Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Nisan '07

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
425
 

Kaale alın(ma)mak

Kaale alınmak ya da alınmamak, işte bütün mesele bu!

Hepimiz yaşamımızın bazı anlarında dikkate alınmama durumu yaşamışızdır.

Ne kadar da kötü bir durumdur değil mi?

Bazen, bir toplantıda, üzerinde tartıştığımız konu hakkında kendimizce çok önemli, mantıklı, değerli bir düşünceyi ifade etmiş olduğumuz halde, sanki bu düşünce hiç söylenmemiş gibi muamele görür. Bu durum kahreder bizi ama çoğu zaman dışarıya pek belli etmeyiz bozulan ruh halimizi. Çatışmamızı kendi içimizde veririz. Düşüncelerimize, yani bize saygı duyulmadığı için önce içten içe başkalarını suçlar sonra kendi kendimize kızar, hırslanırız.

Dikkate alınmayışımızı sadece düşüncemizi aktarmaya çalıştığımız anlarda yaşamayız.

Çocukken, anne babamız bizim hakkımızda belki bizim için (zararlı demek ne kadar doğru bilmiyorum) faydalı olmayacak kararlara, kendilerince doğru olduğunu düşündükleri için fikrimizi almadan karar vermiş olabilirler.

Okulda öğretmen(ler)imiz yaş itibariyle anlama düzeyimize uygun olmayacak şekilde bize ders anlatmış olabilirler.

Arkadaşlarımız, herhangi bir konuda bizim önerimiz yerine, daha baskın bir kişiliğe sahip olduğu için başka bir arkadaşımızın önerisini dikkate almış olabilirler.

Bizde zaman zaman bir iç yıkıma neden olan bu durum(lar), bizi dikkate almayanların belki o anda hiç de dikkatini çekmemiş olabilir.

Sorunun kaynağı burada!

Bizim için yıkım olabilecek bir durumun başkalarınca da bilinmesi gerekir. Bunu ifade etmeliyiz. Çünkü insanoğlunu dinç tutan ya da deviren ruh halidir. Kimse kimseyi hiç yerine koyamaz, koymamalı.

Başka neler yaşıyoruz?

Gençler saygı görmez, saygı gösterir mantığı..

Bazı anne babalar, çocuklarının ilgi ve becerilerini dikkate alarak değil de, toplumda statü açısından daha çok değer bulan alanlarda öğrenim görmelerini arzu ediyorlar. Gençler, ebeveynlerinin yönlendirmeleri / telkinleri nedeniyle istemedikleri bölümleri tercih etmek zorunda kalıyorlar.

Gençleri ilgilendiren konularda, gençleri dikkate almamak adına maalesef çok sayıda örnek vermek mümkün.

Üniversiteli olmak hayaliyle, büyük umutlarla uzun zaman sistemli çalışarak ve birçok sosyal imkândan kendini kısmen geri çekmiş olarak üniversite giriş sınavını kazanan gençler, hayallerinin yıkılmasına tanık oluyor.

Teknik alt yapısı yetersiz, ilkokuldan bozma binaları olan birçok üniversite, gençlerin üniversite beklentilerini boşa çıkartıyor. Çünkü üniversiteler, öğrencilerin kaliteli öğrenim görmeleri için değil, maalesef öncelikle kuruldukları yerin ekonomik yaşamına katkı sağlamak için açılıyorlar.

Üniversitelerin öğrenciler için kurulduğu savunulsa da, üniversite içinde verilen kararlarda gençlerin görüşlerine yer verilmiyor. Türkiye’de hemen hemen tüm üniversiteleri gezmiş, öğrencileriyle sohbet etmiş biri olarak söyleyebilirim ki, üniversite yöneticileri, verilecek kararlarda öğrencilerin görüşünü almak üzere, öğrenci temsilciler kurulu başkanını senato toplantılarına davetseler de verilen kararlar, öğrencilerin beklentileri göz önünde bulundurularak verilmiyor.

Biraz daha genel bakalım..

Türkiye nüfusun %60’ını gençler oluşturuyor ancak T.C. Anayasası gençlere sadece bir maddede (58. madde) yer veriyor.

MADDE 58. – Devlet, istiklâl ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müspet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır. Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.

Toplumun büyük bir bölümünü oluşturduğu halde gençlere tek bir maddede ve çok genel çerçevede değinilmesi, gençlerin ne kadar dikkate değer bulunduğunun en bariz göstergesidir.

Türkiye’de “gençlik politikası” oluşturulmadığı için gençlik hakkında verilen nihai kararlar, yapılan icraatlar, gençlerin sorunlarına, beklentilerine ve ihtiyaçlarına uygun olmamaktadır.

Milletvekili seçilme yaşı henüz 30’dan 25’e indirilmesinin sonucu olarak genç milletvekilleri sayesinde gençlerin sorunları ve beklentileri daha iyi şekilde dile getirilebilecek, çözüm ve fırsatlar sunulabilecektir.

Birçok siyasi parti lideri, milletvekili seçilme yaşının 25’e indirilmesi nedeniyle gençlere daha çok fırsat tanıyacağını ifade etmiştir.

Biz gençler, bu sözlerin takipçileri olmalıyız.

Bir genç olarak ben, genel seçimlerde, “gençleri dikkate alarak politika üreten” siyasi partiye oyumu vereceğim.

Unutmayalım ki bizler kendimizi dikkate değer bulmazsak, başkalarının bizi dikkate değer bulmasını bekleyemeyiz.

İletişimde karşılıklılık ilkesi gereği, genç olarak bizi kaale almayanları biz de kaale almamalıyız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben de 79 doğumlu bir gencim. Siyaset ile ilgili hiç konuşmadığımız için bize apolitik diyorlar. Oysa politik olduklarını söyleyenlerin benim yaşımdan fazla zamandır durmadan siyaset hakkında konuşsalar da bu konuşulanların somut bir faydasını görmedik. Her ne kadar bizim nesil yetişirken bizden bir iki nesil arkada olanlar "yeni nesil pek embesil" diye şarkılar yazıp söyleseler de ben neslimle gurur duyuyorum. Bu nedenle bu genç yaşında ve bu işsizlik ortamında binlerce insana ekmek kapısı olmuş vizyonlu ve ödüllü akranlarımın hikayelerini içeren bir blog yazmayı düşünüyorum. Kaleminize sağlık. Ancak size önerim bloglarınıza resim koymanız.Sağlıkla Kalın

Şafak Savaşan 
 25.07.2007 10:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 301
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

1980 İstanbul doğumluyum. ARI Hareketi'nde Gençlik Çalışmaları Koordinatörü olarak çalışıyorum. Türk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster