Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Kasım '19

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
37
 

Joker Geri Döndü!

1940'ta Detective Comics dergisinden bağımsız olarak kendi adına basılan ilk çizgi romanda Batman'in can dostu Robin ile patakladığı o ilk düşman olan Joker, Batman denilince şüphesiz akla gelen ilk ve en ünlü kötü kahraman.  Akıl hastası, sıradışı şakaların sahibi ve saf kötülük timsali bir karakter... 

Ama çoğu yerde de Batman'den bile daha ünlü bir ikon aynı zamanda. 

1966'dan beri beyazperdede Cesar Romero, Jack Nicholson, Heath Ledger, Jared Leto ve son olarak da Joaquin Phoenix tarafından canlandırıldı. Filmlerin yanında 1992 yılından beri çizgi filmlerde Joker sesi olarak dinlediğimiz Mark Hamill de hafızalarımızdaki Joker'lerden birisi kuşkusuz... 

Her ne kadar hepsi birbirinden başarılı karakterler olsa da DC filmlerinin hiç birinde Joker'in tam olarak kim olduğu hakkında bilgi sahibi değildik. Hatta ben şahsi kanaatimle biraz daha ileri gideyim, Nolan'ın efsane Batman üçlemesi dışındaki hiç bir filmde ben ne Batman'i ne de Joker'i ciddi karakterler olarak benimseyememiştim. Seyirciye sonu başından belli bir süper kahraman portresi çizen bu filmler bir şekilde beni içine alamayan yapıtlar olmuştu. Ama en sevdiğim senarist ve yönetmen olan Christopher Nolan'ın Batman Begins ile başlayan, Dark Knight ile arşa yükselen üçlemesi sinema tarihinin en başarılı Batman filmleri olarak kabul edilmesi sürpriz değil. Nolan'ın filmlerindeki sürükleyici kurgu ve tansiyonu sürekli yükseltmesi en önemli özelliklerinden biridir ve Nolan o muhteşem dehasını Batman'e de uyarlayarak karşımıza ciddi bir Batman karakteri çıkarmayı başarmıştı. Burada Christian Bale'in oyunculuk performansını da es geçmemek gerek elbette.

Takvimler 2008'i gösterdiğinde ise Dark Knight filmi izleyiciyle buluştu ve bir anlamda kıyamet koptu! Müthiş bir senaryo, sürprizler, aksiyon, kurgu ve en önemlisi inanılmaz bir Joker performansı! Heath Ledger'ın kısacık hayatındaki en büyük rolü! Psikopat, komik, acımasız ve gizemli Joker tam anlamıyla sanki yeniden doğmuştu. Film öyle büyük bir hasılat yaptı ve beğenildi ki IMDB TOP 100 listesinde 4. sıradaki yerini sarsılmaz bir şekilde koruyor. Ledger'ın filmin çekimlerinden hemen sonra hayata gözlerini yumması ve muhteşem performansına verilen Oscar Joker karakterini daha da unutulmaz hale getirmişti.

O filmden sonra hiç kimse Ledger gibi olamayacak düşüncesi benim de zihnimde yer etmişti açıkçası.  The Suicide Squad'ta Oscar ödüllü Jared Leto bile benim gönlümdeki Joker olarak etkilememişti beni. 

Ama o filmden 11 yıl sonra gelen Joker filmi çıtayı öyle farklı bir boyuta taşıdı ki şimdiden yılın en çok tartışılan filmi oldu. Öncelikle Joker'in ilk solo filmi olması ilk kez bir filmde sadece Joker'e odaklanmamızı sağladı. Ama her şeyden öte bugüne kadar geçmişi ve gerçek kimliği ile ilgili hiç bir bilgimiz olmayan Joker'in Joker olmadan önce kim olduğunu öğrenmiş olduk. Bildiğiniz gibi Dark Knight'ta Joker sürekli geçmişiyle ilgili başka hikayeler anlatıyordu. Hatta filmden sonra onun eski bir asker olduğuna dair söylentiler bile çıkmıştı. 

Ama bu filmde Joker'in aslında toplum tarafından dışlanmış, ciddi akıl hastalığı olan (gülmesini kontrol edememesi ve spoiler'a girebilecek bir kaç rahatsızlık daha), özünde kibardan da öte nazik bir insan, sıradan bir profesyonel palyaço olduğunu gördük. Artur Fleck; zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu yozlaşmış bir şehirde herkesten farklı ve güçsüz olduğu için dalga geçilen, hor görülen bir karakter. Tam bir kaybeden! 

DC evreni genelde süper güçlerin dışarıdan müdahalesiyle kaosa sürüklenen şehirleri bize gösterdi bugüne kadar ! Ama bu sefer herşey insani... Şehir kaos içinde ama bunun nedeni bir kötü adam değil! Asıl neden insanların, yozlaşmış politikacıların ta kendisi. Tam da bu yüzden hem karakter hem de film kendisini diğer tüm DC filmlerinden ayırıyor belki de. Bu durum Marvel'ın Punisher'ının Netflix dizisinde de bu şekilde işlenmişti diye düşünüyorum. 

Artur başarısız bir komedyen ama en ufak bir umut için herşeyini verecek bir duygusal çocuk gibi aynı zamanda. Ledger'ın Joker'inden 20 yıl öncesi ve henüz o seviyede bir çılgına dönüşmemiş durumda. 

Dışlanmanın, aşağılanmanın sonucunda çıldırıp Joker haline geliyor kısacası. Müzikler, gerilim teması, oyunculuk, tempo şahane! Phoenix Oscar'ı şimdiden aldı bana göre. 

Peki neden mi tartışılıyor? Çünkü filmde çoğu zaman bir seri katile hak verip, yakınlık kurmamızı isteyen bir tema var. Müzikler, yaşanan dram Joker ile istenmeyen bir bağ kurmamıza neden oluyor. Biz bunu istemesek de Joker kendini acındırıyor bir şekilde ve tespitleri toplumsal olarak çok doğru gelmeye başlıyor. Filmin son sahnesi olmasa "Helal sana Joker" diyeceğiz neredeyse ama sağolsun komedi filmlerinin dahi senarist ve yönetmeni Todd Phillips buna müsaade etmiyor. Phillips'e de ayrı bir parantez açmak gerek. Komedi işinden böylesine sert bir geçişi o kadar iyi başarmış ki, o da artık yakından takip edeceğim bir senarist/yönetmen oldu bile.

Uzun lafın kısası; Joker bir sinema başyapıtı olmak ile sosyal dengeleri sarsacak mesajlar verebilmesi muhtemel tehlikeli bir film olma arasında gidip geliyor. 

Peki sizce? 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 252
Kayıt tarihi
: 29.02.16
 
 

Romancı, Siyasal İletişim Uzmanı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster