Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
280
 

Kader

Hayat bir oyundur. Oyunun tarafları ve kuralları vardır. Bu kural çercevesinde Allah yaratır, akıl verip yaşatır. Kul yaşarken verileni kullanıp tüketir.

Allah ömür verip yaşattıklarına bilmediklerini ilahi kader hükmünce öğretir. Kul aklını kullanırsa verileni bereketlendirip çoğaltır. Bilgisini artırıp hayatı kolaylaştırır. Mamur edilmiş bir dünyada daha güzel yaşaması için ömrünü uzatır.

Allah, vaadinde durup hayat oyununu kuralına göre oynarken kul, daha hayatın başında ağlayıp zırlayarak hayatın zorluklarına dayanamayıp, küçücük aklıya O’na oyun oynayıp, oyunun kuralını bozmaya kalkışıyor. Sonrada O’na karşı her türlü hileye başvurup yalan dolanla her şeyi alt üst edip, işin kolayına kaçarak işine geldiği gibi bir hayatı yaşamaya çalışıp doğal hayatın akışını değiştirip kuralını bozmak istemesi, kulun kendi eliyle kendi başına iş açıp, kendi başının ağrımasına kendi eliyle kendi sebep oluyor.  

Demek ki, kul kendi edip kendi buluyor. Zora gelincede çamura yatıp başkasına suç atıp iftara ederekde kolayca kurtulacağını sanıyor. Halbu ki kendi başına çorap örüyor bunun farkında değil.

Peki, bunda Allah’ın suçu, kusuru ne?

Onun için Allah hiçbir zaman vermediği birşeyden dolayı hiç kimseyi sorumlu tutup suçlamaz. Verdiği akıl derecesinde de yapılıp yerine getirilmesini istediği görev ve sorumluluğun da takipcisi olarak yerine getirilip getirilmemesi hususunda da kulundan vakti geldiğinde hesabını sormayı da ihmal edip erteleyip unutmaz.

Aynı zamanda da O, hiç kul aklına çelme takmaz. Hiç bir kuluna da hile yapıp haksızlık etmez.

Demek ki, kader konusunda bu güne kadar bizler hep mazeret üretip Allah'ı suçlamışız. Bilip bilmeden Allah'a iftira edip, iftira atmışız. Sonunda da yapıp ettiklerimizin altında kalıp ezileceğimizi de hiç mi hiç düşünüp akletmemişiz.  

Halbu ki Allah herkese yeterince akıl vermiş. Verdiği akılla düşünmemizi, düşünüp doğru çözüm üretmemiz için de okuyup öğrenmemizi istemiştir. Çünkü okuyup öğrenmeden, öğrenip bilgi sahibi olmadan, bigi sahibi olup düşünmeden, düşünüp yaşamadan insan, insan olmaz demiştir.

Biz her işte olduğu gibi hep tembellik edip işin kolayına kaçıp hayatı anlamadan yaşamaya çalımışız. Onun için hiçbir zahmete katlanıp emek vermeden yaşamaya çalışmışız. Biz onu tiye alıp, oyun oynarken meeğer o, bizim hayatımızı elimizden ucuza alıp şimdi çok pahalıya satmaya çalışıyor. Ama haksızda değil. Öyle değil mi? Onun yerinde kim olsa, onu yapar. Çünkü onu biz, vaktinde okuyup öğrenmemişiz. Çalışıp çabalayıp kazanmamışız. Hiçbir tedbiri alıp haklı sebebe bağlanmamışız. Her şeyi Allah'tan bilip, her işimizi ya başkalarına ya Allah'a havale etmişiz. Sonra suçu ya onda bunda arayıp dünyaya küsmüşüz. Ya da kader deyip Allah'ı suçlayıp kendimize küsmüşüz.

Halbu ki bizler, Allah'ın dediklerini ta baştan yapıp, yaşayacağımız dünyayı ciddiye alıp doğru dürüst okuyup öğrenip anlamış olsaydık. Şimdi bu topraklarda yaşayan hiç kimse bu gün böyle olmayacaktı.

Şimdi batılı deyip gıbtayla bakıp özendiğimiz Avrupalıların çok önünde olacaktık. Hatta şimdi onlara bizler akıl hocalığı edecektik. Ama ne yazık ki olmadı. Olmadığı gibi de ne yazık ki şimdi onlar bize ediyorlar.

Bizim bu güne kadar anlamakta güçlük çekip geciktiğimiz ve hala bu güne kadar yeterince önemseyip üstüne düşmediğimiz en önemli eksiğimiz, en önemli sorunumuz olan birincil eksiğimiz; Okumak, okumak, okumaktır. Sonra okuduğunu düşünmek, düşünmek, düşünmektir. En sonunda da okuyup düşündüğünü akledip yaşamaktır.

Ya biz ne yapmışız ya da ne yapıyoruz. Hala okumadan bilip öğrenmeye, akledip düşünmeden yaşamaya çalışıyoruz. Demokrasi deyip, demokrasinin ne olduğunu bilmeden, aklımızı oy sandığına hapsetmişiz. Bizim adımıza düşünürler deyip koca bir ulusun geleceğini bir adamın eline vermişiz. Sonra da keşkelerle ah vah edip, kader diyoruz. Bu ne ahmaklıktır.  Anlamak mümkün değil.

Anlamak nasıl mükün olsun ki; Çünkü bu ülkede halkın çoğunluğu akıl perhizi.

Akıl perhizi olan bir insana ya da topluma aklını başına al. Yoksa keşkenin öncesi pişmanlıktır. Sonrası şişmanlıktır. Demenin de bir anlamı yok. Ben hayatta pişman olup şişman olmayanı hiç görmedim.

Görsem, kendime okkalı bir söz söyleyeceğim. Sonra da sana be ukala adam diyeceğimde diyemiyorum.  Çünkü dedittirmiyorlar. Ben ne yapayım.  

Onun için diyorum ki; Aklımız Allah'a, düşüncemiz bize aittir. Onun için kendi dışımızdaki tüm akıl sahipleri ile veya hayatın akışı içerisinde cereyan edip herşeyi etkileyip değiştirecek olan her türlü güç ve kuvvete karşı insanlık onuruna yakışır bir biçimde dik durarak ilahi kader hükmünce mücadelemiz kişiliğimizi ve kaderimizi oluşturur.
 

Allah'a ait olan akıl içinde hiçbir konuda, hiçbir zaman çözümsüzlük yoktur.  Yeter ki insan sahip olduğu akıl içindeki doğru düşünce seçeneğini buluncaya kadar düşünsün. Düşünüp ortaya koyduğu en uygun düşünce seçeneğini inanıp aklına sunsun. Akıl da o güne kadar elde edip benlikte topladığı bilgi, deney, tecrübe vs. gibi tüm birikimlerini harekete geçirip sunulan düşüncenin doğruluğuna kanaat getirip ona göre de irade oluşturabilsin.

Allah'ta çözümsüzlük var mı ki? Akıl içindeki düşüncede de çözümsüzlük olsun. O halde ne Allah’ta, ne akılda bizim hayatımızı etkileyip yön verecek ilahi kader hükmünce oluşacak olaylar dışında düşünüp aklederek yaşayan insan için hiçbir çözümsüzlük yoktur.

Ancak sakınıp korunmaya ya da her ne ise o konuda çözüme yönelik düşünce üretme insanın akıl ve bilgi derecesine bağlıdır. Çünkü okuyan akıl, okyanuslar kadar derin. Mavi gökyüzünün sonsuzluğuna uzanan genişliği gibi genişleyip büyür. Adeta evreni içine alacak kadar büyüyüp genişler. Her yeri kuşatıp kapsar.

Dolayısıyla hiç bu denli büyük bir akılda çözümsüzlük olur mu? Elbette olmaz. Olsa da yok denilecek kadar azdır. O da kul aklından kaynaklandığı için doğaldır. Çünkü kul aklı cüzidir. O da sonsuzluk arz etmez. Hiçbir şeyi ile sonsuzluk arzetmeyen kul içinde elbette kaza, kader geçerli olacaktır.

Kader, cüzi aklın çözüme yönelik oluşturacağı düşünce üretiminde yeterli olamayıp, akla sunulan düşünce seçenenğinin yanlışlığında, yanılgısında, yetersizliğinde veya herhangi bir sebepten dolayı oluşan bir zaafta alınıp oluşturulan kararın sonucunda irade güçümüzün önleyip engelleyemediği herşey sonunda bizim iyi -  kötü kaderimiz olur.

Hayatta akıl erdirip, güç yetirerek, doğru yönde irade oluşturup iyi ve güzel bir hayat şekli yaşayıp maziye bırakabilmişsek; Bıraktığımız mazimizle övünebiliyorsak.  Sonunda pişman olup keşke demiyorsak; Bu güzel yaşanılmış bir hayatın güzel kaderi olur.

Yok eğer, yaşanılan hayata akıl erdirilip doğru düşüncelerle doğru kararlar alınıp doğru yaşanılmamışsa; sonunda da pişman olup keşke şöyle böyle yapıp etseydik demenin de hiç bir anlamı olmayacağı için yaşanılan hayat şekli kötü, hayata yönelik kul eliyle oluşturup yaşananlarda sonuçta kulun kötü kaderi olmuş olur.

Hayat, mekân üzerinde akıp giden zamana uygun yaşanırken oynanır. Oynanırken hayat ona göre şekillenip biçim alır. İşte yaşarken oynayıp şekillendirip biçimlendirdiğimiz hayatın her geçen anının,  yaşanmışlık içindeki sonucu bizim sonunda kaderimizi oluşturur.

Geçen zamanın tekrarı ve geriye dönüşü olmayacağı için yaşanılıp geride bırakılan hayatında sonradan ne tekrarı ne de silgisi vardır. Artık zaman akıp gitmiştir. Her şey gelip geçmiştir. Tekrarlanıp silinmeyen hayatta sonunda bizim alın yazısı da dediğimiz kendi ellerimizle yazıp, yaşarken oynayıp oluşturduğumuz kaderimizdir.

Birde kendi dışımızda İlahi kader hükmünce oluşan kaderimiz var ki, kulun bu kaderin oluşmasında hiçbir etkisi olmaz. Buna birkaç örnek vermeye çalışalım. Doğum, ölüm, ırk, renk, milliyet, cinsiyet, ana, baba, vatan seçip tayin etme gibi oluşumlarda bizim aklı irademiz dışındaki oluşup cereyan eden oluşumlar olduğundan bunlarda bizim için ilahi kader hükmünce yaşarken oluşturulmuş kaderlerimizdir.

Kısacası kader, sonunda keşke deyip pişman olsak da değiştiremeyeceğimiz yaşanıp geçmiş olan hayatın sonucudur.

Demek ki, hayat bir oyundur, oyunu kuralına göre oynayan kazanır. Oynamayan her kim olursa olsun, o da kaybeder. Onun için hayatı kaçan değil, paylaşan kazanır.

Paylaşmak için insana sevgi, sevmek için sebep gerekir. Varlık için en sebep var olmaktır. Var olan için hayat bulup yaşamak şarttır.

Kader deyip korkup yaşamamak en büyük ahmaklıktır.

 

28.02.2013
Cahit Karaç

 

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 124
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 503
Kayıt tarihi
: 27.09.11
 
 

1953 yılında Kahramanmaraş İli, Elbistan İlçesi, Akveren Köyü doğumluyum. Ankara Kimya Meslek Lis..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster