Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '17

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
165
 

Kâinatın Aynası, Cilası: İnsan

Kâinatın Aynası, Cilası: İnsan
 

İnsan ile Hak ve Hakikat arasına mesafe koyanların, İnsan’ı sadece metinlerde ele alanların, İnsan ile Bilgi ve Varlık bağını koparanların İnsan için hangi derdi sahici olabilir?


İnsan Hakları metinlerinde geçen “İnsan onur ve gururu”nun bir anlamı var mıdır? Epistemolojik bir anlamından öte hiçbir anlamı yok bence. Bunun nedeni, İnsan’ın Hakikat’ten uzaklaştırılması ve bu uzaklığın günden güne artması, arttırılmasıdır.

İnsan, Hakikat’in imkanını kaybettiği yerde hangi onura, kimin onuruna sahip olacaktır? Hakikat, İnsan için imkansız kılınınca tartışabileceğimiz tek konu, mevzuat olur. İşkence, basın özgürlüğü vs. tartışması gereklidir ama İnsan için ikincil konulardır. Bu konuları tartışanların öncelikle, hayvan derecesine düşürülmüş İnsan anlayışı hesaplaşmaları gerekmez miydi?

1)İnsan doğasına güvenmeyen; 2)eğitim seferberliğine ve herkesin okuma, yazma ve düşünme hakkına karşı çıkan ve 3) Aydınlanmış bir despota itaat talep ederek kendini güvenceye almış aydınlara –kelimenin tam uygunluğu ile filozof değil sadece aydın olanlara- Aydınlanma Filozofu denmesi, İnsan onurunun nerede kırılmaya başladığını gösteriyor. Bu aydınların bu görüşlerinin arkasına İnsan’ın Hakikat’e erişemeyeceği görüşü olduğu da açıktır. Voltaire’den Kant’a kadar birçok Aydınlanma Filozofu denen düşünür; İnsan aklının Hakikat karşısında yeteneksizliğini kendilerince tescil etti. Geriye ise sadece deney ve bilim kaldı İnsan için…

Hakikat için kriterin yokluğu, yöntem ve sonucu merkeze almakla sonuçlandı. Hiçbir kriterin filtresine takılmadan akıl yürütmek mümkün oldu. Yanlış yöntemlerle yararlı bir sonuca varmak; yalanla istediğini elde etmek, kendine bu kanaldan yol buldu. Yalan ve yanlışın, Hakikat değil de yararın esas olduğu günümüz düşünce ve ahlakının kökeni İnsan onurunun kırıldığı Aydınlanma’ya uzanır. Türk ve Müslüman alemi de bu tuzağa düştü maalesef..

İnsan Hakk’ta; Hak, İnsan’da iken; İnsan, Hakk’ın Varlık deryası iken ne ararsan vardı İnsan’da. Hakikat ve Marifet, İnsan içindi. Şimdi İnsan’da hiçbir şey yok. Sadece çeşitli metinlerde İnsan’ın onur ve gururundan bahsediliyor…

Dünyayı bu ahlaka ve düşüncelere sürükleyenlerin; bize İnsan Hakları’nı öğretmeye çalışmasını nasıl yorumlamalıyız peki? Kolayca kendimizi temize çıkaralım demiyorum; kendimizin koyduğu mevzuata kendimizin uymadığı gerçeğini inkar etmiyorum. Ama asıl kolaycı davranan Aydınlanmış Avrupa değil mi? İnsan ile Hak ve Hakikat arasına mesafe koyanların, İnsan’ı sadece metinlerde ele alanların, İnsan ile Bilgi ve Varlık bağını koparanların İnsan için hangi derdi sahici olabilir?

Kolaylık onlara düşsün, bırakalım… Biz, zora talip olalım; Hakikat’e…
Feleklerin çarkı onlar lehine dönerken, biz yine türkümüzü söyleyelim:
“Bunca temenni dilekler
Vız gelir çark-ı felekler
Bana eğilsin melekler
Madem ki ben bir İnsanım…”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 60
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 315
Kayıt tarihi
: 07.09.16
 
 

SBF-Mülkiye mezunu, TCDD'de Memur. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster