Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ekim '10

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
443
 

Kader Kader midir?

Kader Kader midir?
 

Gelin bir beyin jimnastiği yapalım; kader algılarımızı sorgulayalım. Kaderi nasıl algılıyoruz? Tanımını bizzat yaptığımız, bir kader algımız var mı? Yoksa yaşadığımız topraklara özgü, "kader algısı"nı hiç kurcalamadan kabul etmeyi mi seçiyoruz? Kader nedir? Ne değildir? 

Bu topraklara özgü, bir genel kader algısından söz etmek mümkün elbette. Dünyanın, bu coğrafyasına has bir "yazgı" algılayışından, bir başka deyişle. "Sizin için önceden yazılmış, neredeyse hiçbir itiraz ya da değişiklik hakkı içinde saklı olmayan, size özel ama öznesi olamadığınız, bir hikaye" gibi tanımlayabiliriz "yazgı"yı. 

Rasyonel düşünceyi, yaşam biçimi haline getirmiş toplumlarda değil de; önemli ölçüde, sorumluluk almaktan pek de hoşlanmayan, tıpkı bir çocuğun ihtiyaç duyduğu gibi doğru-yanlış vb. ölçülerin hatırlatılmasına ihtiyaç duyan, akıl-bilgi-sezgi öncülüğünde bir yaşam sürmeyip, içgüdülerini baskın biçimde yönlendirici yapan topluluklara, toplumlara özgü bir algı bu. Ancak sorumluluk almaktan ısrarla kaçmanın, alt yapısını oluşturduğu kültürlerde, toplumlarda "kader mahkumu", "kader oyunu" vb. türünde değimlere rastlanabilir. 

Bir Tanrı inancınız varsa ve kaderin önceden belirlenmiş olduğuna inanıyorsanız şayet; Tanrı'yı bir çeşit kukla oynatıcısı ve kendinizi de bir kukla gibi konumlandırmış oluyorsunuz demektir; adını öyle koymasanız da. 

İslam dini, diğer semavi dinler ve dünya üzerinde mensubu bulunan diğer yaygın inançların özleri, öncül felsefe akımları ve felsefe üçgeninde, önceden sizin adınıza yazılmış bir hikayeden sözedilmez. Tümünde özne bireydir ve rehberi akıldır. Seçimleri kendine ait olacağından, tüm sorumluluk da yine bireyin kendisine aittir. Tam da bu yüzden doğru-yanlış, suç-ceza vb. sistemler vardır. Hiçbir inançta Tanrı suça övgüler düzmez, suçu işlemeyi seçen insanın ta kendisidir. 

Her birey için tıpkı bir parmak izi gibi kendine özgü bir yaşam yolu, bir başka deyişle ideal bir kader söz konusudur. Ve yanısıra bundan başka diğer yaşam yolları, yani kaderler. Yaptığınız bilinçli, bilinçsiz seçimlerle ideal yaşam yolunuza hiç girmeyebilir, farklı yolları deneyimleyebilirsiniz. Sizin kendinizi ne kadar iyi keşfettiğiniz, tanıdığınız ve yapılandırdığınız bu süreci belirler. İnanç sahipleri için Tanrı, bu yolların hepsini ve sizin hangi yolu seçeceğinizi önceden bilir; şeklinde tarif edebiliriz bunu. 

Kader teslimiyet değildir; itirazsız, daima bir önder, dönüştürücü, "üstün yeteneklerle donatılmış" lider aramaktan vazgeçip, kendi yaşamlarımızın sorumluluğunu almak yeterli olacaktır. Kendi içimizde bir devrim yaratma gücüne sahibiz; farkındalıklarımızı zenginleştirelim yeter ki. Doğru ve kaliteli bilgi, akıl ve gelişmiş sezgilerimizle yaşamlarımızı dönüştürmek ve de kendi doğru güzergahında ilerliyor kılmak hepimizin elinde. Siz kaderinizi yönetmezseniz, başkaları sizi yönetir; en yalın haliyle söyleyecek olursak. 

Bir akıl ve sevgi toplumu olmak dileğiyle... 

Nice bayramlara, Cumhuriyetimizin 87. yılı hepimize kutlu olsun ve yaşamlarımıza sayısız uğurlar, onurlu güzel günler, aydınlık yarınlar getirsin. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

kaç kaçabilirsen, aklından, derdinden, eğil ya da upuzun bir rüya gibi yaşa; kader; saygı ve sevgilerimle....

Şahin Yamaner 
 30.10.2010 0:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 76
Toplam yorum
: 35
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 867
Kayıt tarihi
: 13.10.10
 
 

Doğal yaşamın korunması, evrensel insan hakları, felsefe, arkeoloji, tarih, sosyoloji, kişisel ge..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster