Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1737
 

Kâtip benim, ben kâtibin el ne karışır? Kâtibime kolalı da gömlek ne güzel yaraşır

Kâtip benim, ben kâtibin el ne karışır? Kâtibime kolalı da gömlek ne güzel yaraşır
 

Kâtip, Kalem Efendisi. (Memur yani)


Valla onu bunu bilmem arkadaşlar; bizim memurumuz “işini biliyor” belki ama internette “okey” oynamasını pek bilmiyor. Ne yapalım? Acı ama gerçek işte! Bence bu durum o pek meşhur 657 şeysiyle yakından ilgili.

Düşünün bir kere… Saat 8’e 5 var… Vatan İnternet Gazetesinin “Okey” sitesinde in cin top oynuyor… Ben, elimde kahvem, internetin başında günün ilk sigarasını tüttürüyor ve okey salonunda oyunumu kurmuş onları bekliyorum. Ne zaman ki saatin gongu 8’i vuruyor, ortalık ana baba gününe dönüyor.

Ülen kardeşim; bu ne hız? Mesai başlar başlamaz “şaaak” diye sanal okey salonuna dalmak da neyin nesi? Memur dediğin masasına oturunca önce kendisine bir çay söyler yahu! Yani ne bileyim efendim, film icabı bir iki evrak karıştırır gibi yapar, mesai arkadaşlarına bir merhaba der. Veya günlük haberlere bir göz atar. Nerdee?

Oyunlar sohbetli. Yani efendim hem oynuyor, hem de yazışarak sohbet edebiliyorsunuz. Ben tabii hemen “Günaydın arkadaşlar, bol şanslar” diye bir girizgâh yapıyorum ki sohbet başlasın. Kimisi “Slm”, “Mrb” gibi acil yanıtlar veriyor, kimisi oralı bile olmuyor. Ne zaman ki “Şu memurluk da zor zanaat, canım” diyorum, sohbet de fitillenmiş oluyor. Bir dokun bin ah işit! İnanır mısınız? Öğle paydosuna kadar dertlerini anlatıyorlar yine de bitmiyor! Kamuda çalışanı dertli, özelde çalışanı ondan da dertli!

Memur çocuğuyuz tabii, halden anlarız. Siyaset yasak, grev, toplu sözleşme, efendime söyliim sendika yasak! Etin kilosu olmuş 25 Lira, fasulyeyi hiç sorma. Devletin verdiği üç otuz maaş… Delikanlıyken emeklilik rafa kaldırılmış. Üstün, amirin zart zurtu da cabası!

İşte böyle sohbetin, pardon, oyunun en civcivli zamanında benim de mendeburluğum tutuyor ve “mesai saatinde okey oynama sorunsalını” hatırlatıyorum memur arkadaşlara. Öyle ya, saat 11 olmuş, yani 3 saattir okey oynuyoruz ama işle ilgili bir icraat haliyle yok! Hani okey falan oynayacaklarına “blog” falan yazsalar neyse. Ne de olsa edebi bir uğraş, öyle değil mi arkadaşlar? Öğleye kadar blog yazarsın, öğleden sonra da gelen yorumları yanıtlarsın. Bir de bakmışsın ki saat 17 olmuş ve paydooooos!

Yok valla. Okeyi okey gibi oynasalar mikropluk yapmayacağım ama insanı sinir ediyorlar. Ülen kardeşim, eline gelmiş çift okey ve daha oyunun başı! Şaaak diye açmanın bir âlemi var mı? İnsan 2 tur dönüverir yahu! Hani diyoruz ya “Asker kafası”, “Tüccar kafası” diye, işte bu da garantiye yatan “Memur kafası”. Yani beni ayar etmeseler olmaz.

Siz şimdi diyeceksiniz ki; bu konunun blog kategorisiyle alâkası ne? Gördünüz işte, geçenlerde "devletine , milletine kanunlarla bağlı" memur üye Sayın Murat Hacıoğlu, 10 maddelik "Memurlar neden Blog yazamaz?" başlıklı risalesinde konuyu etraflıca ele aldı. Ele aldı ama "mesai saatlerinde okey oynarlar mı oynayamazlar mı" konusunu nedense es geçti. Seksek sekerekten, 657 nedeniyle bade süzerekten blog yazılmıyor işte. Bu memur ürkekliği okey masaların da yansıyor ve kırk yılda bir gelen çift okeyler de heba oluyor. Eğlencesine oynan bir oyunda okeye dönerken yansan seni Doğu'ya mı sürecekler? Hiç işte!

Dediğim gibi efendim, ben böyle damarlarına basınca kızıyorlar tabii ve başlıyorlar sorgulamaya…

-Sen nereden katılıyorsun bakim YLDZ Hanım? (YLDZ benim nick şeyim, CULDUZ'dan galat yani)
-Evdeeen!
-Nasıl evden?
-E ev bayanıyım ayol!
-Memur değil misin?
-Ev bayanıyım dedim ya ayol, aaa!

İkna olmuyorlar tabii ve oyun ister istemez dağılıyor. Bu arada bir memura yakışmayacak kertede kaka sözler de sarf ediyorlar ama ben onlara uymuyorum elbette. Asıl niyetim onlara "Blogculuk ruhunu" aşılamak ama blogun ne olduğunu bilen bir memura rastlayamadım henüz.

Geceleri ise bir başka âlem… Genellikle hastane çalışanları, hemşireler, acil servis doktorları çöküyorlar okeyin başına. Ne yapsınlar, geceler uzun tabii. Ama saatler ilerledikçe klavyemi dizginleyemiyorum ve yine mendeburluğum tutuyor. O sinirle “Hipokrat’larından” girip, “beyaz önlüklerinden” çıktığım için “darılıveriyorlar” bana. Hâlbuki çenemi tutsam oyun sabaha kadar gırgır şamata sürecek.

Hele o doktorlar yok mu o doktorlar, bir de çapkın oluyorlar ki, sormayın gitsin. Nick şeyimiz YLDZ ya, beni bayan hanım sandıklarından “özelden” yazarak kur yapanlar, şiir veya şarkı sözüyle beni kandırmaya çalışanlar görülmeye değer. (Hatta birisi “Senin dudakların pembe, ellerin beyaz/ Al tut ellerimi YLDZ, tut biraz.” demişti de çok duygulanmıştım valla) Acile yaralı gelmişmiş, kolu bacağı kopmuşmuş, son nefesini veriyormuş, umurlarında bile değil. Okeyden kafalarını kaldırıp işlerini yapacaklarına benim inşaatçı ellerime övgüler düzüyorlar. "Tam günmüş"? Ne tam günü yahu? Hikâye işte!

Genelleme yapacak değiliz tabii… Bu gözlemlerimiz tüm memurları elbette kapsamaz. Sanmıyorum ki güzel devletimiz her memuruna birer bilgisayar tahsis etsin ve okey oynama imkânı tanısın. Bilgisayarsız memurlar paydosa kadar neler yaparlar? Sizi bilmem ama benim için bu konu hâlâ muammadır arkadaşlar. Ama bence asıl mendeburluk ve adaletsizlik, memurlarla ilgili 657 sayılı kanun şeyinden kaynaklanıyor. Ben şimdi sayfamdan Başbakanımıza sesleniyorum: Açılım yapılacaksa eğer bu konuda yapılmalı ve memurlar da artık “paşalar” gibi “Sabrımız taşarsa” diyebilmeli. Sonuçta Paşa da devletin bir memuru, paşa olmayan memur da, öyle değil mi arkadaşlar?

Bana gelince arkadaşlar… Mart başından beri çalıştığım için artık sanal okey salonlarında pek boy gösteremiyorum. Zaten YLDZ nicki de memur arkadaşlar tarafından kara listeye alındığından kimse de benimle oynamıyor.

Oynamazlarsa oynamasınlar, pek de umurumda değil doğrusu. Haa, Milliyet Blogdaki bazı memur arkadaşlara haksızlık yapmayalım tabii. Nasıl okey oynarlar bilmiyorum ama çatır çatır yazdıkları da yadsınmaz şimdi.

Ne diyorduk efendim?

“Kâtip benim, ben kâtibin el ne karışır?
Kâtiplere 657 pek de yakışır!”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İnternette tanıtmalar ne kadar gerçek,ne kadar yanlış bilemeyiz. Haklı eleştiriler karşısında saygıyla eğiliriz,haksız eleştiriler, iftiralar, hakaretler karşısında,vatandaşla polemiğe girmez,sessiz kalırız. Bu yazıyı okuyanların ' Bürokrasiyi kaldıran daire Düzce Vatandaşlık ve Nüfus Müdürlüğü' başlıklı blog yazımı okumalarını öneriyorum. Yaşla kuruya ayırmak lazım,ayırmaz yada ayıramazsan o ateşi yakmayacaksın.

Gılgamış Kavasoğlu 
 25.03.2011 10:04
Cevap :
Hikâye anlatmak yok! Kamuda memursunuz; bazı yazı ve yorumlarınız "mesai saati dahilinde" yazılmış ve yayına verilmiş! Devlet size mesai saatinde internetle oynaşın diye mi maaş ödüyor? Başınızı örteyim derken mıçınızı açıyorsunuz. Siz kime ne anlatıyorsunuz? Bırakın Allah aşkına yahu! Bulun başka bir salak da onu anlatın O Nüfus Dairesini. Tereciye tere satmayın.  26.03.2011 21:51
 

Ah ah bu memurlar...Nicedir yazmıyordum ama baktım sataşma var? "Desturr memurus geldi" diyerek daldım yorum yapmağa. Kendi adıma son kuruşuna kadar hakediyorum aldığım parayı. Ne yapalım bizim bilgisayarlarımız da internet bağlantısı yok! olduğu saatlerde de en sıkıcı birkaç siteye giriyorsunuz necefli maşrapalar ya da key ödemeleri ve bankalarla ilgili işlemler yapılabiliyor... Oturduğum yerden md.muavinin şu facebook daki çifliğinde ki ürünleri ekip biçtiğini görüp sinir oluyorum. İyi ki bizde yok mazallah şeytana uyuverirdik, sanal da olsa eker biçerdik yada okeyde dördüncü olurdum.) Şaka bir yana önceliğim işlerimdir her zaman. Akşam başımı yastığa koyduğum da huzur içinde uyumak pc başında okey oynar iken uyumakdan daha bir sugardır değil mi ama... sevgi ile kalın efendim...

Halide 
 26.03.2010 19:30
Cevap :
Merhaba, gerçekten de uzun süredir yoktunuz. Ama inanın sataşma yok Halide Hanım. Sadece gerçeklerin altını çizdik, gördüğünüz gibi. Demek sizin Müdür muavini imtiyazlı:) Mesai saatinde internette oynayabiliyor:) Ne güzel:)) İşin bir başka güzel tarafı da, yazdıklarıma bir itiraz gelmemesi:) "Memurları "ti"ye almış" diyenler var ama "memurlara iftira atıyor" diyen çık(a)madı şimdiye kadar. Bu da "etik blogçuluğa" iyi bir örnek olsa gerek, benim hesabıma:) Selamlar, saygılar ve katkılarınız için teşekkürler:)  28.03.2010 1:44
 

İzninizle sayfanızı kullanmak istiyorum :)) Nilüfer hanım'a bir not: Belediye çalışanları (büro memurları dahil) 657 sayılı kanuna tabi değildir :)) Sağlıcakla Kalın...

Yorum Dükkanı 
 26.03.2010 15:34
Cevap :
Umarım Nilüfer Hanım notunuzu almıştır efendim. Selamlar, saygılar.  27.03.2010 16:32
 

Geçenlerde bir yakınımın emeklilik işlerini takip etmek için Göztepe Sosyal Sigortalar Kurumu’ na üst üste birkaç gün gitmek zorunda kaldım. Keşke gitmek zorunda olmasaydım. Gördüklerim beni dehşete düşürdü. Doğrusunu isterseniz, değil okey oynamak kafalarını kaşımaya vakitleri yok. Masalarının üzeri yığınla evrak dolu…Yüzlerce insanın soruları ile tabir yerindeyse boğuşuyorlar.Artık iyice zıvanadan çıkmış durumdalar. Adeta kuruma gelen, insanlara köpek çekiyorlar. Suratlarından düşen bin parça. Yüzlerinde ki ifadeyi gördüğünde soru sormaya ürküyorsun. Aklına gelen tek bir cümle var. Acaba kafama bir şey fırlatır mı?Belediyede çalışan memur arkadaşlarım var. Zaman zaman onları ziyarete giderim. Çay, kahve faslından sonra sıra fal faslına gelir. İş güç hak getire. Bir odada dört, beş memur her türlü şaklabanlık mubah. Valla bende gördüm, kadın resmen internette tavla müsabakası yapıyor.Tabii bu olayları yakinen gözlemleyince, memur var, memurcuk var diyorsun. Selamlar sevgiler

Zeynep Gülay 
 26.03.2010 9:51
Cevap :
Doktor arkadaş yorum yazıyor. Yorumunun sonunda da "Şu an mesaideyim ama kahve molasında yazıyorum bu yorumu" diyor. Böyle deyince sayfasına gidip "blog yorumlarını" kontrol ediyorum. 25 Mart günü saat 8'de başlamış yorum yazmaya, saat 12'ye kadar 8 yazıyı okuyup yorumlamış. Her yazı 10'ar dakikada okunup yorumlansa 80 dakika eder. Düşünün ki devlet kurumunda çalışan bu doktorun kapısında şifa bekleyen hastalar bekleşiyor. Kibarca "kahveyi fazla kaçırmayın" diyorum ama anlamamazlığa vurup hâlâ üzerime geliyor ve beni "Hafiyelikle" suçluyor. Üzüldüğüm nokta yalana başvurması ve bana hacılıktan hocalıktan bahsetmesi. Yazımla"pişti" olduğunun farkında bile değil. 25 Mart böyle de 26 Mart pek mi farklı? Hepi topu çalışacağı 8 saat, onu da internet başında geçiriyor. Ondan sonra da bana masal anlatıyor. Durumlar bundan ibaret Zeynep Hanım. Selamlar saygılar:))  27.03.2010 16:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4629
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1562
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster