Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Temmuz '13

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
3604
 

James Joyce ve Eserleri

James Joyce ve Eserleri
 

JAMES JOYCE

HAYATI

2 Şubat 1882 yılında Dublin’de doğdu, 13 Ocak 1941’ de Zürih’te öldü.

16 Haziran 1904 Ulysses’in günüdür. Bugün Nora Barnacle’ a aşık olduğunu anladığı gündür. Günümüzde de her 16 Haziran Bloomsday olarak kutlanıyor. Tüm dünyadan Joyce hayranları Dublin’de buluşarak Ulysses’ de  Bloom’un güzergâhından o günü yad etmektedirler.

James Joyce, Cizvit okullarında eğitim gördü; Dublin'deki University College'de felsefeve modern dillerokudu. 1900’de, henüz üniversite öğrencisiyken Ibsen’in bir oyunu üzerine kaleme aldığı uzunca yazı Fortnightly Review dergisinde yayımlandı.

O sıralar, daha sonra Oda Müziğiadlı kitapta toplanacak olan lirik şiirlerini yazmaya başladı. 1902’de Dublin’den ayrılıp Paris’e gitti; ama ertesi yıl ölüm döşeğindeki annesini ziyaret için tekrar İrlanda’ya döndü. 1904’ten sonra Nora Barnacle’la yaşamaya başladı. 1905’ten 1915’e kadar Trieste’de yaşadılar. 1906 yazında Roma'ya giden Joyce yaklaşık dokuz ay boyunca bir bankada çalıştı. Roma'dan sıkılınca 1907 kışında tekrar Trieste'ye döndü. Trieste’de Berlitz School’da İngilizce öğretmenliği yaptı. Dublinliler, 1914 yılında İngiltere’de yayımlandı. Joyce, 1915’te tek oyunu olan Sürgünler’i yazdı. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi adlı otobiyografik romanı 1916 yılında yayımlandı. Aynı yıl Joyce ve ailesi Zürih’e taşındı.

Büyük bir yoksulluk içinde yaşadıkları Zürih’te en büyük eseri olan Ulyssesüzerine çalıştı ve bu kitap Little Reviewadlı bir Amerikandergisinde dizi halinde yayımlanmaya başladı. Dizileştirme 1918’de başladı, ancak kitap hakkında dava açılması nedeniyle 1920’de diziye ara verildi. Ulysses kitap olarak ilk kez 1922’de Paris’te basıldı.

Joyce ailesi iki büyük savaş arasında Paris’te kaldı. Bu dönemde son romanı olan Finnegans Wake üzerinde çalıştı. 1939’da, Finnegans Wake basıldı. 13 Ocak1941’de James Joyce öldü. Portre’nin ilk taslağı Stephen Hero yazarın ölümünden sonra, 1944 yılında basıldı. İlk basımı birçok dizgi yanlışı içeren “Ulysses”in aslına uygun halde basılması 1984 yılında gerçekleşti. Ulysses'in Türkçeçevirisi Nevzat Erkmentarafından gerçekleştirildi ve 1996 yılında basıldı. Nevzat Erkmen kitabın daha iyi anlaşılabilmesi için bir de kılavuz hazırlamıştır.

Geçen yıl Armağan Ekici’nin alternatif bir Ulysses çevirisi Norgunk Yayınlarından çıktı. Joyce'un mizahının, kalenderliğinin, dilindeki müziğin hakkını vermeyi; kitaptaki sayısız deyim ve gündelik konuşma özelliğini, Ulysses hakkındaki devasa bilgi birikiminden yararlanarak mümkün olduğunca doğru aktarmayı; Joyce'un standart İngilizce ile mesafesini Türkçede de korumayı hedefleyen bir çeviri yapmak amacında olan Armağan Ekici . Ulysses'in zor, okunaksız, soğuk bir kitap olduğu yönündeki büyük ölçüde haksız ününü yıpratmayı amaçlıyor.

SANATÇININ BİR GENÇ ADAM OLARAK PORTRESİ

Bir bireyin gelişim ve oluşumunu çocukluğundan başlayarak anlatan bildungs roman türünün özel bir konumu olan sanatçının oluşumunu anlatan kunstler romanın yetkin örneklerinden sayılmaktadır. Klasik roman geleneğini kullanarak ondan farklı bir türde yazmıştır. Klasik romana benzeyen tek eseridir diyebiliriz. Lirik bir anlatım hakimdir. Bilinç akışının başlangıcıdır, duygu ve düşünceler direkt aktarılır. Kafasından geçen düşüncelerin değişimi ve gelişimini gösterir. Kendi dünyasını basit cümlelerle anlatır.

Aslında bir dâhinin oluşumunu anlatır. İlk dönemde ailesinin, inanışların, milliyetçiliğin ve gelenekselliğinin etkisindedir. Sonrasında aldığı Katolik eğitimin etkisine girer. Günah, yargılama, cehennem, cezalandırma sistemini tanımış.  Tüm yaşamını Katolikliğin gerekliliğine göre düzenlemeye başlıyor. Daha önce utanç duyduğu eylemleriyle hesaplaşıp tövbe ederek kurtulmaya çalışıyor. Papazlık teklif edilince, içindeki güzellik duygusuyla katolik inancı ve papazlığın uyumsuzluğunu sorgulamaya başlıyor.

Babasının, kalabalık ailesinin kişiliğin oluşmasında önemli etkileri var. Aileye duyulan sorumluluk duygusu ve sevgi bireyselliğin oluşmasında hem bir basamak hem de engel. 

Kendi yaşadığı hayatıyla ilgili sınırların ailesinin, ulusunun ve dininin çizmemesi gerektiğini, bunların hepsinden ayrı bağımsız bir mevcudiyeti olduğunu fark etmesiyle dehaya giden yol açılmış oluyor. Okulda kendine yeni bir yer edinmeye başlıyor. Başkalarının ilgisini çekebilecek, düşünceleri anlatabilecek düzeye geliyor.  Onu sınırlayan düşüncelerin hepsinden sıyrılarak rasyonel bir bakış açısı kazanmaya başlıyor.  Yaşadığı olaylara şahsi aynasından bakabilecek duruma geliyor.  Bireyselliğini tamamlayarak bütün bağlarından koparıyor kendini.

Kitapta dualar, İrlanda’ya özgü deyimler, şarkılar anlatımı derinleştiriyor.

Yeşil renk İrlanda bayrağının sembolü olarak bir çok yerde kullanılıyor.

İkarus, dehanın sembolü olarak kullanılıyor. Bir sanatçının dehası olgunlaştıkça aynen güneşe yaklaşan İkarus’un kanatlarının eriyip düşmesi metafor kullanarak anlatıyor.

Emma, saflığın dişiliği sembolü, cennetteki hurilerin özelliklerini taşıyor, gençlik dönemlerinde. Sonraki karşılaşmasında onun sıradanlığının farkına varıyor. 

Dünyanın akıl yoluyla anlatılamayacağını kendi anlam bütünlüğüne göndermelerle anlatmaya çalışmıştır. Sanatçının dış dünyayla ilişki içindeki gelişimini anlatır. Okuyucu ile metin arasında açık bir iletişim vardır. Bundan sonra o iletişim kopar. Katolik inancı ve İrlanda milliyetçiliğinin etkileri kitabın tüm bölümlerinde  hissedilir.

ULYSSES

Joyce, Ulysses için; “İçine öyle bulmacalar, öyle muammalar kattım ki akademisyenler yıllarca ne demek istediğimi tartışıp duracaklar - ki bu da ölümsüzlüğümüzü kesinleştirmenin tek yolu.” demiştir.

Ulysses’i  iki yılda okudum. İlk üç yüz sayfasını okumak bir buçuk yıl sürdü. Okuyucuyu zorlayan çeşitli sınavlardan geçiren Joyce bu sınavı geçenlere yavaş yavaş sırlarına erişmesine izin veriyor. “Ulysses’i  anladın mı?” diye sorulursa anlamak için ne yapılması gerektiğini biliyorum diye cevap verebilirim.  Ulysses okumak eğlenceli ve güzel vakit geçirmek için bir araç değil. Ulysses’i  anlamak için tüm kutsal kitapları okumak, İrlanda tarihini, hatta dünya tarihini bilmek, mitolojiyi okumuş olmak, 1001 Gece Masallarından, Decamerondan haberdar olmak, Henrik İbsen’in oyunlarını izlemek, okumak, İngiliz Edebiyatını, Felsefeyi, Joyce’un hayatını, düşüncelerini bilmek, çağdaşlarını tanımak ve daha şu anda sayamayacağım kadar çok şey hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyor.

Carl Gustav Jung'dan James Joyce'a gönderdiği mektupta söyledikleri Ulysses okumakla ilgili size bir ipucu verebilir:

Sayın Bayım, Ulysses'iniz dünyanın karşısına öylesine sıkıntılı bir ruhbilim sorunu çıkardı ki, boyuna, ruhbilimi konularında bir sözüm ona uzman olarak bana başvurular oluyor. Ulysses son derece çetin bir ceviz oldu benim için; zihnimi, yalnızca, hiç de alışık olmadığı çabalarla zorlamakla kalmadı, aynı zamanda (bir bilim adamının açısından) epey garip girdi-çıktılara soktu. Kitabınızın, bir bütün olarak, başıma açmadığı bela kalmadı; daha havasına girebilmek için bile, üç yıl boyunca didindim durdum onunla. Ama yine de, size ve dev yapıtınıza müteşekkir olduğumu söylemeliyim, çünkü çok şey öğrendim ondan. Sanıyorum, onun tadına varıp varmadığım konusunda hiçbir zaman emin olamayacağım, çünkü sinirlerimi ve beyin hücrelerimi çok yıprattı. Ulysses üzerine yazdıklarımın sizin hoşunuza gideceğinden de emin değilim, çünkü dünyaya bu kitabın benim nasıl homurdandırıp durduğunu, bana nasıl bela okuttuğunu ve beni nasıl hayran bıraktığını söylemezlik edemezdim.

19. Yüzyılı kapatan üç eserden biri sayılan Ulysses ,(diğerleri Musil’in Niteliksiz Adam’ı diğeri de Proust’un Geçmiş Zamanın İzinde’si) İlk basıldığı zaman Amerika’da pornografik bulunmuş. Daha sonra kitabı inceleyen kurulun başkanı olan hakimin “Penelope” bölümünde yer alan noktalamasız kırk sayfalık psikolojik bir ziyafet olan, bilinçakışı bölümü için amacın edebi olduğunu açıklayarak yasağın kalkmasını sağlamıştır.

Kitap Dublin’de o dönemde yaşamış sıradan insanların sıradan hayatlarını insan ve toplum gözlemleriyle değil, bu insanları eşya, mekân ve toplumsal hayat içerisinde çok zengin ayrıntılarla tasvir edilmiş.

Ulysses’ de Dedalus ve Bloom’un Dublin sokaklarında  karşılaş(tırıl)masını anlatır. Dedalus Joyce’un gençliğinin, Bloom’da olgunluk döneminin yansımalarını taşır. Bloom, Dedalus’un manevi babasıdır. Bloom iyi niyetli ama basit düşünceli günlük beceriksizlikleri içinde bocalayan, aşağılanan, karısı ve çevresindekiler tarafından sürekli onuru kırılan bir musevidir. Sabah evden kahvaltısını yapıp çıkar, akşama kadar çeşitli olaylarla, kişilerle karşılaşır.  Her eşya, mekân, kişi başka bir şeyi çağrıştırır. Bugün içinde geçmiş yaşantısı, duyguları, düşünceleri de bu bir gün içerisinde anlatılır.

Çatısını Homeros’un ünlü destanı Odysseia oluşturur.  Yunan Kahraman Odysseus Truva Savaşı’nın bitiminden ülkesi İthaka’ya dönüş yolculuğu anlatılır. Odysseus’un Yolculuğu ile Bloom’un İrlanda sokaklarında ve kendi geçmişine yaptığı yolculuk arasında simgesel koşutluk vardır. Kitap bölüm başlıkları destanın ilgili bölümüyle başlar.

Ulysses’in benzersizliği Joyce’un her bölümde farklı teknik, üslup, dil kullanımı ve bilinçakışının kullanım şeklidir. Bir bölüm çok eski bir İngilizceyle bir bölüm modern kadın magazin dili, Sokrates tarzında bir dialog, sahne oyunu şeklinde yazılmış bir bölüm, epiphanylerden oluşmaktadır.

SÜRGÜNLER

Henrik İbsen’den etkilenerek yazdığı bir sahne oyunudur.

DUBLİNLİLER

Dublin’de kalıp yazmaya devam etseydi nasıl bir yaşantısı olacağı ile ilgili ipuçları içeren öykülerden oluşuyor. Dublinlileri yazarak aslında Dublin’le hesaplaşıyor. “Dublin’de olsaydım Ulysses’i asla yazamazdım,” demiş Joyce. Bunun sebebi İrlanda’ya dışarıdan bakarak  Dublin’e duyduğu özlemin etkisidir. Joyce’un sürgünlüğü gönüllü sürgünlüktür. Bir sanatçı olabilmesi için ülkesinin coğrafyası etkisinde ama dışında bulunması gerekliliğidir.

FİNNEGANS WAKE

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

James Joyce yıllar önce dünya edebiyatını okurken adı aklımda kalmış.İhtimal ki hayatını falan okumuşum.Çok detaylı güzel yazınızla onu tekrar tanıdık.

Kerim Korkut 
 01.08.2013 19:12
Cevap :
Yorumunuz için teşekkürler. Ben James Joyce'u sürekli okuyorum,ilginizi çekmesine çok sevindim.  03.08.2013 2:00
 

J.Joyce'un "Dublin'de olsaydım Ulysses'i asla yazamazdım" sözü sanırım herkes için geçerli bir gerçeği dile getiriyor. İnsanın burnunun dibinde olan biteni anlayabilmesi için değişik bir kültürden geriye dönüp bakması gerektiğine inanıyorum. Keşke bütün Türkler imkan olsa da bir kaç sene değişik bir ortamda yaşasalar. Eminim ki Türkiye'yi çok farklı gözlerle görecek ve bir sürü ezberi bozacaklardır. Elinize sağlık büyük bir ustaya yakışan ve yenideb hatırlatan bir blog. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 27.07.2013 17:54
Cevap :
Çok teşekkürler, yorumunuz için. Haklısınız bazen dışarıda olmak içeriye bakışı değiştirebilir.  28.07.2013 12:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3729
Kayıt tarihi
: 20.09.09
 
 

Evli bir çocuk annesiyim. Eğitim alanında çalışıyorum. Felsefe, sosyoloji, edebiyat alannda atöly..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster