tehdit edici boyutlara ulaştığı göz önüne alındığında binalar için gerekli ısıl konforun yenilenebilir enerjilerden sağlanması büyük önem taşımaktadır. Güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir kaynaklar açısından zengin olduğu bilinen İzmir’in bu potansiyeli değerlendirilmelidir.
  • Son yıllarda lüks tüketime yönelik olarak gereğinden büyük evlerin yapılıyor olması; gerek inşaat alanının büyük olması gerekse evlerin ısıtılması ve soğutulması için gereken enerji miktarının fazla olması sonucunu doğurmaktadır. Enerji ihtiyacımızın önemli bir bölümünü ithal ediyor olmamız ve enerji üretiminin çevreye verdiği zarar düşünüldüğünde bu konuda daha dikkatli davranmamız ve lükse yönelimimizi azaltmamız gerektiği açıkça görülmektedir.
  • Kentsel ısı adası etkisinin azaltılmasına dönük çalışmalar yapılmalı, bitişik nizam yapılanma biçiminden vazgeçilmelidir. Çünkü, kentsel ısı adası etkisi nedeniyle hava kirliliği uzun süre kentte kalmakta; rüzgar düzeni, nem oranları, yağışlar ve sıcaklıklar değişmektedir. Bu da kent içinde bulunan doğal canlı yaşamını ve insan sağlığını olumsuz etkilemektedir. Kente yapılacak her yatırım için bu durum hesaba katılmalıdır.
  • Suyun korunması; yaşanan aşırı sıcak ve kurak geçen mevsimler göz önüne alındığında çok büyük önem taşımaktadır. Suyun verimli kullanılmasında evsel kullanımlar sonucu ve/veya cadde, sokak vb. alanlarda yağışlar sonucu oluşan ve kirlenmiş olan suların arıtılması ve yeniden kullanılması çok önemlidir. Fosseptik atığı içermeyen, duştan, küvetten, lavabolardan gelen ve “gri su” olarak tanımlanan evsel atık su; tuvalet rezervuarları, bahçe sulama ve araba yıkama gibi kaba temizlik işlerinde kullanılmalıdır.
  • Yağmur suyunun boşa akıp gitmesi önlenmeli, yağmur suyu depolama sistemleri yapılmalıdır. Bahçe-park sulamaları, araba yıkama gibi işlemler bu su ile gerçekleştirilmelidir. İyi kalite su, bu tür işlemlerde gereksiz yere kullanılmamalıdır.
  • Çevre düzenleme çalışmalarında, kaldırım döşemelerinde, belediyelerin sıklıkla kullandıkları parke taş uygulamalarında alta geçirimsiz tabaka uygulamasından vazgeçilmelidir.
  • Katı ve sıvı atıkların su kaynaklarına atılması engellenmelidir. Bunu yapanlar yüksek para cezaları ödemeli ve teşhir edilmelidir. 
  • İzmir’de kullanılan suyun önemli bir bölümü tarımda sulama amacıyla kullanılmaktadır. Vahşi sulama şeklinde yapılan sulamalarda su; buharlaşma yoluyla kayba uğramakta, toprakta da tuzlanma meydana gelebilmektedir. Bu nedenle sulamanın damlama sulama şeklinde olması; ürünlerin ihtiyacı kadar su kullanmasını sağlamak, toprağın tuzlanmasını önlemek ve en önemli doğal kaynak olan suyun verimli kullanılmasını sağlamak açısından büyük önem taşımaktadır.
  • Yeni yapılacak binalarda yeşil çatı uygulaması için vatandaş ve inşaat firmaları teşvik edilmelidir. Böylelikle; özellikle çocuklar için alternatif oyun – eğlence alanı olacak, aileler için de komşularla buluşma-kaynaşma alanları olacaktır. Sonuçta; olumlu ruhsal geri dönüşler olacağı gibi binanın doğada işgal ettiği alan kadar bir alanın doğaya yeniden yeşil alan olarak kazandırılması anlamına gelecektir.
  • Kentsel dönüşüm alanları başta olmak üzere; kent içinde uygun olan alanlarda hobi bahçeleri oluşturulmalıdır. Atık olarak görülen ve çürüyerek toprağı mineraller bakımından zenginleştiren kurumuş yapraklar da bu alanlarda gübre olarak değerlendirilmelidir.
  •  Açık yeşil alan sayıları ve nitelikleri artırılmalıdır. Amerika’daki Disneyland, Fransa’daki Euro Disney, Almanya’daki Europa Park tarzında büyük eğlence ve dinlenceye olanak veren parklar yapılmalıdır. Yeşil alanlar insanların kent yaşamının stresinden uzaklaşacağı, mutlu olacağı alanlar olmanın yanı sıra depremde de çadır kurulabilecek alanlar olması nedeniyle ayrıca önemlidir. 
  • Katı atık konusu da kentlerin sürdürülebilirliği açısından değerlendirildiğinde önemli parametrelerden biridir. Katı atık yönetiminde atıkların azaltılması, geri dönüşüm gibi konular öncelikli madde olarak karşımıza çıkmaktadır. Atıkların depolanması ise güvenli bir şekilde yapılması gereken önemli bir konudur. İzmir’in henüz düzenli katı atık deponi tesisi bulunmamaktadır. Bu konuda acil çözüm üretilmeli, yer olarak ta taş ocakları vb. alanlar öncelikle düşünülmelidir.
  • Toplanılan çöpün önemli bir bölümü geri dönüştürülmeli ve çöpten elektrik enerjisi elde etme konusu gözden kaçırılmamalıdır. Kaynağında ayrı toplama konusu yaygınlaştırılmalı, bunun için kentin her yerine, -iş merkezleri, alışveriş merkezleri de dahil- geri dönüştürülebilecek ürünlerin ayrı toplanmasına olanak verecek tarzda çöp konteynerleri yerleştirilmelidir.
  • İzmir’de önemli bir potansiyel olan tarımsal atıklar da mutlaka enerji ve gübre elde etmek amacıyla yeni yapılacak çöp tesisinde değerlendirilmelidir.
  • Şehrin giriş ve çıkışlarında yol kenarlarındaki boş arazilere konulan reklam tabelaları kaldırılmalıdır.
  • Şehir içinde; iş yerlerinin tabelaları nedeniyle oluşan görsel kirliliğe bir son verilmelidir.
  • Gürültü kirliliği, hava kirliliği konularında ek önlemler alınmalıdır. 
  • Sürdürülebilir kentler oluşturmak için; doğal varlıkları, ekolojik, tarihi, kültürel, toplumsal değerleri koruyan, yaşatan, geliştiren bir arazi kullanımı ve yerleşim politikası temelinde bütüncül planlama yaklaşımı benimsenmeli, parçacıl bakış açılarından uzaklaşılmalıdır.
  • Şehrin kendine yetebilmesi kırsal çevresi ile mümkündür. Bu nedenle; İzmir’in biyoçeşitliliğinin korunması gereklidir. Bu bağlamda da tarım alanları, ormanlar, flora ve faunanın korunması konusuna dikkat edilmelidir.
  • Dünyanın en önemli sulak alanlarından biri ve flamingoların konaklama alanı olan Gediz Deltası yakın çevresinde yeni bir yapılaşma izni verilmemelidir.
  • Foça’da, Karaburun’da yaşayan Akdeniz fokları ve İzmir’in sahip olduğu diğer canlı türler korunmalıdır.
  • Doğa ile kent birbirine zıt iki yapı değildir, olmamalıdır. Sürdürülebilir bir kent yaratmak için bu görüş benimsenmelidir.
  • Aksesuar, hediyelik eşya vb. ürünler oluşturup flamingoların ve Akdeniz foklarının halka sevdirilmesi, benimsetilmesi, gelecek turistlere de tanıtılması ve İzmir için çekim unsuru olarak kullanılması düşünülmelidir.
  • İzmir Körfezi’nden gerek ulaşım amacıyla gerekse eğlence amacıyla daha fazla yararlanılmalı; balıkçılık, su sporları, körfez gezisi gibi aktiviteler yapılmalıdır.
  • Kent meydanları birer prestij unsuru olarak kent kimliğinin ortaya konmasında ve kent imgesinin tanımlanmasında önemli nirengi noktaları ve çekim unsurudurlar. Bu nedenle; İzmir’in her ilçesine gerçek anlamda meydanlar yapılmalıdır. 
  • İzmir’in kültürü; tarihi mekanları, doğal güzellikleri, yemek çeşitleri, ünlü kişileri öne çıkarılmalı, önce İzmirlilerin sonra da tüm dünyanın tanıması ve koruması için çalışmalar yapılmalıdır. Bu tür bilgiler cep haritaları üzerine işlenmeli, kentin her tarafında isteyen herkesin ücretsiz ulaşabilmesi sağlanmalıdır.
  • İmarlı arsaların değerinin doğal alanlarda ve/veya korunan alanlarda bulunan ve imara açılmayan/açılamayan alanlarda bulunan arazilerden daha pahalı olması halkın doğa koruma konusuna bakışını olumsuz etkilemekte, imara açılmayan her alan gerek yöneticiler, gerek yatırımcılar ve gerekse yöre halkı tarafından kente yük olarak görülmektedir. Halkın korunan alanlara bakışını değiştirmede o yöredeki arazilerin değerlerinin artırılması bir çözüm yolu olarak düşünülmelidir.    
  • Okullarda, hapishanelerde, kar amacı gütmeyen kimi üretim ve satış yerlerinde yerel ürünlerin üretimi ve satışı yapılmak üzere sistemler geliştirilmelidir.
  • Kent dışındaki kırsal alanlara moloz dökülmemesi konusu üzerinde önemle ve hassasiyetle durulmalıdır. 
  • İzmir’de orman olma özelliğini yitirmiş ve 6831 sayılı yasanın 2/B maddesi ile orman sınırları dışına çıkarılmış bulunan 5 bin 712 hektar alan bulunmaktadır. Plansız kentleşme, denetimsizlik ve politik çıkarlar uğruna çıkarılan imar afları gibi nedenlerle ortaya çıkan bu durumun tekrarlanmaması ve yeni 2B’lerin oluşmasının engellenmesi sürdürülebilir bir kent yaratmada büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle mevcut ormanların kesin sınırları belirlenmeli, yeni suistimallere fırsat tanınmamalıdır.
  • İzmir İli sanayi, tarım, eğitim gibi alanlarda öne çıkmakla birlikte turizm açısından da önemlidir ve doğanın korunması bu yönüyle de önemlidir. Çünkü turizm sektörünün kullandığı en önemli sermaye doğal ve kültürel mirastır. Doğal ve kültürel mirasa gerekli önemin verilmemesi durumunda turizm kendi kaynağını tüketmiş olacaktır. Bu noktada ekoturizm gibi doğaya duyarlı turizm çeşitleri üzerinde yoğunlaşmak ve ağırlıklı olarak da günübirlik turizm seçenekleri üzerinde durmak gerekmektedir.
  • İkinci konut yapılaşması kıyı ilçelerde yoğun olmak üzere dağ eteklerini, yaylaları da içine alacak şekilde artmaktadır. İkinci konutların uzun süre boş kaldığı ve turizme katkısı bulunmadığı düşünüldüğünde; turizm tercihi üzerinde bir yaklaşım değişikliğine ihtiyaç olduğu net olarak ortaya çıkmaktadır. 
  • Kent büyüdükçe, ülke geliştikçe, nüfus arttıkça yol ve bina yapımında kullanılmak amacıyla taş ocakları sayısı artmaktadır. Madenlerin çıkarılması sırasında doğal alanların ve diğer canlıların zarar görmemesi konusunda titizlik gösterilmeli, alanların eski haline döndürülmesi konusu ciddi olarak takip edilmelidir.      
  • Yapılan bilimsel araştırmalarda yaşam kalitesini belirleyen birinci etmen; iklim, topografya, bitki örtüsü, manzara gibi doğaya ilişkin unsurlar olarak belirtilmiştir. Doğal alanların korunması insan sağlığının ve yaşam kalitesinin korunması anlamına gelmektedir.
  • Doktorların önerdiği gibi sağlıklı beslenmenin gerçekleşebilmesi için tarımsal üretimde kontrolsüz ilaç kullanımı engellenmeli, iyi tarım uygulamaları ve organik tarım desteklenmelidir.
  • Tarımda sulama amacıyla kullanılan Gediz, Küçük Menderes Nehri gibi önemli nehirlerden başlayarak kirlenmiş su kaynakları temizlenmesi için gerekli çalışma vakit kaybetmeden başlatılmalıdır. 

 

Otomobil odaklı ulaşım anlayışından vazgeçilmelidir

  • Trafik sıkışıklığını gidermek için yeni yollar açmak yerine var olan yolların etkin kullanımı sağlanmalıdır. Çünkü yolların mevcut durumu göz önüne alındığında yol kenarlarına park etmiş araçlar nedeniyle; yollar kaç şeritli olursa olsun trafik tek bir şeritten ilerlemektedir. Bu nedenle; trafikte denetimler artırılmalı, özellikle metropol ilçelerde kent merkezlerine özel araç girişini azaltmak için önlemler alınmalı ve alternatif ulaşım araçları hayata geçirilerek otomobil odaklı ulaşım anlayışından vazgeçilmelidir.
  • Otobüslerin geçeceği duraklar ve otobüslerin hangi saatte, hangi durakta olacağı bilgilerinin yer aldığı broşürler basılmalı, halka ücretsiz olarak dağıtılmalıdır. 
  • Bisikletin bir ulaşım aracı olarak kullanılması sağlanmalıdır. Trafik sinyalizasyonu bisiklet kullananlara göre yeniden düzenlenmelidir. Yollarda işaretlemeler yapılmalıdır. Araçların yol kenarlarına park etmesi engellenmeli, yol kenarları bisiklet kullananlara tahsis edilmelidir. Uygun yerlere bisiklet parkları yapılmalıdır. Bisiklet ile metroya, vapura, otobüse binebilmek için yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Bisiklet kiralama alanları oluşturulmalıdır.  Böylelikle hem kentlerin hava sağlığında iyileşme olacak hem de gün içinde trafikte harcanan zaman ve enerji azalmış olacaktır. Bu da kent insanının ruh sağlığı üzerinde olumlu yansımalar oluşturacaktır.
  • Bu önlemler alındıktan sonra; kalan otopark ihtiyacı için de mümkün olabildiği ölçüde otoparkların yer altında çözülmesi yoluna gidilmelidir. Çünkü; otoparklar devasa yapılar olup hem büyük bir zemin kaplamakta hem de görünümleri itibarı ile de çirkin, sevimsiz bir yapı olarak tasarlanmaktadır.
  • Apartman altlarında otopark amacıyla yapılan alanlar uygun olmayan kot farkı nedeniyle kullanılamamaktadır. Bu durum henüz inşaat aşamasında iken denetlenmeli, otoparkın amacı dahilinde kullanılması için gerekli önlemler alınmalıdır.
  • İzmir’de denizden gerek ulaşım gerekse eğlence amaçlı yararlanma düzeyi oldukça düşüktür. Artırmak için projeler geliştirilmelidir.

 

AFET ODAKLI YAKLAŞIM BENİMSENMELİDİR

  • İzmir, 1.derece deprem kuşağında olan bir şehirdir. Bununla birlikte küresel iklim değişikliği sonucu; yazın kuraklık nedeniyle yangınlar, kışın da aşırı yağışlar nedeniyle seller yaşanmaktadır. Yapılacak plan ve programlarda sadece deprem odaklı bir yaklaşım değil, sel ve yangınları da hesaba katan afet odaklı bir yaklaşım benimsenmelidir.
  • İzmir Büyükşehir Belediyesi hizmet binası depreme dayanıklı değildir ve bu nedenle yıkılmalıdır. Çünkü; şehirde yaşanacak büyük çapta bir depremde ilk önce yıkılacak olan bir yönetim binasının yaşanacak bir deprem sonrasında çözüm üretmesi mümkün olamayacaktır.
  • Sürdürülebilir kent oluşturmada yenilikçi, iş birlikçi, multidisipliner yaklaşımlarla çalışılmalıdır. Halkın da kararlara katılımı sağlanmalıdır. 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 87
Toplam yorum
: 30
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 536
Kayıt tarihi
: 02.12.09
 
 

Çevre Bilimi Uzmanı – Peyzaj Mimarıyım. Yüksek lisansımı çevre sorunları ve biyokütle enerjisi üz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster