Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ocak '17

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
136
 

Kaçış

Yükselen alev ormanı kaplamıştı. Canlılar kaçış için yol arıyordu. Kıvılcımı tutuşturan kaygısız izliyordu oyunu. Yürekler tutuşunca sesler çoğaldı. Bir yaprağı yanan, büyüyen yangının korkulu yükselişini duyuyordu, bu yükselişi kim durduracaktı?
 
Doğadaki yangın toplumu içten içe kemiren bir başka yıkılışı çağrıştırıyor. Yaşamsal ortam giderek daralıyordu. Evinde korkulu düşler kuranlar toplumda çoğunluktaydı. Bu yıkımların düzelmeyeceği artık görülüyor, kavranıyordu. Gün, ölümsüz geçmiyordu.
 
Artık tepki duymayan toplum oluşuyordu. Kanıksanmıştı toplumu içten içe yıkmaya hazırlanan bu eylemler. Kimse, evinin dışında rahat oturamıyor, can kaygısı sarmıştı herkesi.
 
Bu kurgulu oyun aşılamaz mı? Bu kurgu içinde duran, çözmesi gereken güçler, kişiler çıkmazı aşma niyetinde değildi. Çocuklar korkulu düşlerini babalarına duyurmadan edemiyordu.
 
“Baba, yangınlar, bombalar, korkuyorum!”
 
Bu sızlanışı baba da duyuyordu yüreğinde.
Usunda çözüm ararken kaçışı deniyordu.
 
“Üzülme oğlum, düzelecek.”
 
Bu çocuğun sorusunun yanıtı mıydı? Bu kaçış çözüm müydü? Baba, bu yaşananlardan kendisine düşenin hesabını çocuğuna vermekten neden kaçınıyordu. Havalimanına düşen bombayı, çoğalan orman yangınlarını çocuk kavramasa da görüyordu, izliyordu.
 
Baba, çözümü düşündü bu kez. Toplumu sarsan bu ateşli oyun nasıl aşılabilirdi. Doğa yanarken toplum bireyleri hangi çözümü kovalıyordu.
Toplum korkulu düşlerden kurtulamayacak mıydı? Kapımıza dayanan bu aldatış kimin kucağında büyüdü?!
 
Oğlunun sorusu karşısında düşündüklerini söyleyemedi. Bu, çığ gibi üzerimize gelen toplumsal yıkım bizi göreve çağırıyordu oysa. Oğlunun saçlarını okşayarak eğilip kucağına aldı.
 
”Sen üzülme sevgili oğlum.”
 
Oğlu babasının boynuna sardığı ellerini iki yana açarak:
 
“Nasıl baba!?”
 
Sorusunun yanıtını bilemiyordu baba.
 
Orman yangınları, patlayan bombalarla
birlikte korkuları çoğaltıyordu.
 
“Orman yangınları kontrol altına alınmıştır.”
 
Duyurusu toplumu kimler, neden, nasıl
bombalıyor sorularının yanıtı değildi. Bu soruların
yanıtını veremedi oğluna baba.
 
Cankurtaran sesleri çözüm mü arıyordu.
Cankurtaranların taşıdığı yaralılar, ölenler uzaktan izleyenleri korkutuyor, içten içe soruları çoğaltıyordu uslarda. Bu bir çıkmazdı. Bunun çözümünü yine bu toplum bulacaktı.
 
“Bu çıkmaz aşılabilir mi?”
 
Babanın usuna takılan sorulardan birisi bu
soruydu.
 
Yaşanan toplumsal çözümsüzlük ortak usla aşılabilirdi diye düşündü baba. Herkes birlikte yaşamanın kazanımını kavramalıydı. Bu birliktelik mkurulamaz mıydı? Bunun çözümü, yaşama hakkını kendimiz kadar başkaları için de geçerli
saymak gerçeğini kavramaktan geçiyordu.
 
Bu sorular, çözümler tek başına altından kalkılacak cinsten değildi. Önce birlikteliğin gereği üzerinde anlaşmak, sonra yaşamın her alanında
bir olmak. Bu sağlanabilir. Bunu başarmak çözüm için kaçınılmazdı.
 
İşte önümüzde duran çözüm ya da çözümsüzlük
bu.
 
Baba, boynunu saran oğlunu kollarından tutup yere indirdi kucağından. Sonra, çözümler, çözümsüzlükler, açmazlar ile yürüdüler. Düşünceler
yetmiyordu çıkmazları aşmaya.
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1064
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 702
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster