Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mayıs '13

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
480
 

İzmir'in Ruhu 'Fazıl Say'

İzmir'in Ruhu 'Fazıl Say'
 

Fazıl SAY… İzmir… 7 Mayıs…

Günler öncesiydi öğrendiğimde.
Bu sefer ki bekleyişime ‘hüzün’ duygusunu da eklemişti, Fazıl SAY’a yaşatılanlar… Sonu gelmeyen, haksız, anlamsız, tuhaf bi’ dava.
Ve sonunda karar… ’10 ay hapis’!
Olanlara anlam verebilmek, Fazıl SAY’a yapılanları kabul edebilmek mümkün değildi.
Bu satırları yazarken bile gözlerim dolu dolu…

*
Birkaç hafta önce, Mezopotamya Senfonisi’nin seslendirildiği İzDSO konserinden de anlaşılıyordu ki, 7 Mayıs’taki konsere büyük bir katılım olacak.
O konserde Fazıl SAY yoktu ama atmosferi görmenizi ve hissetmenizi isterdim. Hepimiz ayakta yükseltmiştik alkışlarımızı, ‘Fazıl Fazıl Fazıl…’ sesleri! İzmir’in ruhu Fazıl SAY’a bürünmüştü. İçimden, ‘Keşke şu an burada olsaydı… O geldiğinde, bu salonu düşünemiyorum.’ demiştim. O kadar mutlu etmişti ki beni, doğup büyüdüğüm şehir olan İzmir’in bu ruha sahip olması, desteği, Fazıl SAY’ı sahiplenmesi…

*
26 Nisan’da satışa çıkan biletler birkaç saat içinde tükenmişti. Böyle olacağını tahmin etmek hiç de zor değildi. Sadece Fazıl SAY’ı dinlemek, izlemek, görmek değildi amaç. O gün orada İzmir, Fazıl SAY’a göstermek istiyordu kendisini; ‘Seninleyiz! Yanındayız!’ demek için, Fazıl’a bunu hissettirmek için!

Ve konser akşamı…
AAS|SM en kalabalık akşamlarından birini yaşıyordu. Bileti olmayıp ‘bir umut’ diye gelenler için gişe görevlisi bizlere ‘fazla biletiniz var mı’ diye soruyordu. Bi’ umut…

Kapılar açıldı ve salona geçtik. Salon, ‘Fazılsever’ler ile dolup taşıyordu.
Her şey Fazıl’ı bekliyordu. Notalar, piyano, sahne, Erkin, Janácek, Beethoven ve salondaki her nefes… İzmir, o akşam Fazıl’a, onu ne kadar sevdiğini anlatmak istiyordu.
Konserin biraz geç başlamasının nedeni kapıdaki yoğunluktu. Yani, Fazıl SAY’a olan sevgiydi.

*
Fazıl SAY&Borusan Quartet, ilk yarıda birlikte performans sergileyecekti.
Önce Borusan Quartet çıktı sahneye. Esen Kıvrak (keman), Olgu Kızılay (keman), Efdal Altun (viyola) ve Çağ Erçağ (viyolonsel)’dan oluşan dörtlü, Fazıl SAY’ın en sevdiğim eserlerinden birini seslendirecekti, ‘Divorce(Boşanmak)’. Üç bölümden oluşan mükemmel eser, en sevdiğim presto bölümü ile son bulduğunda Borusan Quartet’ın ICMEC 2010’da bu eser ile birincilik ödülü ve altın madalya kazanmasının sürpriz olmadığını ve ülkemiz için ne kadar gurur verici bir durum olduğunu içimden geçirdim tekrar. Grubun sahneden ayrılışıyla uzun alkışlarımız son buldu.

Ve… Ulvi Cemal Erkin’in Piyanolu Beşli eseri için Fazıl SAY&Borusan Quartet sahnedeydi.
Fazıl SAY’ı görmemizle öyle bi’ yükseldi ki ellerimiz, dinmek bilmedi alkışlarımız…
SAY’ın yanında değerli şef Naci Özgüç vardı, notaların geçişi konusunda Fazıl’a yardımcı olacaktı. Dostunun yanındaydı, o büyük isim de.
Bizden bi’ bestecinin eserini dinlemek ayrı bir mutluluk ve keyif verdi ruhlarımıza. İlk yarının son notası ile birlikte beğenimizi ve teşekkürümüzü alkışlarımız ile sanatçılarımıza hissettirmeye çalıştık.

*
Sahnede sadece piyano kalmıştı artık. Fazıl SAY ve İzmir baş başaydı.
Fazıl sahnede belirdiğinde, her ruhun -yine- ona büründüğünü anlamak, hissetmek zor değildi. Alkışlarımız sevgimizdi, sesimizdi, desteğimizdi, Fazıl’ın bizdeki değerini Fazıl SAY’a gösterebildiğimiz tek yoldu.
Fazıl’la baş başa dakikalar Leoš Janácek’in Sonat 1.X.1905 eseri ile başladı. Bir eylemde ölen genç bir işçi için bestelenmiş bu güzel eseri SAY’dan dinlemek… muhteşemdi.

Notalar sessizlikte akıyordu.
‘Fazılsever’ler iç sesleri ile Fazıl SAY’la konuşuyorlardı eminim ki… Herkesin ruhunda bi’ isyan olduğu kesindi. İç sesler, notalar ve sevgi eşliğinde eser sonlandı. Alkışlar… Selamlama… Tebessüm… İyi his.

Sırada ‘Ludwig van Beethoven - Ayışığı Sonatı’ vardı.
Şu an o dakikalara gittim tekrar… SAY’dan ilk kez dinliyordum eseri. Nasıl bi’ his derinliği ve adanmışlık olduğunu kelimelerle ifade etmem mümkün değil, inanın. Notalar dökülürken parmaklarından, ruhunun etki alanındaydık farkında olmadan.

İç sesim yine dile gelmişti, herkes gibi.
Fazıl’la konuşuyordum… İsyanım büyüktü.

Ruhum&iç sesim…

“Şu an ne söylesem eksik kalacak, biliyorum. Çünkü, bu olanlar hiç mantıklı değil. Açıklaması ve kabulü yok. Bu sana nasıl yapılır! Kimi, kimin sözüyle ve neden yargıladıklarının farkında değiller ki! Dünyanın gözünde ülkemizin durumu, Fazıl SAY’a yapılan haksızlıklar ve büyük utancımız… Hepsini bi’ yana bıraktım. Ruhunu, kalbini ve hislerini düşünüyorum. Önemli olan sensin çünkü, önemli olan ‘Fazıl’... Ruhun kırgın ve içinde açtıkları yaraları asla saramayacaklar, biliyorum.
Ama şunu da biliyorum ki, ruhun çok güçlü. Biz sevenlerin seninleyiz ve tüm dünya da seninle. Seni hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız! Notalar, ‘iyi müzik’, dostların, ailen, kalplerimiz, sevgimiz… Her zaman seninleyiz ve seninle olacağız! Ruhun uçsuz bucaksız, içinin derinliği sonsuz… O kadar büyük ki sevgin, seni yıkabileceğini sananlar ‘farkındasız zavallılar’.

Her şey geçecek ve yine içten gülümseyeceksin. Ve sen gülümsediğinde, gülümseyeceğiz biz de.
Seni seviyoruz ‘sevgili Fazıl’… Sevgin sonsuz!”

Gözlerimde beliren yaşlarla, içimdeki sesler yükselerek son bulurken, Ayışığı Sonatı’nın son notasını duydum. Ruhumdaki hislerin tarifi yoktu. Muhteşem, olağanüstü vb. kelimeler yetersiz.
Sonsuzluğa, sonsuzca yükseldik… Derinleştik… Kaybolduk.

Alkışlarla salona döndük. ‘Bravo’ sesleri yükseldi, naif çığlıklar eşliğinde Fazıl’a ulaşmaya çalıştık.
Sonu gelmeyen alkışlarımıza Fazıl SAY’ın bisleri ile ara verdik.
Önce Ses, ardından Kara Toprak ve Paganini’den Caprice
Her şey harikaydı! Her alkışta ayaktaydık. Sesler, ıslıklar, bağrışlar, ‘bravo’lar…

Fazıl SAY…
Yüzünde tebessümü belirdi, biz de tebessüm ettik. Ruhumuz ruhuylaydı!
Hepimiz ‘Fazıl SAY’dık o akşam… Sevgimiz büyüdü, bizi aştı, ruhumuz Fazıl’la doldu taştı.
Orada olmalıydınız, görmeli ve hissetmeliydiniz ‘Fazıl SAY’ı sevmek nasılmış, nasıl da sonsuz ve vazgeçilemezmiş!

*
Fazıl SAY… İzmir… 7 Mayıs…
Yazdığım satırların, o akşamı anlatmakta asla yeterli olmayacağını bile bile yazdım bu yazıyı. Herkes, biraz olsun, o atmosferi hissedebilsin diye.
Anlatılmaz, belki de yaşanamaz, ‘hissedilecek’ bir akşamdı ve biliyoruz ki herkes ‘hissedemez’!

*
O gün günlerden ‘Fazıl SAY’dı. O gün İzmir ‘Fazıl SAY’a bürünmüştü.

Ruhumuz mu?
Sen, beni de, o gün-bu gün ve her zaman ‘FAZIL SAY’!!!



Başak GÜZEL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 26
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 447
Kayıt tarihi
: 12.07.11
 
 

Yazan & Okuyan & Sorgulayan   Burç : Başak Yükselen burç : Koç İlk nefes: 22 Eylül 1983, Perşembe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster