Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mayıs '08

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
601
 

Kaçış.

Kaçış.
 

Alıntı


Soğuktan kızarmış burnundan akan sümükleri dili ile yaladı küçük oğlan. Gülerek baktım yüzüne. Elimle -gel- işareti yaptım. Annesinin eteğinin arkasına saklandı. Kaşlarını düğümledi, suratını astı. Yemyeşil gözleri, upuzun kirpikleri , kıpkırmızı yanakları sonsuz bir huzur veriyordu. Burnu yine aktı. Annesinin arkasından eğilip bana baktı ve hırkasının koluna sildi bu sefer. Dayanamayıp bastım kahkahayı. O da gülümsedi. Tekrar elimle çağırdım. Bu sefer dilini çıkarttı. Kalktım yerimden oturdukları bank'a doğru yürüdüm. Trenin gelmesine tam yarım saat vardı daha.

Buralarda hava erken kararır. Kar bastırdı mı dağların tepelerinden vadiye doğru , göz gözü görmez sisten. Pencereden dışarı baktığımda hep içim ürperir. Gündüzden aklımda kalan heybetli dağlar ve şimdi o dağların eteğinde küçücük bir evde ben.. Perdeyi aralayıp temiz havayı doldurmak isterim ciğerlerime . Ama ne mümkün. Sadece bembeyaz sis dolar içeriye . Başka bir şey göremezsiniz..

Bazı geceler uzaklardan yabani hayvanların sesleri gelir kulağıma, yorganın içerisinde küçücük olurdum. Bildiğim bütün duaları okurdum çaresiz. Korkudan terler sonra da sızardım. Bazen de gaz lambasının aydınlattığı küçücük odamda pilli kasetçalar da Zeki Müren'i dinlerdim yazılarımı yazarken. "Şimdi uzaklardasın / Gönül hicranla doldu. /Hiç ayrılamam derken /Kavuşmak hayal oldu. " Bırakır kalemi, tarifsiz acılarla gözlerimi kapatır , süzülen gözyaşlarıma engel olmaz, hıçkıra hıçkıra ağlardım.

Sabahlar, her yeni gün, yeni bir umut.. Nazik ile Nevzat . Yanda ki kümesin ayrılmaz ikilisi. Nevzat'ın sesi ile her sabah gözlerimi açar, Kani'nin inekleri'nin boynunda ki çıngırak sesleri ile yeniden uyku tutturmaya çalışırdım. Tam dalacakken kapı 2 kez çalar, kalkmazsam yumruklanır. Ama sonra sesler kesilir..Saat 7.

Alışamadım bir türlü soba yakmaya. Önce altına kağıt koyardım. Islak odunlar yanmaz tüterdi. Sonra üstten yakmaya çalıştım daha kötü oldu. Bir sabah dumanlarla boğuşurken Sabiha geldi. Henüz 11 yaşında. Hiç konuşmadan yanında getirdiği tezekleri tutuşturdu önce. Sonra da üzerine odun attı. Şaşkınlıkla izledim onu. Gülümsedi ve gitti. O gün soba sönmesin diye sürekli odun attım...

Ertesi sabah yine geldi. Elinde taze sağılmış süt ve Nazik hanım'ın taze yumurtaları ile. İyi dost olduk ileri günlerde Sabiha ile. Bana bal, tereyağı, ekmek getirirdi her sabah. Kapıyı 2 kere çalar açmazsam yumruklar sonrada giderdi.

Yalnızlığımla iyi geçiniyorduk. Alışmıştık birbirimize hatta sevmiştik.. Ruhum reşit olmuştu sanki. Yeniden hayata başlamanın geçici sancılarıydı yaşadıklarım.Özgürlüğe yelken açmış, gemileri yakıp kaçmıştım yaşadığım şehirden. Saf, tertemiz, samimi bakan gözlere olan özlemim bitmişti burada.
Her dokunuşlarında sevgi vardı. Yürekten.. Çıkarsız..Samimi..Hesapsız..

Sabah yürüyüşlerime Muhtar isimli çoban köpeği arkadaşlık ederdi. Ardından Sabiha. Her geçtiğim evin önünden bir çocuk dışarı fırlar biri elimi tutar diğeri pantolonumun cebini , diğeri diğer cebimi köy meydanı'na kadar yürürdük. Kahve'de oturur sabah kahvemi içerdim. Önceleri yadırgadılar. Ama sonradan her sabah 10.30 da kahveci kahvemi hazırlar beni beklerdi. İçeri girdiğim anda da kömür de kahveyi pişirmeye başlardı. Çocuklar da benimle birlikte. Bir taraftan gazoz içer bir yandan da kızlar takılarıma dokunur, inceler, ojelerime bakar kıkırdarlardı.

Bütün kıyafetlerimi buraya göre tasarladım. Artık potur giyiyorum. Genelde düz renkler tercihim. Üzerine renk renk yemenilerim var. Bir kısmı fular vazifesi görüyor. İçi kuzu kürkünden yelek hediye ettiler bana. Tırnaklarım uzun değil. Oje de sürmüyorum. Marka şampuanlar, kokularım da yok. Suyun kireçsiz oluşundan saçlarım yumuşacık oldu. Saçlarımı güzelce yıkadıktan sonra, killi su ile duruluyorum. Pırıl pırıl ve upuzunlar. Evin için de ayakkabı giymiyorum artık. Yünden örülmüş ayakkabı biçiminde çoraplarım var..

Mutluluğun resmini beynimde yeniden oluşturdum. Renkleri ben seçtim.. Tuval kullanmadım. Çizeceğim şeyin sınırları olmamalıydı...Yüreğimin kapılarını sonuna kadar açtım..Bilinç altımı sildim..
Parmaklarım özgürce kavramıştı fırçayı.. Ama bir şeyi fark ettim. Her şey cansızdı. Ruhumu katamıyordum içine. Olduğum değil , olmak istediğimi , yani bir imgeyi gerçekleştirmeye çalışıyordum. Kaçıştı bu..Kendimden, herşeyden, herkesden.

Burnu akan bir çocuğun saflığın da yeni bir hayata "Merhaba" derken, gelecek olan trenle umutlarıma "Elveda" demek istemiyorum..

Tam bu ikilemle trene binecekken Sabiha'nın koşarak geldiğini gördüm. Ağlamıştı. Elinde ki papatyaları uzattı. Belime sarıldı.

-Beni de götür.

Elimle çenesinden tutup başını yukarı kaldırdım. Çaresiz, umutsuz, sevdiği birini kaybetmenin acısı çökmüştü gözbebeklerine. Veda bile etmeden terk etmiştim. Tıpkı Kerem'in beni terk ettiği gibi..

Gülümsedim.

-Gitmiyorum Sabiha.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Harika yazmıssınız tebrık ediyorum ...

Yekta demir 
 01.10.2009 20:37
Cevap :
Sağolun, varolun efendim... Büyük şehirlerin dışına çıkıldığında öylesine iç acıtan, öylesine masum hikâyeler var ki yaz yaz bitmez... Mutlu oldum, sevgiyle kalınız...  02.10.2009 11:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 348
Toplam yorum
: 959
Toplam mesaj
: 108
Ort. okunma sayısı
: 1317
Kayıt tarihi
: 31.10.07
 
 

İstanbul 25 Temmuz : /… İşletme tahsil ettim. Özel ilgi alanım olduğu için 2 yıl Psikoloji okudum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster