Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '08

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
747
 

Kabulümdür...

Kabulümdür...
 

Kararmaya yüz tutmuş göğün altında derin bir nefes çekti içine ve rüzgara hafifçe fısıldadı: "Kabulümdür..."<ı>

Hayat bazen o güçlü pençeleri arasına alır bizleri ve hiç bilmediğimiz, tanımadığımız yerlere bırakır. Buna nasıl ve neye göre karar verdiği bir sır olsa da o pençeler arasında olan, kendini kurban sansa da, aslında kurban değil seçilmiş kişidir.

O hayat yorgunu adam da hayatın pençeleri arasında yolculuk edenlerden biriydi. Hayat onu sarp bir tepe başına bırakmıştı. Kentin istisnasız her noktasını gören bir tepebaşına… Neden ve nasıl sorularından çoktan vazgeçmişti adam. Çünkü öğrenmişti ki; bazen neden ve nasıl sorularını sormak, o sorulara takılıp kalmak bütünün kendisini görmeyi engeller zamanın içinde savrulup kaybolmaya neden olurdu.

Kalbinin tam üzerinde belli belirsiz bir his dolandığını hissediyordu. Bir rüzgar gibiydi bu his. Ne kalbini yerinden sökecekmiş gibi sert esiyor ne de hiç yokmuş gibi sessiz bir hava yaratıyordu. “İşaretler kalbindedir.”diye fısıldadı rüzgara. Böyle demişti ona rüyanın dili çok zaman evvel çünkü. Yolcuğun başlangıcı da bu değil miydi zaten?

Tekrarladı sözleri gözlerini kapayarak: “İşaretler kalbindedir.” Kapalı gözlerinin ardından kelimelerin rüzgarda uçuştuğunu, kuş tüyleri gibi kentin üzerine harf harf yağdığını gördü. Bembeyaz harfler evlerin çatılarına, ağaçlara, sokaklara, insanların saçlarına kondular. İnsanlar “Kar yağdı” dediler. Oysa onlar harflerdi. Bilmediler, birleştiremediler, okuyamadılar...

Kenti kendi halinde bırakıp kalbine döndü adam. O rüzgar hala orada, varla yok arası esiyordu. Dinledi. Kalbin üzerinde bir kelebek gibi narin dolaşan rüzgarın uğultusunu alıp kendi ruhuna kattı. Ve anladı adam. Varla yok arası rüzgarın kendisi olduğunu. Rüzgar bildi anlaşıldığını ve dile geldi: “Varla yok arası. Bu sensin. Şimdi kendinle hesaplaş.”

Adam iki heybe almıştı yanına. Anımsadı. Aynı büyüklükte ve aynı ağırlıkta iki heybe. Üzerine bir çift kuş nakşedilmişti heybenin. Biri siyah biri beyaz. Birbirinin zıddı gibi görünen iki kuş uzaktan bakıldığında bir daire gibi görünüyorlardı. Koca dünyanın ilmeklerle işlenmiş bir sembolü gibiydi. İyi ve kötüden oluşan koca dünyanın…

Heybelerden sol omzunda duranı açtı adam. Sonra da sağ omzunda olanı. Karşısında uzanan göğe çevirdi başını sonra. Gök yırtılsın da o koca perde açılsın tüm iyilik ve kötülük gözleri önüne serilsin diye acele etmeden kaygısızca, bilerek ve sabırla bekledi. “Er ya da geç” demişti rüyanın dili “O perde açılır ve iyilik, kötülük gün ışığında kalır. Gözü kapalı olana görünmez, bir tepe üzerinden kalbinin işaretini okuyana ayan olur.” Güvendi rüyanın diline adam ve bekledi.

“Er ya da geç.” diye fısıldadı usulca “Perde açılır ve iyilik kötülük gün ışığında kalır.” Harfler gecenin o koyu karanlığında yağdı kentin üzerine yine. Uykulu gözlerle sıcak yataklarında yatanlar üzerine değil sokaklarda karanlığın sesini dinleyenler üzerine yağdı. Gerçeğin soğuğundan dondu eller ayaklar da habersiz olanlar yataklarında kayıtsızca döndüler.

Çok geçmeden sabrın mükâfatını aldı adam. Önce ihanetini gördü göğün tam kalbinde, başını önüne eğdi. Alıp onu sol omzundaki heybeye yerleştirdi. Ve pişmanlığını gördü sonra. Onu da alıp sağ omzundakine koydu usulca. Denge sağlandı. Ve gözyaşlarını bıraktı bu kez şehrin üzerine. Kentin üzerine yağmur yağdı. Pişman olanı bir anne gibi bağrına bastı toprak, serçeler o pişmanlıktan su içtiler, kalplerini ferahlattılar.

Gözlerini kaldırdı adam yeniden. Perde bir alevin içine açıldı. Kalbini yakan ateşi gördü orada. Hiç sönmeyen ve sönmesini hiç istemediği ateşi gördü. O ateşin bir parçasını sağ omzundaki heybeye bir parçasını da soldakine koydu. Denge sağlandı. Zaman zaman o ateşten korkan ruhunu zaman zaman o ateşle var olan ruhunu gördü göğün kalbinde. Gülümsedi.

Kendi hayatını gördü adam perdede. Yanmış yıkılmış bir kent gibi, yeniden var olan bir kent gibi, kışın altında uyuyan bir kent gibi, üzerine bahar gelmiş bir kent gibi gibi sürekli değişen yıkılan ve yenilenen, tükenen ve yeniden başlayan hayatını. Kendi isyanlarını gördü, yaşama sevincini, mutluluklarını ve acılarını gördü adam. Ve anladı.

Kurumuş dudakları arasından şu kelimeler döküldü: “Kabulümdür.” Kentin üzerine harfler yağdı. İnsanlar daha önce hiç papatya yağmuru görmemişlerdi. Oysa onlar papatya değil harftiler. Hayatı olduğu gibi kabullenmiş bir adamın kabul edişinin harfleriydiler.

Ve kabullenenin hayatına bahar gelirdi. İnsanlar bunu hiç bilmediler…

Fotoğraf: http://www.deviantart.com/print/1718712/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evet. İşaretler kalbimizde.Yeter ki kendimize dönmeyi, kendimizle hesaplaşmayı ertelemeyelim. Diliyorum bunu yapanlar, sol omuzda ki heybeyi doldururken sağ heybeyede koyacak birşeyler bulabilsinler. Hayatlarında o denge yoksa vay hallerine. Elinize,düşüncenize sağlık. Harika bir anlatım. Teşekkür ediyorum. Mutlu kalın

Nurcan Çelik Yalun 
 06.02.2008 13:57
Cevap :
Çok çok teşekkür ediyorum güzel sözlerinize. Aslında belki de insanlar kendileriyle hesaplaşmaktan bu yüzden korkuyorlardır: yani sol yandaki heybenin ağır gelmesinden ve sağ taraftakine koyacak bir şey bulamamaktan. Sevgimle saygımla size...  06.02.2008 14:52
 

Blog yazılarından birinden hatırladığım bir cümledir; "Kabul etmenin kaç şekli var bilmiyorum"... Bu aklıma kazınan ve öğrendiğim her şeyde kabul etmenin çeşitlerini önüme seren hayatın gülümseyişinde aklıma gelir... Hayat saçlarımızı okşayan, yeri geldiğinde omuzlarımızdan tutup sarsan, bazen de sağanak bir yağmur altında titreten tek öğreticidir... Yani varoluşumuzdan olgunlaşmamıza kadar sürecin tek ve geçerli unsurudur... Yani hayat kabul etmenin kendisidir... Sevgim sana, saygım hayatı anlayan aklına ve güçlü kalemine...

Hoşsada 
 04.02.2008 22:19
Cevap :
Sahi kabul etmenin kaç şekli var? Kabullenmek ama affederek, kabullenmek ama vazgeçerek, kabullenmek ama acı çekerek... Sahi kaç şekli var?  04.02.2008 22:55
 

Hayatı geldiği gibi yaşayacağım dediğimiz anda baharın geleceğine inananlardanım canım arkadaşım. Demek kolay da dediğine sadık kalmak zor olan! ...Sevgilerimi yolladım sana. Nilgün

nilgun 
 04.02.2008 18:34
Cevap :
Demek ve kabullenmek için gönüllü olmak en azından ilk adım değil mi? Yola çıktıysak yola çıkacak cesareti bulduysak içimizde elbet yolu yürüyecek cesareti de buluruz. Sevgimle sana her zaman...  04.02.2008 20:05
 

Aslın da sadece teşekkür etmeliyim; farklı bir ifade ve etkileyici anlatımınızla,şu sıralar kendime demeye çalıştığım sözlerin gerçekliğini, başka bir insanın bakışından, sizin pencerenizden gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Yüreginiz huzurlu olsun isterim. Mutlu kalmanız dileğim ve saygılarımla. Cesaretin Evi.

cesaretin evi 
 04.02.2008 18:04
Cevap :
Asıl ben teşekkür ederim böylesine içten bir yorumla merhaba dediğiniz için. Ve ayrıca güzel dilekleriniz için de. Ben de sizin yüreğinizde hep huzur olmasını diliyorum. En içten saygımla...  04.02.2008 20:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 408
Toplam yorum
: 4068
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1061
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster