Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Aralık '08

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
2500
 

Kader ve Özgür İrade ikilemi

Kader ve Özgür İrade ikilemi
 

Aşağıdaki olay belirli ve belirsiz kader (Mutlak ve Muallâk Kader) konusunu açıklamaya yetecektir:

İstanbul-İzmir arasındaki karayolunu ele alalım. Bu yolun yaklaşık yarı mesafesinde ünlü Susurluk kasabası yer alır. Bir kamyon İstanbul’a gitmek için İzmir sebze halinden, sabah saat 11’de yola çıkmış olsun. Aynı saatte, İstanbul Esenler otogarından bir yolcu otobüsü İzmir’e gitmek üzere hareket etsin.

Şimdi de Bursa Uludağ Üniversitesi’nde devasa bilimsel araştırmalar yapan, bilimde son derece ileri bir düzeyi yakalamış ve neredeyse her şeyi bilen bir profesörü düşünelim...

Bu bilim adamı öylesine ileri bir teknolojiye ve bilgi birikimine sahiptir ki; uzaydaki uydusu, teleskopları ve uzaktan kumandalı binlerce güçlü kamerası sayesinde Marmara ve Ege bölgelerindeki canlı-cansız her şeyin hareketlerini yakından gözetleyebilmekte; hatta geniş imkânları elverdiği için insanların düşüncelerini dahi okuyabilmektedir.

Bir araştırma esnasında söz konusu otobüs ve kamyonun yola çıkışlarını yakalayan profesörümüz, her olasılığı düşünür ve bunların nerede karşılaşacaklarını hesaplar. Bilgisayarında Susurluk haritası görünür, ayrıca bu iki aracın keskin dönemeçlerden birinde karşılaşacakları ortaya çıkar. Yine yüksek teknolojisi ve deneyimi sayesinde, şoförlerin kaç dakikada bir esneyip gözlerini yumduklarını hesaplayarak, yol, hava ve trafik koşullarını inceler ve bu iki aracın o dönemeçte çarpışacaklarına kesin kanaat getirir.

Profesörümüzün elde ettiği sonuca güveni tamdır... Derhâl tüm televizyon kanallarını arar, durumu anlatır ve bu çarpışmanın mutlaka gerçekleşeceğini, bunu önceden yayınlamanın büyük reyting getireceğini, bu kazanın olmaması hâlinde tüm zararları karşılayacağını garanti eder.

Helikopter sahibi bütün televizyon kanallar hemen Susurluk’a uçarlar ve plâkaları da belli olan bu iki aracı o dönemeçte beklemeye koyulurlar. Durumdan jandarma da haberdar edilir, böylece yüzlerce kişi pusuya yatıp olay ânını beklemeye başlar.

Söylenen saatte ve yerde ânîden o iki araç görünür ve öngörüldüğü biçimde burun buruna çarpışırlar! Kazaya herkes şahit olur, kameraların tümü olayı kare kare görüntülerler. Neyse ki ölen olmaz, sadece şoförler ve birkaç yolcu hafifçe yaralanır.

Şoku atlatan sürücüler neler olup bittiğini anlayınca Susurluk Jandarma Karakoluna gitmeyi reddederler. Çünkü bu kazanın -ellerinde olmayan sebepten ötürü- mutlaka olacağının zaten bilindiğini, kendilerinde hiçbir kabahat olmadığını iddia ederler. Ama güvenlik güçleri sorunun mahkemede halledilmesi gerektiğinde ısrarlıdır.

O gece televizyon haberlerini izleyen herkes olaydan haberdar olunca merakla ertesi günkü mahkemenin sonucunu beklemeye başlar.

Olay ayrıca tüm dünyada duyulmuş, bütün habercilerin dikkatini üzerinde toplamıştır. Sabah erken başlayan duruşma yerli-yabancı yüzlerce televizyon kanalı tarafından, özel bir izinle naklen yayınlanır. Savcı, sürücüler hakkında dikkatsiz araç kullanma ve kamuya zarar verme suçu işledikleri için hapis cezası talep eder. Savcının tanıklarından biri de o gün şöhrete kavuşan profesörümüzdür.

Sürücülerin avukatları birleşip ortak savunma yaparlar:

“Müvekkillerimiz araçlarını dikkatli veya dikkatsiz kullanmış olması önemli değildir; bu kazanın olacağı önceden zaten belliymiş. Araçlarını her zamanki özenle kullanmalarına rağmen olay yine de cereyan etmiştir. Kesinlikle suçsuzdurlar, beraatlarını talep ediyoruz.”

Mahkeme uzun sürmez, karar ilk celsede açıklanır:

“Her ne kadar önceden bilinse bile, kazaya dışarıdan bir müdahalede bulunulmadığından ve çarpışma, araçları kullanan sanıklar tarafından gerçekleştirilmiş olduğundan, sürücüler suçlu bulunmuş olup...”

Bu hayalî hikâyecik, özgür iradenin kader içindeki yerini açıklamaya yetmektedir: Açılmış bir yolda arabayla gezinirken direksiyon kendi elimizdedir; gideceğimiz yönü ve hızı kendimiz seçer, kendimiz belirleriz. Kısacası: Muallâk Kader özgür irademizin dışa yansımasıdır; Mutlak Kader'se evrendeki değişmez yasalardır...

Dip not: Mutlak Kader ve Muallâk Kader tamlamaları dinî terimlerdir. Anlamlarını üzerindeki açılımların tarihi belki de insanlığın yaşı kadar geriye gider. Fakat bu iki kavram her çağda tekrar tekrar yorumlanmış, çağın gelişen dinî ve felsefî düşüncelerine göre evirilmiştir. Ben de günümüze uyarlamaya çalıştım yapılacak karşıt ve yandaş yorumların, gösterilecek farklı tepkilerin beklentisi içinde.

Sözlük:
Mutlak: Değişmez, şaşmaz, kesin, belirlenmiş, belirli, sabit, muayyen...
Muallâk: Asılı, havada kalmış, saptanmamış, oturmamış, oynak, belirsiz, değişebilen...




.....................................................................................
* Kadın-erkek sayısı eşit ve "Dokunulabilir Meclis" istiyoruz!
.....................................................................................

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

hatırlatıp okuma fırsatı sağladığınız için teşekkürler.Kader denilen şeye inanıyorum sanırım bu mutlak yani muallak değik :)

B Gelincik 
 15.09.2010 23:08
Cevap :
Değişken/muallak kaderimiz kendi irademize bağlı, kendimizin çizdiği yolun adı... Akıl bu yüzden var... Sorgu-sual de bu yüzden var... Mutlak kader için sorgu-sual yok! Özeti bu Songül Hanım. Teşekkürle, selamla... MS  16.09.2010 17:32
 

Yazınız çok eğlenceli ve basit bir dille zor olduğu düşünülen bir konuyu açıklığa kavuşturuyor. Karmaşık olanı basitleştirmek deha göstergesidir. Tebrik ederim. Aynı başlangıç, aynı güzergah, aynı zamanlama ve aynı bitim noktasına sahip bir yolda iki farklı yolcunun bambaşka yolculuklar yapabileceğini düşününce önemli olanın yol (kader)'den ziyade kişinin o yolu nasıl bir yolculuğa çevirdiği olduğunu düşünüyorum. Saygı ve selamlar,

Ali Karakuş 
 16.01.2009 11:04
Cevap :
Bu anlamlı dip not için çok teşekkür ederim Ali Bey. Yazıyı taçlandırdınız, onur verdiniz. Selamla, saygıyla... MS  17.01.2009 0:14
 

elbette burda yazdıklarınız sizin özgür iradeniz.Ama bu ezelde bilinmediği anlamı taşımaz.Allah Allah olduğu için bu bilgiye sahiptir.Adetullah kuralları içinde Allah özgür iradeye öyle saygılıdır ki.Kuralları koyan O iken ve dilerse kuralları değiştirebilecek ken vaad ettiği süre ye kadar bekleyeceğini buyurmaktadır. Öğretmen O dur öğrenciler ise biz.Potansiyelimizi ve ulaşabileceğimiz noktayı çok iyi biliyor Ama kanaatini çabamıza göre vermek için performansımızı sergilememiz için bekliyor. en içten sevgi ve saygılarımla...

-e hali 
 14.01.2009 20:17
Cevap :
Ebru Hanımcığım, düşünen-soran-sorgulayan blogdaşım. Vakit ayırıp görüşlerinizi paylaştığınız için minnettarım. Ben de tam bunu anlatmaya çalıştım. Ebed ve Ezel olan, hatta zamanüstü olan bir Varlık elbette bizim bugün ne yazacağımızı bilebilir, tıpkı Susurluktaki profesör örneğinde olduğu gibi. Ama burada herkesin gözünden kaçan şey veya çağrışım yaptıramadığı şey şu: Bilmek başka, müdahala etmek başka. Olmamışı dahi biliyor olması da müdahale ettiği anlamına gelmiyor. Dolayısıyla biz Mutlak kaderimizden değil, Muallak, yani kendi özgür irademizle yarattığımız kaderimizden sorumluyuz sonucu çıkıyor. Değil mi?.. Sevgi ve saygıyla... MS  14.01.2009 21:46
 

değerli hocam kesinlikle sizin gibi düşünüyorum.İnsan bir robot ALLAH ise asla bir zorba değil.Aklıma şu benzetme geldi.Teşbihte hata olmaz affıyla. Öğrenciler bile kendilerine verilen derslerden sorumlu tutulmuyorlar mı?Onlara verileni ne kadar çalıştıkları,ne kadarını kavradıkları,neler arasında sebeb sonuç ilişkilerini kurabildikleri sınavlarla ölçülmüyor mu? Yine potansiyelini en iyi şekilde gerçekleştiren öğrencilere ,gerçekleştirmeyenlere göre daha fazla bilgi aktarımı yapılmıyor mu?potansiyellerinin değerlendirmeyenler ise ,çeşitli yöntemlerle (sevgi,ilgi,tehdit,düşük not vs)uyandırılmaya çalışılımıyor mu? Ama asla iradelerine müdahale (hipnoz,beyin yönetimi )edilmiyor.Tüm bu sınırlar içinde mevcut potansiyellerini ,mevcut durumdan dolayı (yaş,ergenlik vb) değerlendiremediklerinde öğretmenlerince özgür iradelerini bu amacı gerçekleştirmek için kullanmaları ve harekete geçmeleri sağlanmaya çalışılmıyor mu?( tatlı ve/ veya sert) öyleyse öğrtm zorba ,öğr robot demek mümkün mü

-e hali 
 14.01.2009 20:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 147
Toplam yorum
: 3492
Toplam mesaj
: 296
Ort. okunma sayısı
: 2776
Kayıt tarihi
: 05.05.07
 
 

İngilizce öğretmeniyim, çevirmenim, dilmaçım, araştırmacıyım. / Beş kitabım var: Beynin Kimliği, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster