Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Kasım '19

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
184
 

Jordan Peterson Diyor ki;

Jordan Peterson adını ilk defa iki yıl kadar önce oğlumdan duymuştum. O zamanlar bizimki 17’sinde ya var ya yok, sürekli ondan bahsediyor; “Jordan Peterson aşağı, Jordan Peterson yukarı…”  Ebeveyn olarak her konuyu daha iyi bildiğimizi düşünerek bazı konularda fikir beyan edecek, çocukla bir şeyler konuşacağız, ne mümkün?

Bizim ukala yeniyetme, iki elinin parmaklarını çenesinin altında üçgen yaparak birleştiriyor, dirseklerini masaya dayıyor, gözümüzün içine ruhumu analiz etmek ister gibi bakarak tane tane anlatıyor, “Jordan Peterson’ın da bu konuda dediği gibi…”  İyi kötü biz de biraz psikoloji biraz sosyoloji biliyoruz ama Peterson’ın yanında lafımız mı olur? Arada konu açılıyor, güya oğlana akademik bilgi vereceğiz ne mümkün, küçük bey yine lafı ağzımızdan alıyor, “Jordan Peterson’ın ‘Anlam Haritaları’nda da dediği gibi” diye söze başlıyor, ardından hiç susmadan en kısası 15’er dakika süren nutuklar atıyor.

Bulsam iki çift laf edeceğim bu Jordan Peterson denen adama. Biricik evladım benden çok onu dinliyor, ben ne düşünürsem düşüneyim Jordan Peterson onun daha iyisini düşünmüş, söylemiş hatta düşünceleri ile oğlumu çoktan ikna etmiş oluyor.

Milletin çocuğu, popçu, topçu bilemedin fantastik kahraman sever bizimki Jordan Peterson hayranı. İnternetten Peterson’ın tüm videolarını izlemiş daha Türkçeye çevrilmemiş kitaplarını bulup okumuş. Gün içinde kimseden o kadar bahsetmiyor varsa yoksa Profesör Peterson… Oğlumla arama giriyor diye neredeyse kıskanıyorum adamı.

Bu profesör ne diyor, bizimki niye bu kadar Peterson’ı benimsedi diye meseleyi çözmeye çalışıyorum. Profesör Peterson’a karşı önyargılıyım, niyetim okuyup anlayıp defolarını bulup, bizimkinin gözüne sokmak. Ama geçen süre içinde işler değişiyor. Şimdi tıp fakültesi ikinci sınıf öğrencisi olan evimizin allâmesi, Peterson yolculuğuna benden daha önce başladığından çoktan başka güzergâhlara doğru yol almış, kendine başka duraklar bulmuşken ben yeni yeni “Peterson şöyle diyor, Peterson böyle diyor” diye etrafımdakilerin hatta fırsatını bulabilirsem oğlumun başını şişirme aşamasına gelmiş bulunuyorum.

En son bizimki ile telefonda konuşuyoruz, tereciye tere satma modunda soruyorum; “Cankutay, odanı topladın mı? Peterson’ın da dediği gibi ‘clean your room’, Zihnini düzene sokmak istiyorsan odanı düzene koymakla işe başlamalısın. Kaosun ejderleri ile onların üstüne giderek baş edebilirsin Varlık alanımızı organize etmenin psikolojik karşılığını biliyorsun…”Oğlumun kahkahası ile anlatacaklarım kesiliyor. “Kestirme olanın değil, anlamlı olanın peşinden gidiyorum, sen hiç endişelenme. Sana iyi okumalar anne!”… Evet Peterson bilmem kaçıncı maddesinde bunu tavsiye ediyordu. Ukala evladım benim.

Şimdi onun gönlü geçmiş olsa da bugüne kadar bana “Peterson diyor ki…” ile başlayan o kadar çok cümle kurdu ki elimden bu kadar kolay kurtulamaz. İntikam yemeğini soğuk yenir, benimkinin günü de geçmiş ama olsun. Azimliyim. Hatta geçenlerde Peterson’ın biyografisini anlatan bir belgesele gidiyor, oğlana hava atmak için biletin fotoğrafını çekip yolluyorum. Bizimkinin okuduğu ülkede Susturun Şu Adamı: Jordan Peterson'un Yükselişi / Shut Him Down: The Rise Of Jordan Peterson filmi gösterilmiyor. Küçük bey sadece “iyi seyirler” dileyen bir mesaj yolluyor. Artık kıskandı mı, yoksa “annem benim geçtiğim yollardan ne kadar rötarlı geçiyor” diye mi düşündü bilmiyorum... Neyse madem ailenin şimdiki Bay Peterson takipçisi benim, size de biraz onu anlatayım;

Kim Bu Jordan Peterson?

Daha çok erkeklere hitap eden maskülen bir figür Jordan B. Peterson. Vaiz, yeni nesil mehdi psikolog diyeceğim de dilim varmıyor. Çok zeki ve karizmatik bir akademisyen. Yeni bir şey söylemiyor aslında, eskileri yeni bir tarzla söylediği için sözleri kitleleri etkiliyor. Muhtemelen dünyanın şu anda en çok takip edilen psikologlarından Toronto Üniversitesi Psikoloji Profesörü Jordan Peterson, önce Social Justice Warrior‘larla (SJW) girdiği mücadele ile gündeme geldi. Dünyanın pek çok ülkesinde en çok okunan kitaplar arasında yer alan Peterson’ın kitabı 12 Rules for Life: An Antidote to Chaos yanında üniversite de “Anlam Haritaları” dersinde anlattığı konuları özetleyen “Maps of Meaning: The Architecture of Belief” adlı bir kitabı daha var. Yalnızca kaosla baş etmeyi öğütleyen kitabı ile değil, sosyal medyayı çok iyi kullandığından çektiği videolarla da fikirleri kitlelere aracısız ulaştı. Dünyanın her yerinden gençler Peterson’ın hayatlarına nasıl yön vermeleri gerektiğine dair tavsiyelerini önemseyerek, onu  mentor olarak benimsediler. Peterson’ı özellikle genç erkekler arasında bu kadar meşhur eden şey, erkeklerin babalarından duymaları gereken ama artık pek duymadıkları mesajları veriyor, sorumluluklarını hatırlatıyor olmasıydı.

Peterson’ı sevenler ve sevmeyenler olmak üzere iki ayrı grup var. Bir yanda onu “manevi babaları” gibi gören gençler, bir yanda onu kibirli, fikirlerini, ırkçı, ayrılıkçı ve tehlikeli buldukları için ondan nefret edenler… Ortası yok. Ben Peterson’ın zekâsını, iddiasını, duruşunu, hitabetini şimdilik etkili buluyor ve seviyorum. Hoş ve dolu bir adam. Sonrasında ona karşı düşüncelerim değişir mi bilemem.

Jordan Peterson gençlere diyor ki : “Hayatın ne kadar kötü durumda olursan olsun, sanki her şey yolundaymış gibi davranma. Her şey yolunda değil. Olay trajik. Dünya kötü insanlarla dolu. Bazı insanlar gerçekten kötü insanların ellerinde acı çekiyorlar. Bazen hiç iyileşemiyorlar. Bu gerçekten korkunç bir şey.  Ama sende düşündüğünden çok daha fazla güç var. Eğer ayağa kalkar, onurlu bir bakış açısı ve disiplinle bu durumunla yüzleşirsen, hayal edebileceğinden çok daha fazla şekilde dertlerinden kurtulabilirsin.” Peterson’a göre, ancak korkularımıza gönüllü ve aşamalı olarak kendimizi maruz bırakıp, onları halının altına süpürmek yerine yüzleşirsek, iyileşebiliriz. Bizler genelde kendimize karşı acımasızız. Hâlbuki kendimize sevdiğimiz birine davranır gibi özenli anlayışlı ve şefkatli davransak işler bizim acımızdan daha kolay çözülebilir. Dünyayı değiştirmek ve düzene koymak istiyorsak işe kendi evimizden hatta kendi zihnimizden başlamalıyız, diyor. Daha yaşanır bir dünya için, odanızın temiz ve düzenli olması zannettiğinizden daha önemli bir ilk adım. Hayattaki tek hedefinizin “mutluluk” olması da sanıldığı kadar derin ve özel bir patikaya çıkarmayacaktır sizi. “Bazı insanlar şöyle diyecekler, “Hayatın amacı mutlu olmaktır”. O insanlar geri zekâlılar. Mutluluk, gerçekliğin ilk acımasız darbesi ile tuzla buz olacak bir şey. Hayatta o kadar çok durum var ki, mutluluk yanlış olan karşılıktır ve dahası mutluluk beklentisi sizi yapmanız gereken şeylere hazırlayamayacak bir psikolojik duruma sokar. İnsanlar çok geniş bir yelpazeye yayılan motivasyon ve duygusal durumlar hissetmek üzere yaratılmış canlılardır. Yani şefkatli olmanın bir zamanı var… Saldırgan olmanın bir zamanı var. Acı içinde olmanın bir zamanı var. Kaygı içinde olmanın bir zamanı var… Neşeli olmanın bir zamanı var… İyi adapte olmuş ve sağlıklı bir insanın geniş yelpazede ince bir şekilde farklılaşmış duygusal tepkileri vardır. Bunlar mutluluk – mutsuzluk gibi tek bir boyuta indirgenemezler. Hayat o kadar basit değil. Hayat karmaşık, trajik ve zor”. Mutluluk insan olmanın en nihai hedefi imiş gibi kitlelere kodlandıkça, insanlar “yeterince mutlu” olamadıkları zaman sanki kendilerinde bir eksiklik varmış gibi acılarından utanmaya bile başlıyorlar. Sürekli mutlu bir insanı, (öyle biri gerçekten var mı bilmiyorum tabii ama antidepresan kahkahaları ile duyguları ile yüzleşemeyen bu sahte mutluların oluşturduğu azımsanmayacak bir kalabalığın olduğu ortada) hiçbir şey daha “derin” biri yapmaya yetecek kadar “derinden” etkilemeyecektir. Derinlikten yoksun bir hayat ise sığ ve anlamsızdır. Farklı duygular hayatımızı ve kavrayışımızı derinleştirir.

Jordan Peterson hayattaki asıl amacımızın “mutluluk” değil “anlam arayışı” olması gerektiğini söylüyor. Ona göre bu tıpkı asansör müziği ile Beethoven senfonisi arasındaki fark gibi. “Senfoni daha mutluluk dolu bir müzik değil. Aslına bakarsanız tam tersi. Ama senfoni daha derin, daha köklü, daha zengin, daha içerikli ve kendini daha çok doğrulayan bir müzik. Ve bu hayatı anlatmaya daha uygun bir metafor. Mutluluk değil ama ızdırabın derinliği ve kaçınılmazlığı ile boy ölçüşebilecek bir derinlik, farklılaşmış nitelikler, köklülük.

Peki, gerçekten hayatlarımızı olumlu biçimde değiştirmek için bir şansımız var mı? Peterson’a göre var. “Küçük başlayın” diyor. “Kendinize bir kaç şey sorun: Size sunulan fırsatları tam olarak kullanıyor musunuz? Okulda veya işte, tam kapasite ile çalışıyor musunuz? Kendi hayatını düzeltebildin mi? Eğer cevabınız “hayır” ise yanlış olduğunu bildiğiniz şeyi yapmayı bırak. Hatta Bugün bırak! “Yaptığım yanlış mı?” diye soru sorup vakit kaybetme. Gereksiz sorgulama cevap almadan, kafa karıştırabilir ve hareket etmeni engelleyebilir. Bir şeyin, nedenini bilmeden doğru mu yanlış mı olduğunu bilebilirsin. Dikkat etmeye başla. Yapman gerekenleri sonraya bırakıyor musun, geç kalıyor musun, elinde olmayan parayı harcıyor musun, çok fazla içiyor musun? Bu, sana zorla dayatılan ahlakı kabul etmen değil. Kendi bilincin ile kendi diyalogun. Kendi açından yaptığın yanlış ne? Hemen şimdi doğru yola koyabileceğin ne var? İşe vaktinde git. İnsanların lafını kesmeyi bırak. Kardeşlerin, annen ve babanla barış. Elindeki fırsatları tam kullan. Eğer bunları yaparsan hayatın güzelleşir. Daha huzurlu, üretken ve çekici olursun. Günler veya haftalar veya aylar sonra aklın huzurlu olur. Hayatın daha az trajik olur. Daha güvende hissedersin. Doğruyla yanlışı daha iyi ayırt edersin. Geleceğin daha parlak olur. Kendi kendini sabotaj etmeyi durdurursun. Kendine, ailene ve topluma zarar yerine faydalı olur ve güç verirsin. Hayatın hâlâ zor olur. Hâlâ acı çekersin. Hayatta olmanın bedeli bu. Belki, bu yükü kaldıracak kadar güçlenirsin. Ancak bu defa daha olgun ve bir sebep ile hareket edersin. Dünyayı düzeltmenin yolu dünyayı düzeltmek değil. Böyle bir görevi gerçekleştirebileceğini zannetmek için bir sebep yok. Ama kendini düzeltebilirsin. Bunu yaparak hiç kimseye zarar veremezsin. Ancak bu şekilde dünyayı daha iyi bir hale getirebilirsin. “

Jordan Peterson kitabında “Kestirme olanı değil, anlamlı olanı yap” diyor ve ilave ediyor, “kestirme  (belki doğru olmayan fakat) elverişli olanı yapmakta zerre inanç, cesaret ve fedakarlık yoktur”. Kitabından hareketle düzenlediği “Future Authoring” adlı programı, insanların hayatlarına dair bir vizyon geliştirmesini, strateji geliştirmelerini amaçlıyor. İnsanın hayatına dair kendine doğru sorular sorabilmesi çok önemli. “Eğer istediğiniz ve ihtiyaç duyduğunuz şeye sahip olabilecekseniz, bu nedir? Nasıl arkadaşlarınız olmalı… Aile ilişkileriniz nasıl olmalı … Çocuklarınızla nasıl bir ilişkiniz olmalı … Kendinizi nasıl eğiteceksiniz. Bunları düşünmeniz lazım. Eğer o yeteneğiniz olsaydı hayatınız nasıl düzenlenirdi, düşünmeniz lazım. Sonra da bunu hedefleyebilirsiniz. Komik olan şu ki böyle bir hedef oluşturur ve onu hedeflerseniz ona doğru ilerlemeye başlayacaksınız. Hedef değişecek çünkü yolu yürürken yeni şeyler öğreneceksiniz. Anlamlı olanın peşinden gitmek, ahlaki bir sorumluluk.

Ekim sonunda Beyoğlu Atlas Sineması’nda Boğaziçi Film Festivali kapsamında gösterilen Susturun Şu Adamı: Jordan Peterson'un Yükselişi- Shut Him Down: The Rise Of Jordan Peterson belgesel filmini izlerken psikoloğa dair fikirlerim daha da netleşti.  Peterson o filmde de diyor ki, Hayata dair mutsuzlukların için başkalarını sorumlu tutmak zaman kaybı. Bunu yaptığında, hiç bir şey öğrenmezsin. Büyüyüp, olgunlaşamazsın, hayatını güzelleştiremezsin. Hayata ve bu dünyada var olan kötülüklere cevap olarak 2 temel yaklaşım var: Birincisi dünyayı suçlu bulanlar. İkinci gruptakiler ise kendileri nasıl değişiklik yapabileceklerini soranlar… Doğrusu işe kendinden başlaman ve kendi korkularınla yüzleşmen.  Bu bildiğimiz arketip kahramanlık hikayeleri ile de uyuşuyor. Git ve ejderhayı bul ve onunla yüzleş! Ejderhadan bahsediyoruz. Seni yiyebilir. Tehlikeli bir şey bu. Ama olduğun yere sinip, korku içinde hiçbir şey yapmadan ejderhanın gelip seni yemesini beklemek daha kötü! Git ve onunla yüzleş. Onu yen ve altını al (Ejderha mitolojisinde ejderhalar genellikle altın, hazine saklarlar). Altını halkınla paylaş. İşte bu, insanlığın en eski öyküsü.

Peterson’ın Yaşam için 12 Kural: Kaos Panzehiri kitabından 12 kuralı kısaca şöyle sıralayıp yazıyı bitireyim;  1-Omuzlarını geriye at ve dimdik dur. (Savaşan istakozlar gibi) Düzen erkeksi, kaos kadınsıdır. Düzene doğru hareket etmeliyiz. Mutluluk anlamsızdır. Hepimiz bu dünyada acı çekiyoruz. Doğru düzgün rezil olmadan acı çekmeyi öğren.2- Kendine, yardım etmekle sorumlu olduğun birisi gibi davran. İki seçeneğin var: Cennet'i arayabilir veya bile bile Cehenneme sürüklenebilirsin. Evet, utanç verici, günahkâr bir tabiatın varsa eğer, çaba göster. Diğer insanların seni kara delikten çıkarmasını bekleme. Sen kendin yap3- Senin için en iyisini isteyenlerle dost ol, diğerleri sadece zamanını tüketir (seçimlerin seni yansıtır) İyi insanların sana dokunmasına izin ver, onlar seni sadece daha iyiye ve huzura sürükleyeceklerdir, korkularından sıyrıl, sınırlarını kaldır ve kendini bırak.4- Kendini bugünkü bir başkasıyla değil, dünkü kendinle kıyasla. Asla o kadar akıllı olmazsın, o yüzden kendini bir başkasıyla kıyaslama.5- Kişilere, onları sevmemenizi sağlayacak şeyler yapmasına izin verme, (buna tek neden sensin unutma) Disiplini eline al ve uygula.6- Dünyayı eleştirmeden önce kendi evinde (ve kalbinde) bir düzen kur. Birisi daha zengin ve senden daha iyi görünüyorsa söylenmeyi bırak kendi hayatını düzene sok.7- Avantajlı olanı değil, senin için anlamlı ve değerli olanı takip et. Hayat acı verici, kolay bir yol yok. Nietzsche'yi oku.8- Doğruyu söyle ya da en azından yalan söyleme, (en başta kendine)9- Dinlediğin insanın senin bilmediğin bir şeyi bilebileceğini farzet, sadece biraz sus ve dinle,10- Konuşmalarında net ve hassas ol, dünyanın dehşeti ile yüzleş,11- Çocuklar kayak yaparken onları rahatsız etme! Kadınlar ve erkekler birbirinize nefes aldırın.  Ve sıra geldi son kurala; 12. Sokakta gördüğün kedi ve köpekleri sev…

Bir başka sefer Peterson’ın kuralları ile ilgili daha ayrıntılı bilgi aktarmak dileği ile şimdilik izninizle dışarı çıkacağım. Tabii Yazdıklarımı oğluma gönderdikten sonra… Onun Peterson ile mesaisi bitmiş olsa bile yazdıklarıma itiraz edeceği veya ilâve edeceği noktalar vardır. Onları yeni yazıda anlatırım… Hazır pastırma yazı sürerken temiz havada uzun bir yürüyüş iyi gelecek. Yürüyüş esnasında rastladığım tüm kedi ve köpeklerin başlarını okşayacağım. İnşallah onların da Peterson’ın 12. Maddesinden haberleri vardır. Kaos’la baş edemeyen bir sokak köpeği tarafından ısırılmak istemem doğrusu.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 58
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 1125
Kayıt tarihi
: 28.03.07
 
 

 Hacettepe Üniversitesi mezunu, nörobilimden psikolojiye disiplinlerarası eğitime hevesli bir Tür..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster