Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Temmuz '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
788
 

Jean Jaures ve şu bizim liberal solcular

Jean Jaures ve şu bizim liberal solcular
 

12 Eylül’de gerçekleştirilecek olan, AKP Anayasası’nı oylayacağımız referandum süreci bir kez daha Türk solu üzerine düşünmeme neden oluyor…

Kendisini solda tanımlayan insanların, hukuku, laikliğe karşı odak olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanmış bir iktidarın kontrolüne sokacak bir Anayasa değişikliğinden bu denli ateşli bir şekilde taraf olmalarını anlayamıyorum.

Yine bu denli sakat bir Anayasa taslağı üzerinden dahi Atatürkçülüğe, Kemalizme hem de hiç ilgisi yokken ‘statüko’ palavralarıyla öldüresiye saldırmalarını anlayamıyorum.

Evrenizmle, Kemalizmi birbirine karıştırıp, birine kızıp diğerini ateşe atmaya kalkışacak cehaleti aklım almıyor.

Demokrasi, demokrasi diye diye gerici güçlerle kol kola girip, bir yandan Cumhuriyet değerlerine kara çalıp, bir yandan da örtülü bir şekilde kapitalizme uşaklık ederken, hala kendisini solcu sayanlara diyecek kelime bulmakta zorluk çekiyorum.

Gerçek sol değerleri savunanların marjinalleştirildiği, hapislere atıldığı, darbecilikle, çetecilikle suçlandığı, sesinin kısıldığı bir coğrafyada, ortalıkta dolanan bu liberal solculara karşı acıma ve kızgınlık duygularını bir arada yaşıyorum.

Cumhuriyetle, laiklikle, ulus devletle durmaksızın kavga eden, bu değerleri çürütmek adına var güçleriyle çalışan bu adamları gördükçe midem bulanıyor.

Ve aklıma bu aralar sık sık Jean Jaures geliyor…

Benim neslim, muhtemel ki, çok duymamıştır Jean Jaures’in adını.

Çünkü benim neslim, Marks okumadan Marksist, Atatürk bilmeden Kemalist olmayı başarabilen bir nesil, nerede kaldı Jaures!

Jaures, 1859-1914 yılları arasında yaşamış ve haince öldürülmüş, sosyalist politikacı, yazar, aydın bir Fransız.

Jaures’in en önemli özelliği bir sosyalist olmasına rağmen tüm yaşamı boyunca eşitliği, demokrasiyi, barışı savunmasının yanında, bunlarla aynı oranda Cumhuriyet’i ve laikliği de savunmuş olması. Aydınlanmanın, sosyalizmin ilk şartlarından olduğunu hiçbir zaman unutmamış olması.

Şu sözler ona ait:

‘(…) Gerçi, burjuvaların aykırı davranışları yüzünden emekçiler bazen Cumhuriyet’ten soğurlar, ama Cumhuriyet’in gerçekten tehdit edildiğini görünce öfkeyle ayağa kalkarlar ve Avrupa’da –burjuvalar tarafından da olsa- yeni bir Cumhuriyet’in kurulduğunu görünce sevinçten titrerler. Onlar için yurt da Cumhuriyet gibidir. Burjuvaların ve kapitalistlerin yurt anlayışını –bu anlayış ne denli uygunsuz olursa olsun- protesto etmek için sosyalistler yurt kavramından yüz çevirmezler, tersine, ulusun bağımsızlığı tehlikeye girince, dört elle sarılırlar ona. Ulusal bağımsızlığı –dünya barışıyla birlikte- daha iyi korumak üzere, yurdu saldırgan, serüvenci, bozguncu hükümetlerden kurtarırlar. Bir bunalım gününde, anarşistçe taşkınlıklar ve yersiz aşırılıklar, Ulus’la Enternasyonal’i uzlaştıran işçi sınıfının düşünce gücü karşısında bir dakika bile dayanamaz.’*

Aslında Jaures’in temsil ettiği sol anlayış bizim ülkemize çok da yabancı değil.

Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren, cumhuriyet değerlerini sonuna dek özümseyip, onun eksiklerini sosyalizmle kapatmaya çalışan aydınlarımız da oldu; Cumhuriyet’in sosyalizm için bir ilk aşama devrimi, Türkiye’nin aydınlanması olduğunu yazıp, sosyalizmin Türkiye’de Cumhuriyet'ten sonraki adım olması gerektiği düşüncesini savunan aydınlarımız da.

Bu arada aynı şey Kemalistler için de geçerliydi. 12 Eylül patentli olmayan Kemalistler arasında, Atatürkçülüğün eksiklerini sağ politikalarla kapatmayı düşünecek tek bir insan bulmak mümkün müdür? Hepsi sol düşünceyle, sosyalizmle iç içedir. Ve her ihtiyaç duyduklarında bu ideolojilere başvururlar.

Bu ülkenin tarihinde, ne Mustafa Suphi’ler, ne Şevket Süreyya Aydemir’ler, ne Doğan Avcıoğlu’lar, ne Behice Boran’lar, ne Uğur Mumcu’lar, ne de burada adını anmadığımız onlarca sol aydın Cumhuriyet’e, Cumhuriyet değerlerine, Kemalist Aydınlanma devrimine dönüp de şimdiki bu liberal solcular kadar saldırmadılar. Daha önce söylediğimiz gibi, aksine, Atatürk Devrimi’nin Türkiye ilerici hareketindeki en somut, en büyük, en köklü devrim olduğu bilinciyle ona hep sahip çıktılar.

Tıpkı Jean Jaures’in, Fransa’da Cumhuriyet’i savunması gibi…

Bugün ortalıkta dolanan, AKP’nin kanatları altından solculuk taslayan zavallılara gelince…

Onlar yeni türedi…

Karşıdevrimci takımın sol kanadına yeni transfer edildiler.

Şimdi de çıkmış sol adına, ‘12 Eylül’de referanduma evet’ propagandası yapıyor, Cumhuriyet devrim ve ilkelerine 'statüko' söylemi arkasından saldırıyorlar.

Utanmadan, sıkılmadan…

(*) Jean Jaures, Demokrasi, Barış, Sosyalizm, E Yayınları, s: 80

(www.telgrafhane.com)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 139
Toplam mesaj
: 29
Ort. okunma sayısı
: 1780
Kayıt tarihi
: 06.05.07
 
 

Zonguldak’ta doğdu. On altı yaşından beri çeşitli yerel, bölgesel ve ulusal gazete-dergilerde, ay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster