Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '14

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
211
 

Japonlar manga okurmuş (!)

Japonlar manga okurmuş (!)
 

Manga nedir ki, diyeceksiniz. Hani Manga adlı müzik grubu vardı, o mu, diyeceksiniz. Değil, değil.
 
Doğrusun manganın ne olduğunu bende bilmiyordum, ama öğrendim.
Manga, Japon çizgi romanlarına denirmiş.
 
Manga müzik grubunun ünlü olduğu 'Bir kadın çizeceksin' şarkısını ve çizgi filmlere benzeyen klibiyle manganın ne demek olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.
 
*
 
Geçen günlerde yazdığım 'Oku be kardeşim!' adlı yazımda, okumanın öneminden dem vurmuş, Japonya'da ve gelişmiş batı ülkelerinde okumaya değer verildiğini, gelişmeleriyle okumalarının adeta paralellik gösterdiğini, bizde ise maalesef okumanın hiçe sayıldığını, gelişmemeyi hak ettiğimizi anlatmıştım.
 
Tabii bu yazım, onlarca beğeni aldığı gibi, tek tük de eleştirel yorumlar aldı.
 
Kimi: 'Japonların okuduğu ancak mangadır.'
 
Kimi: 'Batılıların okuduğu polisiye roman.'
 
Kimi de: 'Biz öyle her tarafta okumayız, ama sohbet ederiz. Bizim durumumuz daha iyi.' şeklindeydi aldığım yorumlar.
 
*
 
Mangayla polisiyeyi küçümsüyorlar, toz pembe görüyorlar.
 
Unutmayın kardeşim;
hiçbir yazınsal ürün küçük görülmez, görülemez.
Hiçbir yazınsal ürün boş şey, faydasız şey sanılmaz, sanılamaz.
 
Manga gibi, polisiye roman gibi yazınsal ürünlerin neredeyse tamamı birer birikimin eserleridir. Birikimi sağlayan kişinin süzgecinden akıttığı birer yapıttır. Bu türlerin yazarlarını birer arı gibi düşünürsek; arılar bal yapmak için binbir çiçekten polen toplar, topladığı polenleri sindirerek peteklerine boşaltır, sonuçta bal denilen doğal ve muazzam lezzet meydana gelir. İşte bu yazınsal ürünler arının balı gibi binbir çiçekten toplanıp meydana gelmiş lezzetlerdir. Küçümsenemez. Boş değildir. Bunları değersiz gören, kendi değersizliklerini gün yüzüne çıkartmaktadır. Emek küçümsenir mi hiç? Ya da birer emek ürünü olan şeylerin faydasız olduğuna inanmak akıl ve mantık işi midir?
 
Manga gibi, polisiye roman gibi yazınsal ürünlerin gözle görülen bir faydası olmasa bile, insan zihnini çalıştırırlar, doyururlar. İnsan zihni hep açtır ve hep jimnastiğe ihtiyacı vardır. Asla doymaz, asla yorulmaz.İnsan zihnindeki en önemli faaliyetlerden birisi hayal kurmaktır, hayal dünyasını geliştirmek, büyütmek, sınırları ortadan kaldırabilmektir. İnsan zihninin açlığı sırf bilgiye değildir. Bilginin bir senaryo olduğunu düşünelim, insan zihni bir film yönetmeni, ve bir sinema perdesidir. Senaryo olan bilgiyi harekete döken, yönetmen ve sinema perdesidir. Bu da hayal dünyasıdır.
Bilgili-bilgisiz, yaşlı-genç, kadın-erkek, doğul-batılı yani herkes hayal dünyasına bağlıdır. Hani, 'İnsan umutsuz yaşayamaz' derler ya, işte umudun diğer adı da hayaldir veya şöyle diyeyim: Hayal, umudun birinci dereceden akrabasıdır.
 
*
 
Bazıları roman gibi yazınsal ürünlerin bilgi vermediğine, veremeyeceğine inanır; 'Romandan bilgi öğrenilmez' der.
Onlara katılmadığım gibi, karşı çıkarım.
Biraz evvel dediğim gibi, roman zaten bir birikimin sonucudur.
Romanda bir kurgu varken, romanın içerisine bilgilerde serpiştirilir. Bu bilgiler roman konusuna göre çeşitlilik gösterebilir; kiminde bilimsel bilgi, kiminde tarihsel bilgi, kiminde kültürel bilgi, kiminde felsefi bilgi, kiminde de sosyolojik bilgi baskındır.
 
Japon yazar Haruki Murakami'nin '1Q84' adlı romanını iki yıl önce okuduğumda, romandan iki unutulmaz bilgi öğrendim ve bu bilgileri daha önce hiç duymamıştım, ilk sunan Murakami oldu.
 
Bilgilerden birisi 'disleksi'ydi.
Disleksi, harfleri tanıyamama, öğrenme güçlüğü çekmek gibi belirtileri olan bir rahatsızlık.
Ülkemizde on binlerce insan bu rahatsızlıktan muzdarip, ama bu rahatsızlığın adı bile bilinmiyor. bilen kişinin ise sayısı çok az.
Disleksi rahatsızlığına sahip öğrenciden diğer öğrencilerin gösterdiği performansı bekliyor çoğu öğretmen. Disleksili öğrencinin eğitimine ana-baba önem vermiyor 'bunda kafa yok' diyerek. Disleksili insana toplum 'aptal' sıfatını veriyor.
 
Diğer bilgi ise şuydu:
Kadınlar, ergenlikten menopoza girene kadar, genel olarak toplam 400 kez yumurtlama dönemi geçirirmiş. 400 kez regl olurmuş. Yani 400 kez hamileliğin eşiğine gelirmiş.
İlk defa duyunca bu bilgi ilgincime gitmişti.
 
*
 
'Biz okumuyoruz ama sohbet ediyoruz.'
 
Ne kadar gülünç!
 
Evet, sohbet iyidir.Ama Allah aşkına söyleyin, hemen hemen bütün sohbetlerin sonu dedikoduya varmaz mı? Hemen hemen bütün sohbetlerin kaderi dedikoduya evrimleşmek değil midir?
 
Sohbetin evrimleştiği dedikoduyu Müslümanların kutsal kitabı Kuran 'Ölü eti yemek' olarak niteler:
 
"Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz." (Hucurat 12)
 
Yani senin sohbetin övünülecek bir şeyi yok.
Oku ki, nerede ne yapılacağını da bil!
 
Not: Disleksi üzerine görsel bilgi almak isterseniz, 'Her Çocuk Özeldir' adlı film tavsiye olunur.
 
-Mustafa Yıldırım - 10.12.2014

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 480
Toplam yorum
: 252
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 654
Kayıt tarihi
: 03.11.12
 
 

Konyalıyım. Edebiyat okudum. Amatör yazar ve şairim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster