Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Temmuz '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
985
 

Kader gayrete âşıktır

Kader gayrete âşıktır
 

Geçmişime baktığımda kendiliğinden var olmamın dışında güzel bir şey bulamıyorum. Bir arayış ve bir bekleyiş, bir umutlar ve düş kırıklığı dizisi; mayhoş bir tat hepsi… İpin ucunu yakaladığımı sanmışken avucumda yeni bir düğüm yumağı buldum hep. Geçmişime saygı duyarak onunla daha iyi anlaşmak istiyorum, ancak kesinlikle kafamın içinde büyüyen bir ur gibi kalmasına izin veremem.
 
Geçmiş geleceğin anası olsa da kendisi olamaz; bebek doğduğunda göbek bağı kesilir. Gelecek her ne kadar geçmişin sütünü emmiş olsa da sütün helal veya haram oluşundan sorumlu tutulamaz. Gelecek sadece kendi sütünden sorumludur. Ayrıca, her geçmiş de geleceğin minnetle elini öpeceği saygıdeğer anası değildir. Gene de geçmişimin bir tanrı gibi ölümsüz ve değiştirilemez varlığıyla topuklarımdan çekmeye devam edeceğini hissetmekteyim; ancak buna rağmen, geçmişimin geleceğime benden izinsiz hükmetmesine izin vermediğim ölçüde ‘insan olma’ bilincimin gelişeceği inancım da güçlenmektedir...
 
Her günüm geleceğimin umudu ve geçmişimin onuru olmalı; şimdiki zamanı geçmişin bilgisiyle geleceği güzel hatırlamak üzere yaşayabilecek kadar geçmişe karşı hoş görülü olmalıyım. Geçmişi değiştirilemez kaderim saymalıyım. Ancak aynı kaderi geleceğe taşımak zorunda olmadığım bilinciyle geleceğin bilgisini de üretmeliyim.
 
Kaderine asılı kalan insan, hiçbir şeyi düşünceye danışıp da yapmaya yanaşmayan insandır. Bu insan, içinde bulunduğu zaman ve mekâna, “benim kaderim bu!” diyerek hayatın akışına sonuna kadar etkisiz kalıp katlanmaktan büyük haz duyabilir. Ancak, bu hazzın bedeli özgür benliğin tutuklanması olacaktır. Ama ben diyorum ki,”kaderimle birlikte fakat özgür irademle yürürüm.”
 
Var oluşun aslında sayısız yok oluşların etkileşim dengesine bağlı olduğunu fark edecek kadar bilinci açılmış bir kişi artık şunu görebilir: Kader dediği şey, var olduğu ortam içindeki etken ve edilgenler ile kendi seçimlerinin eytişimiyle ortaya çıkan somutluktan başka bir şey değildir. Sonuçta her yaptığımız kendimiz için bir seçimdir. Başkası için yaptığımızı sandığımız şeyler de aslında kendimiz içindir. Kendimizi hiç mi hiç ilgilendirmeyen bir şeyi sırf başkasının yararına yapar mıyız? Öyle ki, kendimizi zırnık iyi hissetmeyeceğimizi bile bile başkası için gayrete geçer miyiz? Zorun emrinde değilsem ben geçmem. Seviyorsak, sevilmek için; yardım ediyorsak, yalnız kalmamak için; Ölmeyi göze almışsak, ya kendimizin ya da neslimizin özgürlüğü içindir... 
 
“Kader böyle istedi, ben de yaptım” demek, insanoğlunun en korkak yalanıdır. Hiç olmazsa, “ben kaderin hükmüne boyun eğmeyi seçtim” diyecek kadar cesur olabilmeliyiz. Tabi ki bazan kaderin hükmüne itiraz işe yaramayabilir; fakat onurlu insan bilinci kadere boyun eğip kendini inkâr etmektense kadere yön verebilecek bilgiyi aramaya devam eder. İşte böylesi gayret devrimci ruhun kaderini yapar… Yapmaya gayret kadarı bizden, yapamadığımız kaderden…
 
Muharrem Soyek
***
Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"umuda" ve "onura" bağlamışsın ya, bunlar çok mu önemli, bence sorunlu kavramlar...

Kerim Korkut 
 16.11.2017 10:43
Cevap :
Onur bence bilincin isyan sancağıdır. Onursuz bir bilinç teslimiyetçidir; kaderine kolayca razı gelir.  17.11.2017 11:34
 

Çok etkileyici bir yazı.. Tesekkurler..

Selda Çakmak 
 28.07.2017 10:12
Cevap :
Bu sıcakların bunaltısında ilgi duyup okuduğun için ben de sana teşekkür ederim. Kader kavramını insanların boynuna Tanrı eliyle çekilen karşı konulmaz bir tasma gibi takan görüşlere ifrit oluyorum. Bir de derler ki, "günah işleme, Allah seni cehenneminde yakar". Allah kendi çektiği tasmadan kulunu niye sorumlu tutsun ki? Sıkışınca da "Allah sana akıl vermiş" derler. Sanki akıl bir tek insanda... İş akıla kalaydı 'hayvan cenneti' de olurdu. İnsan bakayım ne zaman anlayacak düşünsel seçimli iradesiyle kaderinden sorumlu olduğunu. Bireysel varoluş özgürlüğü de insanın kaderinden sorumlu olduğunu anlamasıyla başlıyor. Oyunun kuralları belirlenmiş ve oyuncular da kuralları biliyor iseler oyunu kazanmak ve kaybetmek kadere yüklenemez; yüklenirse oynamanın anlamı kalmaz zaten. Hepimiz hayat bilgisiyle bir yaşama oyunu oynamaktayız. Tanrı oyunun sonucunu belirlemez; ancak hakemlik yapıyor olabilir. Tanrı taraf tutmaz her hâlde. Tutması gerçekten kader olurdu ki bu da 'ilâhi adaleti' yıkardı.  28.07.2017 11:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 373
Toplam yorum
: 2807
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 1583
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster