Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Haziran '10

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
507
 

Jennifer

14.11.2009

Paris

Jennifer


Yeni uyandım. Öğlen olmuş. Sabaha karşı korkunç bir fırtınanın verdiği veya getirdiği mi demeliyim bilmiyorum, yorucu düşüncelerle döndüm durdum cidden rahat olan yatağımda. Ben neden böyleydim? Nereye, niçin gelmiştim? Geliş amacımdan mı sapmıştım? Gezip tozup burs paralarımı mı yiyordum? Kilo da almıştım zaten. Bir yolunu bulup spor işini de çözmeliydim. Yeni bir şehre gelmek ve oraya adapte olmak inanın ki çok zor bir iştir. Önce nerede kalacağım endişesiyle elinizde ağır mı ağır valizinizle, bir yandan da hırsızları kollayarak, kapı kapı dolaşırısınız. Daha sonra yemek, karın doyurmak, ders-iş-güç bulmak ikinci sırada gelir. Maslow’un piramidi tamamlanıp burjuvai hayatınızda yaşamsal ihtiyaçlarınızı yerli yerine oturttuğunuzda sosyal aşama gelir ve orta yerine çöker düşüncelerinizin. Bu aralar kafamı bunlarla meşgul ediyorum işte. Bugün uyandım; bulaşıkları yıkadım ve pencereyi açtım. Gördüğüm şey karşısında burada neden olduğum ve nasıl yaşayacağım konusunda keskin endişelerden sıyrıldım. Ben geçen yıl zor bir çalışma döneminde hak ederek Paris’e geldim. Bu dönem kendimi kasmadan tatil yapacağım. Gerisini ikinci dönemdeki Ali Murat düşünmeli. Artık sorumluluklardan biraz olsun uzaklaşma vakti. O içimdeki sert sorumluluk çekirdeği inlesin dursun, ben bir süre daha geç kalkmaya devam edeceğim. Hayatımın uzun ve çok çalışarak geçeceğini umut ederek bu yazıyı kaleme aldım. Gördüğüm şey içimde biraz daha umut yeşermesini sağladı. “Jennifer”ı gördüm, Fransız plakasıyla. O simsiyah, ateş gibi yanan haliyle ve dört pas parlak cantıyla önümden alay ederek geçti. Anılarım geldi aklıma. Anılar, umutları besler. Umutlar ise pas parlak bir geleceği… Yağda yumurta vakti!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aslında Jennifer, yaşamımızdaki umutların ilklerindendi. Çünkü hayal kurmak geleceğin bitki örtüsüyse, hayallerimizi ektiğimiz tarlanın can suyu da 'Jennifer'di.Tarzımız birbirinden farklı olsa da; hayata bakış açımız, hayattan beklentilerimiz seninle aynı.İşte Jennifer, bu anlamda bir metafor ve bizim en büyük ortak noktalarımızdan biriydi. Annemler Antalya'ya seminire gittiler. Cuma, Cumartesi, Pazar geceleri en çok mutlu olduğum yerlerden birindeydim.Bizim balkonda...Kardeşim olmadan kaç 'akasya kokukulu sabahı' geride bıraktığımı hatırlamıyorum.'Eksik bir şey' vardı.Bir de 'wish you were here'. Pink Floyd'du dinlemek bu sefer bana keyif vermenin yanında, galiba içimdeki özlemi de kabarttı. Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisini ortaya atarken,acaba o piramidin arasına hayal kurmak gereksinimini de sıkıştırmayı düşünmüş müdür? İçimdeki umutların başrol oyuncularından biri de sensin çünkü. Yağda yumurtayı pul biberli ve naneli yapmışsındır umarım. Çok lezzetli oluyor. Afiyet olsun..

Bahadir AYDIN 
 28.06.2010 20:50
Cevap :
Zaman geçiyor. İnsanların dönemleri bana kalırsa sadece ama sadece ikiye ayrılmalı. Yalnız oldukları ve olmadıkları. Çocukmuş, bebekmiş, yaşlıymış, olgunmuş, gençmiş...Bunların anlam kazanması ancak aile, dost ve sevdiklerimiz ile mümkün oluyor. Yalnızlığın mutluluğu ve hüznü ile kalabalığın mutluluğu ve hüznü nicel olarak aynı olmasa da nitel olarak aynı oluyor. Kim bilir hayatın da şifresi bu dengeyi yakalamakta yatmıyor mu? Tüm buhranlar ve mutluluklar sanaldır. Aile yaşamı ve onun getirdiği acılar, sevinçler ise hayatımın ortasındaki tek gerçek. Gerçeklerle yaşamayı seviyorum ve de ailemle. Eyvallah agacım.  29.06.2010 19:42
 

jennifer hangi jennifer??

KUDRET KIROGLU 
 28.06.2010 14:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 530
Kayıt tarihi
: 03.06.10
 
 

2011 Sorbonne Üniversitesi (Paris-IV) Modern ve Yakın Tarih Doktora •2009-2010 Sorbonne Ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster