Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Aralık '13

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
952
 

Kader mi Tercihlerimiz mi

Kader mi Tercihlerimiz mi
 

 

“An’ın isteklerini ‘geleceğin’ endişelerine kurban edenler mi daha mutlu yaşar, yoksa geleceğin acılarını kabul edecek kadar güçlü bir şekilde ‘an’ın isteğine sarılanlar mı?(…) Ve acaba kaçımız gelecek korkusu yüzünden geleceğimizi kaybettik?”*

Duygularını denetim altında tutmayı başarabilen kaç kişi vardır aramızda? Aklımızla üstesinden gelemediğimiz duygularımızı… İrademizi yok eden, zaaflarımızın tuzağına düşüren, saklı kalmış beklentilerimizi su yüzüne çıkaran duygularımızı…

Duygularımızın mantığımızı sıfırlayacak bir mazereti hep vardır hazırda bekleyen. Ne zaman, nasıl,  nerede ortaya çıkacağını bilmediğimizden hep hazırlıksız yakalanıveririz. Ortaya çıktıktan sonra artık onu yaşamak düşer bize. Başkalarına göre doğru ya da yanlış olmasının bir önemi yoktur. Duygularımızın bizi savurduğu yere doğru gönüllü bir sürükleniş başlar içimizde. Mutluyuzdur, gerisi de hikayedir zaten.

Philip Roth, romanı “İnsan Lekesi”nde 70 li yaşlarını yaşayan bir edebiyat profesörünün öyküsünü anlatır. Mesleki kariyeri yerle bir edildikten sonra yaşama dair hiçbir bağı kalmayan bu yaşlı adamın hiç olmayacak bir zamanda karşısına çıkan aşkı reddetme lüksü yoktur. Bu hayatın ona oynadığı zalimce bir oyun mu yoksa bir teselli ikramiyesi midir bilinmez… Ama yaşlı profesör bunun onun için son bir şans olduğunu bilir.

Aslında zaman diliminden çok kişilerin arasındaki uyumsuzluktur etrafın tepkisini çeken. O ise şöyle der kendini eleştirenlere: “O benim son aşkım, bunun ne demek olduğunu bilmiyorsunuz, değil mi?” Yolun sonuna doğru yaşanan bir aşkın olanca hüznünü yansıtan bu cümle kendi çocuğunun bile yüreğini yumuşatmaya yetmeyecektir.

Sırf başkalarının hoşuna gitmediği için elinin tersiyle itmeli miydi bu aşkı? Kapılarını ardına kadar açan bu genç kadının geçmişi ve yaşantısı kendisi için önemli değilken başkalarının değer yargılarının önüne bir duvar örmesine sessiz mi kalmalıydı?

Hayır! Yaşadığı onca fırtınadan sonra sığındığı bu limanda huzuru ve aşkı bulduysa yaşayacaktı elbet. O da öyle yapıyordu zaten…

Bir de her zaman olduğu gibi madalyonun diğer yüzü vardır. Sevgisizlik o kadar içimize işlemiştir ki, yaşadığımız mutsuzluğu vaat edilen bir mutluluğa tercih ederiz çoğu kez. Çünkü vaat edilen bilinmeyendir ve bizi korkutur. Korkularımızla belirlediğimizse kendi kaderimizdir.    Yaşlı profesörün gösterdiği cesaret yerine, mutluluğu elimizin tersiyle itip yola devam ederiz. Ve kaderi suçlamak, kendimizi suçlamaktan daha kolay olduğundan, “Kader” der geçeriz…

·     *   Ahmet Altan /Kristal Denizaltı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu değerli bloğunuz ünlü bir deyişi getirdi aklıma: "Duygularımız düşüncelerimizi etkiler.Düşüncelerimiz, davranışlarımızı belirler.Davranışlarımız, eylemlerimizi yönetir.Eylemlerimiz alışkanlıklarımıza dönüşür.Alışkanlıklarımız kaderimizi şekillendirir!..". Nihayetinde bizleri etkileyen, yöneten, davranışlarımıza yön veren öncelikle duygularımızdır.

Ersin Kabaoglu 
 15.12.2013 13:11
Cevap :
Ve bizler bu duygularımız yüzünden yüreğimizin götürdüğü yere gider, çoğu kez bin pişman geri döneriz...Çok teşekkürler, selamlar...   15.12.2013 17:49
 

Gelecek korkusuyla yaptığımız tercihleri "kader" diye adlandırıp, hatalarımızı temize çekmeye çalışırız, hepsi bu...Sonra da kendimizi "öyle mi mutluyuz, böyle mi mutluyuz" diye sorgulayıp dururuz işte...Harikaydı yine...

fatma iyibilgin 
 12.12.2013 18:50
Cevap :
Sevgili Fatma, her şeyi kadere yüklemek hep kolayımıza geliyor. Oysa bunun bir kandırmaca olduğunu biliyoruz. Her şey kendi tercihlerimizle başlayıp bitiyor...Her şeyin sebebi kendimiziz. Kader diye bir şey yok! Her zaman doğru tercihler yapman dileğiyle, sevgiler.  13.12.2013 12:57
 

Sevgili Melek hanım, yazınız toplumumuzun hoşgörüden uzak kalmış bir konusu. Aşk ve evlenmek yaşla bağıntılı hale getirilir de "bu yaştan sonra olur mu" gibilerinden bir reaksiyon gösterilir. Eş, dost ve arkadaş toplantılarında çevremdekilere bizzat ve sık söylerim: "insanlar nerede ve nasıl mutlu olacaklarsa, meşru çerçeve içinde öyle yaşasınlar" diye. Önemli olan mutlu olmak değil mi? Selam ve sevgilerle...

Yurdagül Alkan 
 11.12.2013 19:47
Cevap :
İşte bir türlü beceremediğimiz bu! Çoğu kez ne kendimizi mutlu edebiliyoruz ne de başkasının bu şansı kullanmasına izin veriyoruz... Her konuya olduğu gibi sıcak ve olumlu yaklaşmışsınız. Teşekkürler, sevgiyle kalın.   12.12.2013 12:48
 

Şu ikilimlerle dolu hayatın kah doğru kah yanlış kefesinde bulundum... Ama nötr kalmadım hiç... Bu yüzden çektiğim ızdırapların da (kendi hatamdan dolayı olduğu için) bir değeri bir anlamı oldu... Tattığım mutluluklarınsa yükleri oldu. Şiddetli yaşanan bir mutluluk bir eşik çizer insana. Bir sonraki mutluluk bir önceki mutluluğu aşamıyors mutlu olmak zordur... Hayat paradoksu:-) Dostlukla...

yeşilsoğan 
 11.12.2013 13:37
Cevap :
Bir sonraki mutluluğun bir önceki mutluluğu aşıp aşmayacağını yaşamadan bilemeyiz... Eğer yaşam bize böyle bir şey sunuyorsa bence reddetme lüksümüz olmamalı. Siz de bilirsiniz ki risk her zaman vardır. Eğer bir bedel ödeyeceksek, bu kendi seçimimizin bedeli olmalı.Korkularımızın değil! Teşekkürlerimle.  11.12.2013 20:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 235
Toplam yorum
: 1840
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2031
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster