Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mayıs '18

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
1359
 

Japonya ve Almanya Ekonomileri (I)

Japonya ve Almanya Ekonomileri (I)
 

Çabuk Yükselen Ani Düşer


İkinci Dünya Savaşı sonrasında (1945) Japonya ve Almanya yenildi. Almanya, Doğu ve Batı Almanya olarak ikiye ayrıldı. Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirleri atom bombası felaketine uğradı.  Savaşı kazananlar, açlık, salgın hastalık, evsizlik, aşağılama, yenilmişlik duygularını yeterince iki ülke halkına hissettirdiler. Tecavüzler, mahkemeli idamlar ve linçler oldu.  Doğu Almanya’daki fabrikalar sökülüp Rusya’ya nakledildi ve Alman esirler Sovyetler Birliği USSR  altyapı inşasında çalıştırıldı. Daha sonra Kazananlar, işgal ettikleri halkların yaşamının devam edebilmesi için gıda yardımı, şehirlerarası ulaşım ve molozların kaldırılıp şehirlerin yeniden inşası gerektiğini gördüler. Önce ekmek, su, süt kuponlarıyla yaşama destek verildi. Çarkın dönmesine yardımcı olundu.

Batı Almanya ve Japonya Amerikan Marshall yardımı alarak kalkınma hamlesine giriştiler. Silahsızlandırıldılar. Demokrasiye geçmeleri istendi. Ekonomik ve sosyal reformlar yaptılar. Bilgiye, modern teknolojiye dayalı iyi iş yapma ahlakı, kapitalizm standartlarına uygun çalışmak, her iki ülkenin ihracatını geliştirdi. İki ülkenin savunma harcamaları asgari düzeyde tutuldu. Uzun yıllar kalkındılar ve siyasi olarak ABD emrinde kaldılar. Bu yazımda Japonya ekonomisini inceliyorum. Takiben Almanya ekonomisini inceleyip aralarında geleceğe yönelik bir karşılaştırma yapmayı planlıyorum.

General MacArthur Japonya’yı (1945-1952) döneminde yönetti. Görevi önce savaşa yol açan siyasi ve askeri Japon yöneticilerini cezalandırmak, sonra ekonomiyi canlandırmak ve istikrarı sağlayıp Japonya ve O’nun eski kolonileri Tayvan ve Kore’yi ABD tarafında tutmaktı. Japonya’nın tekrar silahlanmasını önlemek için ordu dağıtıldı. Askerlerin yönetimde rol almaları yasaklandı. Savaşta Japonya’yı destekleyen zengin büyük toprak sahipleri, çiftçiler ve holding sahibi sanayiciler yok edildi.

Kadın haklarına yer veren, Japon’a savaşa karşı çıkma hakkı tanıyan, imparatorun rolünü sembolik yapan, parlamenter sistem içeren  bir anayasa yapıldı. Çin’in komünist olmasından sonra Japonya’nın ABD tarafında kalması, gelişmiş olması, ham madde kaynaklarına erişmesinin önemi Kore savaşında anlaşıldı. Kore savaşında (1950-1953), Japonya ABD’ye destek verdi ve lojistik merkezi oldu. Bu tavır ve soğuk savaş kutuplaşması Japon endüstrisinin toparlanmasına ve ABD yardımı almasına yol açtı.

Zamanla ABD yardımı, IMF ve Dünya Bankası düşük faizli kredileri çelik üretimi, gemi yapımı, orman ürünleri endüstrisi gelişiminde etkin oldu.  Tüketim ekonomisi ürünleri otomobil, fotoğraf makinesi, televizyon, bilgisayar ve elektronik cihaz üretimi araştırma geliştirme ile desteklendi ,.

Japon şirketleri yıllık kâra değil uzun dönemde gelişime odaklandı. İş dünyası ile yaşam boyu iş güvencesi altında çalışan emekçi kesimi arasında uyum sağlandı. Bürokrasi ve siyaset; yol, köprü, alt geçit, yeraltı yolu, hızlı tren, liman, hava alanı projelerine yardımcı oldu. Tabii sadece büyümeye, pazar payını, üretim çeşitlerini artırmaya odaklanmak artıları yanında kârlılık azalmasına sebep oldu ve ileride başka problemlere kaynaklık etti.

Enerji kaynakları (kömür) ve ekilebilir alanları (%17) az olmasına rağmen Japonya 1968’de ABD’den sonra ikinci büyük Dünya ekonomisi oldu. Japon gelişimi ”İkinci Dünya savaşı sonrası Japon mucizesi” olarak isimlendirildi. Kişi başı yıllık gelir 3 500$’dan 1955, 13 500$ düzeyine 1973 erişti.

1973 petrol bunalımına kadar yıllık ortalaması %8’i bulan gelişim süreci, 1973 Arap-İsrail savaşı sonrası uygulanan Arap petrol ambargosu ile 1974 ve 1975 yıllarında olumsuz etkilendi. Ekonomi küçüldü. 

1975-1991 döneminde ekonomi ortalama  %4.1 civarında gelişti. 1975’de 305 yen 1$ iken 1991’de 125 yen 1$ oldu. Yen kıymetlendi. Japon ihraç ürünleri pahalandı. Bu duruma ABD’nin ihracatını artırmak, borçlarını azaltmak için doların değerini azaltma politikası da katkı yaptı.

1990’da aşırı kıymetlenen Japon hisse senetleri krizi oldu ve gayrimenkul pazarı balonu patladı. Hisse senetleri %60, evler %70 üzerinde değer kaybetti.Finansal krizin, konut krizini tetiklediği söylendi.Tokyo’nun taşı toprağı altından kıymetli olunca borçlular ödeyemedi. Güven sarsıldı, ekonomi durakladı. On yıllık dönem durağan geçti. (1991-2000). Gelişme ortalaması %1’in altına düştü. Aşırı işgücü fazlası, işsizlik ve borç üç düşman oldu.

“On yıllık Kayıp” döneminde Japon Merkez Bankası (Bank of Japan, BoJ) bazı hatalar yaptı. Hisse senetleri düşerken, faizleri artırdı. Emlak pazarını krize soktu. Daha sonra geç kaldığı halde faizleri düşürdü. Faiz % 0.5 oldu. Parası olanlar parasının üstüne oturdu, beklemeye geçti (bekle, gör politikası) ve yatırım yapmadılar. Birinci Körfez savaşı ve Sovyetlerin dağılması diğer olumsuzluklar olarak Japon ekonomisinde yerini aldı. Japon Bankası BoJ geciken doğru tedbirin fayda yerine zarar verdiği ve tedbirde doğru zamanlamanın önemi üzerinde iktisatçılara örnek teşkil etti.

2001’lerde Japon Hükümeti ekonomiyi canlandırma çabalarına girişti. Bankaların kredi vermesi teşvik edildi. Ancak bu sefer de krediler verimsiz, geri dönüşsüz alanlara gitti. Para israf edildi. Tedbir olarak bankalar artık kredi vermeyi güçleştirdi. Kredi kıtlığı başladı. Tedbirlerdeki zamanlama hataları pahalıya mal oldu. Takiben 2008 ABD finans ve emlak krizi etkileri Japonya’da hissedildi. Gelişme ortalaması %1.1 düzeyinde kaldı.

Son yıllarda ekonomiyi canlandırma çabaları devam ediyor. Çalışan 67 milyon kesime karşılık 65 yaşını aşkın nüfus 35 milyonu (nüfusun 35/127 yaklaşık %28’i) aştı. 90 yaşını geçen 2 milyondan fazla Japon var. Japonlar hayat pahalılığı sebebiyle artık eskiden %25’ler düzeyinde olan tasarruflarını yapamıyorlar.

Japon Hükümetleri çok borçlandı. Borç miktarı Japon GDP Hasılasının %230’unu buluyor   (2.3 x GDP, 2.3x4.5 trilyon$=10.5 trilyon $’a yaklaşan borç). (Yunanistan finansal krizinde borç /GDP oranı %180’e yakın ve borç miktarı 356 milyar $ idi).  Ancak Japon borcunun bir kısmı Hükümetin bir bölümünden, diğer bölümüne olan borçlardır. Borcun çoğunluğu dışarıya değil halkın satın aldığı Hükümet hazine bonoları, senetleri üzerinedir.

Borcun götürüsü faizdir ve toplanan vergilerin %15 civarı faiz ödemeye gidiyor.

Bir analizde borçla ilgili olasılıklar incelenmiştir. Birinci olasılık bu borç 5-10 yılı bulan hızlı bir gelişme döneminde azaltılabilir (boom period).

İkinci olasılık, Hükümet Sağlık, Emeklilik, Eğitim, Savunma harcamalarını yine aynı süre büyük oranda azaltır ve toplanan vergiler borca yöneltilirse (bu genellikle mümkün değil) borcun ödenmesi başarılabilir.

Üçüncü olasılık borcu ödememek yoludur (bu da siyaseten ve Japon halkına olan sorumluluktan dolayı mümkün çözüm değildir).

Dördüncü olasılık beş-on sene çift rakamlı yüksek enflasyon olursa (Japonya’da %2 civarı) borcun enflasyon karşısında erimesi ve azalmasıdır. Bu olasılık da düşük çünkü Japon tüketici parasını harcarken dikkatli ve arz/talep ilişkisinde talep az). Analizi yapanlar olasılıkları değerlendirdikten sonra şimdilik borçla birlikte yaşamanın daha az riskli olduğu sonucuna varıyor.

Japon ekonomisi 1995-2005 döneminde gelişemedi. Japon GDP’si 5.3 trilyon $’dan 4.5 trilyon $’a geriledi. 2020 Tokyo Olimpiyatlarına kadar iktidara seçilen merkez sağ politikacı Shinzo Abe (babası eski Dışişleri Bakanı, dedesi eski başbakan, politikada güçlü bir aileden geliyor) Abenomics politikasıyla (2012 sonunda iktidara geldi) özel teşebbüs yatırımlarını artırmak, Yen’in değerini dolara karşı yeterince düşürerek ve ürün kalitesini iyileştirerek ihracatı artırmak (2011’de 76 yen 1$, 2018’de 110 yen 1$), hükümet bonolarını geri satın alarak (piyasaya para sevki), piyasayı canlandırmak, enflasyonu biraz tetiklemek istedi. Durgunluk aşılamadı (enflasyon %1.3, düşük ve bu ürün pahalanır şimdi satın alayım arzusu yok)). Hükümet gelirini artırmak için tüketim vergisini %5’ten %8’e çıkardı. Kamu altyapı harcamalarını artırdı. Ancak şimdilik çok değişen, canlanan bir ekonomi ufukta görünmüyor.

İzlenen ekonomi canlandırma politikası kendi içinde riskler içeriyor. Yen’in değerini düşürmek ihracatı kolaylaştırıyor ama ithalat bedeli artıyor. İhracat artışı azsa veya Japon ürünlerine talep artmazsa istenen fayda sağlanamıyor. İthalat çok daha pahalanmış oluyor. Hükümet gelirini artırmak ve iç borcunu azaltmak amacıyla tüketim vergisini artırıyor ama tüketiciler yeterince satın almazsa, talep yoksa, bu politika işe yaramıyor. Çalışan sayısını artırmak için kadınlar çalışmaya teşvik ediliyor ama bunun için şirketlerin iş gücü talebi gerekli.

Sıkışmışlık, durgunluk bir türlü yenilemiyor ve durum devam ediyor.

Japonya’nın son on yıllık GDP ortalaması 5.2 trilyon dolar civarındadır.   2017 yılı döviz rezervi 1.2 trilyon $’a yakındır. Nüfusu 126.5 milyondur. Kişi başı yıllık gelir ortalaması 40 bin $’ ve kişi başı ihracat ortalaması 5 500$ civarındadır. İşsizlik oranı %3 bandındadır ve düşüktür.

“Yaşlanan insan gücünü 4. Endüstri devrimi kapsamında robotların alacağı” konusu 2020’lerin değil  ilerideki 10-15 senede çözülebilecek bir konudur. Şimdilerde kısmi zamanlı işçi kullanımı artmaktadır. Japonlar, Avustralya ve Pasifik Asya ülkelerine yatırım yapıyor. Japonya ihracatının, 700 milyar $ bandında, çoğu  ABD, Çin, Tayvan, Güney Kore ve komşu pasifik ülkelerinedir. İhracatın %17’si otomobil ve yedek parçalarıdır. İthalatın %30’u petrol, LNG ve kömürdür.

Japonya’nın askeri güvenliği ABD garantisi altında. 250 bin kişilik bir ordu var.  Hükümet Bütçesi 2017-2018 bütçesi 1 Nisan’dan geçerli ve 830 milyar  $ (97.5 trilyon Yen). Savunma bütçesi Çin ve Kuzey Kore riskleri dikkate alınarak 42 milyar $’a artırıldı.  

Japonya’da bürokrasi maliyetli, çoğu lojmanda. Hükümet Bölümleri, bizdeki gibi, harcaması olmasa bile yıllık bütçesini hep artırmak istiyor.

Vatandaş devlet günlük işlerinde rüşvet, yolsuzluk ve politikacı etkisi az. 2015 yılı “Yolsuzluk azlığı” listesinde Japonya 168 ülke içinde 18. sırada. Bazı kişiler iyi Japon imajının bozulmaması için rüşvet ve yolsuzluk olaylarının polisçe açıklanmadığını belirtiyor.

Hizmetler ucuz değil. Halka hizmet veren Kobe Belediye şoförü, taksiciden iki kat daha fazla kazanıyor. Sosyal güvenlik bütçesi en büyük harcama kalemi ve 280 milyar $.

Ulaşım ve haberleşme altyapısı iyi. Üretim rekabet altında (tarım kesiminde aksine örneğin pirinç destekleniyor). Hukuk bağımsız. Vergi düzenlemeleri objektif. Yıllık 70 bin dolar kazanç %20, 400 bin dolar üzeri kazanç %45 vergiye tabi.  Şirket vergi oranı kazanca göre %30-%50 bandında.  İş gücü 67 milyona yakın. İnsanlar eğitimli, hünerli ve işini iyi yapmak istiyor. Şirketlerin işçi maaşları abartılı değil. Kadınların aynı işte aldığı maaş daha az.

Japon’un kendini mutlu hissetmesi konusuna cevabı “Orta düzeyde mutluyum” diyor. Mesai saati süresi, erken gel-geç git şeklinde, Avrupalıdan daha fazla. Japonya’yı kanun ve nizamların uygulandığı, terörün olmadığı, adalet, refah ve huzur devleti sayabiliriz.

Sonuç: Japonlar çok düşünüyor ve kararlarını uzun dönemde oluşturuyor. Abenomics anlayışı daha sona gelmedi. Uzun dönemde Abenomics çare olamıyorsa, eksikler ucuz işçilik, ham madde ve  enerji  kaynakları yokluğu ise bunları ucuza bulmak, göçmen işçi kabulü, Afrika, Avustralya madenlerini işletmek, araştırma geliştirmesi Japonya'da yapılan elektronik ve makine ürünlerinin dışarıda Kamboçya’da, Vietnam’da  üretilmesi, Afrika’ya yatırım, petrolü olan ülkelerle işbirliğini artırmak çare olabilir. Mevcut düşünce tarzını değiştirmek çare çözümleri artırabilir.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 148
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1752
Kayıt tarihi
: 14.10.12
 
 

Elektronik Y.Mühendisiyim. Teknik alan dışında Tasarruf ve tutumlu yaşam, Kişisel Finans Yönetimi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster