Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '16

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
50
 

Kaçış

Kaçış
 

Bostancı 2003 Yazarlar Toplantısı, Soldan: Yılmaz Ünlü, Nevzad Odyakmaz, Osman Bolulu, Elif Sorgun(Zühal Tekkanat), Türkay Korkmaz,Gündoğdu sanımer, Ahmet Oker


Yükselen alev ormanı kaplamıştı. Canlılar kaçış için yol arıyordu. Kıvılcımı tutuşturan kaygısız izliyordu oyunu. Yürekler tutuşunca sesler çoğaldı. Bir yaprağı yanan, büyüyen yangının korkulu yükselişini duyuyordu, bu yükselişi kim durduracaktı?

Doğadaki yangın toplumu içten içe kemiren  bir başka yıkılışı çağrıştırıyor. Yaşamsal ortam giderek daralıyordu.Evinde korkulu düşler kuranlar toplumda çoğunluktaydı. Bu yıkımların düzelmeyeceği artık görülüyor, kavranıyordu. Gün, ölümsüz  geçmiyordu.

Artık tepki duymayan toplum oluşuyordu. Kanıksanmıştı toplumu içten içe yıkmaya hazırlanan bu eylemler. Kimse, evinin dışında rahat oturamıyor, can kaygısı sarmıştı herkesi.

Bu kurgulu oyun aşılamaz mı? Bu kurgu içinde duran, çözmesi gereken güçler, kişiler çıkmazı aşma niyetinde değildi. Çocuklar korkulu düşlerini babalarına duyurmadan edemiyordu.

“Baba, yangınlar, bombalar, korkuyorum!”

Bu sızlanışı baba da duyuyordu yüreğinde. Usunda çözüm ararken kaçışı deniyordu.

“Üzülme oğlum, düzelecek.”

Bu çocuğun sorusunun yanıtı mıydı? Bu kaçış çözüm müydü? Baba, bu yaşananlardan kendisine düşenin hesabını çocuğuna vermekten neden kaçınıyordu. Havalimanına düşen bombayı, çoğalan orman yangınlarını  çocuk kavramasa da görüyordu, izliyordu.

Baba, çözümü düşündü bu kez.Toplumu sarsan bu ateşli  oyun nasıl aşılabilirdi.Doğa yanarken toplum bireyleri hangi çözümü kovalıyordu. Toplum korkulu düşlerden kurtulamayacak mıydı? Kapımıza dayanan bu aldatış kimin kucağında büyüdü?!

Oğlunun sorusu karşısında düşündüklerini söyleyemedi. Bu, çığ gibi üzerimize gelen toplumsal yıkım bizi  göreve çağırıyordu oysa. Oğlunun saçlarını okşayarak eğilip kucağına aldı.

”Sen üzülme sevgili oğlum.”

Oğlu babasının boynuna sardığı ellerini iki yana açarak:

“Nasıl baba!?”

Sorusunun yanıtını bilemiyordu baba.

Orman yangınları,  patlayan bombalarla birlikte korkuları çoğaltıyordu.

“Orman yangınları kontrol altına alınmıştır.”

Duyurusu toplumu kimler, neden, nasıl bombalıyor sorularının yanıtı değildi. Bu soruların yanıtını veremedi oğluna baba.

Cankurtaran sesleri çözüm mü arıyordu.Cankurtaranların taşıdığı yaralılar, ölenler uzaktan izleyenleri korkutuyor, içten içe soruları çoğaltıyordu uslarda. Bu bir çıkmazdı. Bunun çözümünü yine bu toplum bulacaktı.

“Bu çıkmaz aşılabilir mi?”

Babanın usuna takılan sorulardan birisi bu soruydu.

Yaşanan toplumsal çözümsüzlük ortak usla aşılabilirdi diye düşündü baba. Herkes birlikte yaşamanın kazanımını kavramalıydı. Bu birliktelik kurulamaz mıydı? Bunun  çözümü,  yaşama hakkını kendimiz kadar başkaları için de geçerli saymak  gerçeğini kavramaktan geçiyordu.

Bu sorular, çözümler tek başına altından kalkılacak cinsten değildi. Önce birlikteliğin gereği üzerinde anlaşmak, sonra yaşamın her alanında bir olmak. Bu sağlanabilir. Bunu başarmak çözüm için kaçınılmazdı.

İşte önümüzde duran çözüm ya da çözümsüzlük bu.

Baba, boynunu saran oğlunu kollarından  tutup yere indirdi kucağından. Sonra, çözümler, çözümsüzlükler,  açmazlar ile yürüdüler. Düşünceler yetmiyordu çıkmazları aşmaya.

Şahin ÖZŞAHİN, Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yıllardır bu ülkede demokratik hak ve özgürlükler gaspedilirken,adalet belli şahıslara hizmet verirken,demokrasi tırpanlanırken,bilim adamları,gazeteci ve sanatçılar içeri atılırken ses çıkarmayan herkes bu ülkeye hainlik etmiştir.İhanet etmiştir.Şimdi de bu ihanetin ve hainliğin bedelini ödemekteler.Kurunun yanında yaş da yansa bu sızlayan gerçeği asla gözardı edemeyiz.Olan ülkemize ve masumca ağlayan analara oluyor.Bizlerin payına düşen de acı,hüzün ve üzüntü.Kaçış asla bir sorun değildir.Aklın ve mantığın o apaçık sesine kulak vermek yeterlidir sanırım.Üstleri örtülen gerçekleri her yönden gülümsetmek herkese görev olmalıdır...Duyarlılığınız için sağolun Türkay bey.Selam ve saygılarımla sağlık içinde kalınız.

Abbas Oğuz 
 29.06.2016 12:54
Cevap :
Sevgili Abbas, Yüreğimiz yansa da her koşulda olacağız.Çünkü yurtseverlik, demokrasiyi egemen kılmak bizlerin görevi.Büyük Atatürk'ün ilkeleri bize yol gösteriyor.Bu topraklar üzerinde yaşayan herkesle birlikte bu ihanetin üstünden geleceğiz.Evet, inanıyorum geleceğiz.Dünkü Damat Feritler bugün iktidarda olsa da bu işin üstesinden gelmede kararlıyız.Sevgi, saygı sunarım.   29.06.2016 16:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1064
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 703
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster