Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Aralık '10

 
Kategori
Spor
Okunma Sayısı
854
 

Kaç kere Alex?

Kaç kere Alex?
 

Afacan bir Ağustos böceğinin tembelliği sindi kalemime Kasım ayında sevgili okur. Onca hafta tek kelime bile yazmamamın nedeni sadece bu değil elbette. Takımımın sergilediği uyur gezer futbolun payı büyük. Hal böyle olunca yazacağım maçlar da birikti bir hayli. Tabi maçlar birikti diye de selvi boylu bir yazı vaat etmiyorum size. Amacım gözlerinizi tırmalamak değil, kelimelerimle öpmek.

Ve işte sırasıyla birkaç cümleyle maçları irdelemenin vaktidir artık. İlk maçımız mabetteki Galatasaray maçı. Hani şu 0-0 biten ve 10 yıl aradan sonra aldıkları 1 puan nedeniyle Sabri’nin bir avuç taraftarına üçlü çektirdiği maç. Açıkçası bu sefer endişeliydim bu derbiden. Tribündeki dostlarla da paylaşmıştım bu endişemi. Biliyordum bu defa bir terslik olacaktı ve biz bu maçı kazanamayacaktık. Endişemin tek nedeni vardı; rakip, derbi öncesi hoca değişikliğine gitmişti. Bu da futbol dilinde ‘kan değişikliği’ anlamına geliyordu. Futbolla ilgilenenler bilir; kötü giden bir takım çıkacağı önemli bir maç öncesi hoca değiştirir ve oyuncular yeni hocanın gözüne girebilmek adına farklı motive olurlar bu önemli maçlara. Yerlerde sürünen takım bir anda aslan kesilerek kazanılması güç olan maçın altından formasının teriyle çıkmayı başarır. İşte derbide de durum aynı oldu. Fark atacağımız beklenilen maçta az daha biz o farkı yiyorduk Galatasaray’dan. 3 tane yüzde yüz gol pozisyonlarının ilkini Gökhan Gönül çizgiden çıkartıyor, diğer ikisini de kalecimiz Volkan imha timi görevini üstlenerek takımımızı olası bir farktan kurtarıyordu. Yanılmayı çok isterdim puan kaybedeceğimize dair yürüttüğüm bu tahminimde fakat naçizane futbol bilgim galip gelmişti mutluluğuma ne yazık ki.

Deplasmandaki Bursaspor maçımızda tam bir futbol ziyafeti vardı. Top bir o kalede, bir bizim kaledeydi. Bursaspor geçen yılın şampiyonluğunun hakkını veriyor, biz ise büyüklüğümüze yakışır şekilde futbol oynuyorduk. Maçı kaçıranlar için tekrarını izlemelerini önermiştim. Kaybedene yazık olacağı maçın 1-1 bitmesi futbolun adaletinin simgesiydi.

Ertesi hafta mabette Eskişehirspor’u ağırlıyorduk ve takvimler 6 Kasım’ı tebessüm ediyordu. Bu maçta Bilica’nın hatasından yenilen gol sonrası ıslıklanıp, yuhalanması beni derinden üzse de, kalecimiz Volkan’ın bu gereksiz tepkilere engel oluşu beni son derece mutlu kılmıştı. Maçta 6 golün atılması da 6 Kasım’ın hakkını vermişti hani. Gollerin 4’ü bizden, 2’si rakiptendi.

Hafta arasında Ziraat Türkiye Kupası’nda konuğu olduğumuz Ankaragücü maçına dair yazılacak fazla sözüm yok. Kişiliksiz futbolun kuralları gereği 4-2’lik mağlubiyet düşmüştü payımıza. Keza deplasmandaki Gaziantepspor maçımızda da durum farksızdı. Futbolumuz yine bezdirmişti biz sarı-laci sevdalılarını. 2-1 yitirdiğimiz maçın tek bir güzel yanı vardı, o da kaptan Alex’in formamız altındaki 100’üncü golüyle buluşmasıydı.

1959’da başlayan lig tarihimizde 3000’inci gol heyecanımız bir sonraki haftaya, mabette ağırlanan Bucaspor maçına kalmıştı. Maç öncesi düzenlenen ‘3000’inci golü kim atsın?” anketinden çıkan cevap hep aynıydı; Alex De Souza… Her ne kadar futbolcu ayrımı yapmayan bu satırların sahibi olarak bende 3000’inci golümüzü Alex’in atıp, tarihimize geçmesinden yanaydım. Tanrı’dan başka bir dilek dilesem olurmuş hani. 5-2 kazandığımız maçın daha 34’üncü saniyeciğinde 3000’inci gol Alex’ten gelmişti. Bu tarihe geçişin vermiş olduğu gururla 2 gol daha atarak “Alex 3-0 Bucaspor” söylemime neden oldu kaptan Alex. O an 3 yıl önce Belçıka’daki Anderlecht maçı düştü aklıma. Alex 2-0 öne geçtiğimiz golü atınca, maçı anlatan spiker sevgili Emre Tilev’in “Alex… Alex… Alex… Alex… Yüz kere Alex… Bin kere Alex…” tabirine teras katı çıkarak “3000 kere Alex” dedim bir anda. Ertesi gün bir baktım ki ‘3000 kere Alex’ başlıkları süslüyor gazete manşetlerini.

3 yıldan beri kazanılamayan İstanbul Büyükşehir Belediye deplasmanından bu kez Alex’in golüyle 1-0 kazanılarak dönme sevincimize Niang’ın kaçırdığı penaltı değil, Aykut Kocaman’ın Alex fobisine bir kez daha yenilip, Alex’i ikinci devrenin ortasında oyundan alışı oldu şüphesiz limon sıkan. Biliyorum parmaklarımın ayarı yine kaçtı her zamanki gibi, yazı uzadıkça uzadı ama ciddi ciddi düşündüğüm bir şey var; 3000’inci golü Alex’in atması rahatsız etmiş midir acaba bazılarını???

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 130
Toplam yorum
: 109
Toplam mesaj
: 31
Ort. okunma sayısı
: 732
Kayıt tarihi
: 05.12.07
 
 

İlk önce şunu belirteyim; yürüme engelliyim fakat hayata pamuk ipliği ile değil, LACİVERT YÜREĞİM..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster