Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
332
 

Kabuslar

Kabuslar
 

yalnız ve yalnız


Ter içeresinde; sıkıntıyla uyandı aniden. Nadir uyuduğu gecelerden biriydi. Yine o kâbusları görmeye başlamıştı. Yataktan kalkıp banyoya yöneldi. Yüzünü yıkadı defalarca. Uyumaya korkuyordu gecelerdir. Bitap düşünceye kadar direniyordu. Uyumamak için her gece, çeşitli işler yaratıyordu kendine. Ya da saatlerce kitap okuyordu. Bazı geceler, hiç uyumadan sabahlıyor, ertesi gün, gün boyu baş ağrısı, yorgun bir zihin, şiş gözlerle dolaşıyordu. Kendi de şaşırıyordu bu haline, korkuyordu! Yatmaya, yatınca da uyumaya. Hep aynı kâbuslar! 

Daha 17 yaşının, en güzel günleriydi. Okulundan iyi derece ile mezun olmuş, üniversiteye hazırlanıyordu. Dershane ile ev arasında koşuştururken tanışmıştı, sevdiği ile. Ondan en az yedi ya da sekiz yaş büyüktü Mehmet. İş başvurularına başlamıştı. Bir işyerinden, diğerine gidiyor, dilekçe veriyordu. Mehmet de her yere, onunla birlikte gidip geliyor, her şeyiyle ilgileniyordu. Önceleri onu, bir abi, bir arkadaş olarak algılamış, hiç sevgili gözüyle bakmamıştı. Uzun bir zaman sonra, beraberlikleri, önce büyük bir sevgiye, sonra da tutkulu bir aşka dönüşmüştü. Birbirlerini görmeden, aramadan bir saniye bile ayrı kalamaz durumdaydılar. 

Delikanlı, her akşam iş yerinden çıktıktan sonra, geceleri de başka işlerde çalışıyor ama sevgilisini de asla ihmal etmiyor, bulduğu her fırsatı, Seval’le geçirmek için değerlendiriyordu. 

Seval çok güzel bir kızdı. Uzun, kuzguni siyah saçları, rüzgârda uçuşurken ona ayrı bir hava, ayrı bir güzellik katıyordu. Hele gözleri, bakınca öyle, anlamlı anlamlı, karşısındaki olduğu yere çakılıyor, kendini Seval’e bakmaktan alamıyordu. 

Seval bu arada işe girip çalışmaya başladı. Üniversite sınavlarına bütün gayreti ile çalışıyordu. İşyerindeki birçok arkadaşı, zaman zaman hayranlıklarını, çeşitli vesilelerle ima ediyorlardı ama Seval’in gözü Mehmet’ten başkasını görmüyordu. 

Mehmet, askerlik görevini biraz aksatmıştı. Gün geldi çattı. Mehmet Orta Anadolu illerinden birine gitti. Seval, on sekiz ay boyunca, sevdiğinin yolunu gözledi. Üniversiteye de kaydı yaptırmış, kendi dünyasında yaşıyordu. Gelen tüm izdivaç tekliflerini de geri çeviriyordu. 

Mehmet, döndüğünde artık gelecekleri ile ilgili planlar yapmaya başladılar. Çok mutluydu Seval. İçi içine sığmıyordu. 

Günlerden bir gün; Eve doğru yaklaştığında, annesinin apartmanın kapısında, bir kadınla konuştuğunu gördü. Kadın, sarı saçlı, şirin bir kız çocuğunun elinden tutuyor, bir yandan da bebek arabasında ağlayan çocuğunu susturmaya çalışıyordu. Seval, kadının gözlerinin, yaşlarla dolu olduğunu gördü bir an. Omuzları çökmüş, yere yığılacak gibi duruyordu. Annesine soran gözlerle baktı. 

Annesi; kızgın ve kırgın bir ses tonu ile ’’Hoş geldin kızım, bak Mehmet’in eşi ve çocukları bunlar’’ dedi. Dondu kaldı. Yıkılmıştı, hem de nasıl yıkılmıştı. Keşke yer yarılsa da içine girseydi. 

Dünya başına yıkıldı. İçinden olamaz! Olamaz diye haykırıyordu. Sesini çıkartmadan mahcup bir halde eve girdi. Uzun saatler ağladı, ağladı. Gözyaşları sel oldu, aktı aktı. Demek sevdiği adam evliydi, iki de çocuğu vardı. Ziyan olan yıllarına mı, harcanan sevgisine mi, aldatıldığına mı yansın? Bilemedi! 

Yıllardır, tutkuyla bağlandığı, gönlündeki sevgi selinin coştuğu, hayat sevinci, yaşam amacı, sevdiği, sevdiceği evliydi ha! 

O günden sonra, Mehmet günlerce, hatta aylarca Seval’in yoluna çıktı. Af dilemek için uğraştı. Ama nafile. Genç kız asla, onunla bir daha konuşmadı. 

Ancak, ruhunda kopan fırtınalar, hiç dinmedi. Yaralı yüreği hiç iyileşmedi. Mehmet ise Seval’in peşinden gitmekten hiç vazgeçmedi. Sabah, akşam gölge gibi Seval’in peşindeydi. 

Seval, sonunda işini, kariyerini ve tüm sevdiklerini geride bırakarak, kimselere haber vermeden, bir başka şehre yerleşti. 

Hüzün dolu, kırgın gönlünü kimselerin teselli etmesine de izin vermedi. İşte o zamandan beri hep Mehmet’i, eşini ve çocuklarını gördüğü kâbuslardan da kurtulamadı. 

Bu öykü burada bitti, ama Seval’in kâbusları BİTMEDİ. 

Ayşen Arslangiray Kura 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 533
Toplam yorum
: 2840
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 1360
Kayıt tarihi
: 14.11.10
 
 

Aydoğdu; kızgın güneşinde Ağustos'un, sararmıştı altın sarısı başaklar. Kırlangıçların göç dansın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster