Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '17

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
489
 

Kaderime Yön Verecek Bir Işık Olmalısın

Kaderime Yön Verecek Bir Işık Olmalısın
 

 Pazartesileri ciddi ve aklı başındayımdır.

       Tamam, kabul ediyorum bunu koruyamam. Cumaya doğru çizgimde sapmalar görülür. İçimde elle tutulur bir coşku, kıyafetlerimin-görüntümün genelinde olmasa da en azından küçük bir parçasında raydan çıkma söz konusu olur.

   Dudaklarımda bet, dozu kaçmış bir dudak boyasına, elbise giydiysem altında tuhaf bir çoraba, daha sporsam kafamda saçma sapan bir tokaya, ya da kulaklarımda hiç olmayacak bir küpeye, hadi gözüm iyice döndüyse yırtık bir kota doğru kayarım.

     Beynimde dalgalanıp duran bir Harun Kolçak şarkısının yankıları sürerken onun yordamsız danslarının figürleri de hareketlerime eşlik eder.

    E bir devlet memurunun mutlulukları da, taşkınlıkları da böyle ufak tefek olmalıdır. Bu ta Gogol’un Paltosu’ndan beri böyledir.

    Ayın 15’i, ay sonuna kadar zor yetişen ufacık bir heyecan patlaması yaşayan memur, bir de benim gibi masa başında oturmayıp durmadan gelene dolgu, gidene diş taşı temizliği, kaçana çekim yapıyorsa Cuma günü yaklaştıkça tozutur mutluluktan.

    Duramam heyecanımı illa göstermem gerekir.  Kısaca şeffaf biri olarak tüm halime tavrıma yansır günlerden Cuma olduğu.

     Ayvalık’a yazlığa mı gitsem, feribotla Bandırma’ya mı geçsem? Bursa’da yeşil cennette mi yeşillensem, felekten bir günü İzmir’ de mi parlatsam, yoksa Balıkesir‘de kös kös oturup öykü mü yazsam planlarına girişirim.

      Cumaya çok var. Bugün pazartesi ve ciddiyim. Üzerimde ofis rahatlığını ve şıklığını aynı anda yansıtan cigarette siyah bir pantolon, yaz geçip giderken sonbahara alacağın olsun diyerek göz kırpan renklerde ( Bunu şimdi uydurdum moda dünyasına benim hediyem olsun :)  rahat, uçuş uçuş bir bluz, hafif topuklu şık gova model bir ayakkabı var.

    Ruhumda tam bu minvalde. İçimde zerre kadar kıpırtı yok. Hasta da çoktur zaten, ne kıpraşması.

       Vira Bismillah!

      Tuttum kampüsün yolunu.

     Kampüs ikiye ayrılmış durumda biri şehir dışında daha yeni olan ÇAĞIŞ Kampüsü. Rektörlük orada. Öteki 1910’dan beri varlığını sürdüren şehir içindeki tarihi yapı; NEF(Necati Bey Eğitim Fakültesi). Mediko- sosyal da bu yapının içinde. Çok değerli edebiyatçıların mezun olduğu bu okulda arz-ı endam etmek muhteşem bir duygu.

   Adımımı kampüsten içeri attım. Her zamankinden farklı bir koku aldım almasına da yok canım, ne olacak? dedim. Kapıdaki güvenlikten bahçıvana kadar bir acayiplik, bir tez canlılık var, yok değil.

   Bana öyle geliyor herhalde, hadi hadi oyalanma bahçede, doğru kliniğe dedim. Mediko’nun basamaklarına yaklaştım ki; bir humma da burada. Foşur foşur sabunlu sular ayaklarımdaki govanın üstüne üstüne geliyor. Gülümsedim, günaydın ne güzel bugün bir temizlik aşkı her yanda dedim ama sesim foşurtudan yetişmedi. Sade gülümsememi karşıladı elindeki fırçayla suyu ayaklarımın altından uzaklaştıran Hizmetli Musa Bey.

      İçeri geçtim, koridor bomboş. Hâlbuki hastadan geçilmez Pazartesileri. Hayırdır inşallah dedim. Bir yanlışlık var ama! Anlarız nasılsa!

 Odama geçtim. Önlüğümü aradım askıda. Hafta sonu yıkama-ütü için yanımda götürmüştüm. Çıkarken unuttum tabi, Özge’nin okul servisine yetişir miyim paniğinin çınlayan sesinin arasında. Neyse ki bir yerlerde yedeği var. Var da, birlikte çalıştığım hekim arkadaşıma vermiştim. O gelecekte, alacakta giyeceğim. Ne yapalım beklerim hasta yok nasıl olsa dedim.

    Derken kapım çaldı, hemşire hanım başını uzattı; hazır mısınız doktor hanım? dedi.

     Hasta mı var? Dedim.

     Yok, canım. Dedi

   Haberiniz yok mu? Pazartesi öğleye kadar hasta almayacaksınız. Onun yerine kampüs için hazırlanan sağlık programını sunacaksınız.

 Nasıl ya? Dedim. Ben neden bilmiyorum. Kim benim yerime bu kararı aldı.

    Yönetim aldı, doktor hanım, kim alacak?   

 İyi de nerden çıktı şimdi bu, hem neden ben de doktor beyler değil.

       Siz hafta sonu Milliyet Blog’a rektörlerle ilgili bir yorum yapmışsınız. Rektör Bey o yüzden sizi uygun bulmuş, dedi.

      Benim rengim attı, elim ayağım boşaldı, kalbim un ufak oldu, Harun Kolçağın şarkısı kulaklarıma geldi, geldi de ağzımdan girip burnumdan çıktı. Hareketleri gelip vücudumu anlamsızca sallayacakken, beni mıh gibi koltuğa yapıştırdı.

    Bizim rektör blogu takip ediyormuş meğer. Geçen gün üniversitede öğle arası bir öykümün üzerinde çalışırken masada açık bırakıp gittiğim bilgisayarıma göz gezdiren doktor bey bütün personele benim şehvet mehvet tuhaf öyküler yazdığımı söylemiş. Hadi, hepsi oturup benim blogdaki öykülerimi okumaz mı? Bana söylemediler tabi. Bana söylemediler ama rektörün kulağına kadar gitmiş.

       O gün bu gün, yazı-yorum ne varsa sayfamda tek tek incelemişler.

    Elindeki pudralı süngeri ekranda parlamasın diye iyice suratıma boca eden set ekibi programla ilgili bilgi verirken bir de ilk konuğun Rektör Bey olduğunu söylemez mi?

     Elime programın metnini tutuşturdular, biraz okuyun, bir iki soru hazırlayın, Rektör Bey gelince başlarız, doktor hanım dediler.  

      Hay yapmaz olaydım o yorumu. Benim yorumlarımı yayınlamadan önce iki kere düşünün ne ‘olur.

      Akaki Akakiyeviç’in Paltosuna girip saklanmak istiyorum. Allah şahidim olsun bir daha böyle yorumlar yaparsam sonum onun ki gibi olsun : ( ((

        Rektör Bey geldi Doktor Hanım.

        Ört ki, ölem !  Bu sözü de çaldım zaten : (

 

Kör olasıca yorumum;

Uzunca bir süredir üniversite de çalışıyorum. Yönetimi bilmeyen insanlar üniversiteye rektör olarak atanınca tam bir komedi oluyor. Eyvah diyor işten anlayan deneyimli memurlar, şimdi bu rektör dilekçe metni yazdıramaz, ilahelerden-onun resmi yazışmalarından anlamaz, hangi evrak imzalanacak bilemez, kim nasıl ağırlanır onu da pek bilmez, neymiş doktormuş neymiş falanca Prof. muş :)) yine hukukçular rektör olunca kafamız rahat diyorlar. Tabi bunlar işin latifesi ama hayatta tek yönlü olmamak hele ki böyle makamlara göz dikiliyorsa kendini yetiştirmiş olmak şart. Ülke yönetiminde de aynı mantık geçerli. Sevgiler...

23 Eylül 2017 13:17

    https://www.youtube.com/watch?v=sbTnov5xWIk

Cemile Torun, Şahin ÖZŞAHİN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öykücüler için denir hani,"Hepimiz Gogol'ün paltosundan çıktık" diye.Burda Sait Faik Paltosu geçiyor. Siz Akakiyeviç'in hangi Paltosuna saklandınız.Sırtındaki lime lime olana mı, yenisine mi, yoksa mühim adamın sırtından alınana mı?:) Son öyküye devam yazılsa bir şiirle girilebilirdi sanki. Öğretmen bir şair sorsun. Bir de şiirinin anlamını. Kızımız da şiiri okusun kursun da kursun.:)" beni sevme sakın/ateşleri sev/kıtlıkları sev/yoksullukları sev/ beni sevme sakın/ beni hiç sevme/çünkü sevmek/ karanlıkta gülüşüdür ölümün" olsun.Ederi de 25 puan olsun:) Selamlar.

üç nokta 
 28.09.2017 19:33
Cevap :
Ne isterdim Sait Faik' le tanışmayı! Eh işte eveleyip gevelemişim. 25 puan kurtarmaz :) Siz yazın :)) Kızın öğretmenine hayranlığı artarak devam etsin. Tabi öğretmen de bunun farkında ama yüz vermesin. Efendim gel zaman git zaman kız liseyi bitirip üniversiteye başlasın. Yeni, eğlenceli, zor , entellektüel bir ortamı olsun. Öğretmen eşinden ayrılsın. Bir gün karşılaşsınlar. Artık güzel ve genç bir hanım olan öğrencisini gören öğretmen dayanamayıp ona aşkını ilan etsin. Kızımız "Zaman desin hocam, akıp giden zaman asla aynı duyguları canlı tutmaz. Öldürür." E o kadar yazdık dizi senaryosu gibi oldu. Bir kanalda oynasın :)Görüşmek dileğiyle...  29.09.2017 17:10
 

Öykü her zaman ki gibi çok hoş. Benim asıl ilgilendiğim konu yorumunuzda sözü ettiğiniz "kendini yetiştirmiş olmak" sorunu. Ülkemizde hatta tüm dünyada insanlar maalesef kendilerini yetiştirirler. Çünkü herkes kendi beğendiği ideolojiyi, lideri veya gazeteyi takip eder ve kıyamet de bundan kopar. Oysa eğer insanlar objektif ve gerçekçi bir şekilde YETİŞTİRİLMİŞ olsalardı yaşadığımız sosyal sorunların hiçbirini yaşamazdık diye düşünüyorum. Not: İtiraf ediyorum ben çok çok kötü bir şekilde yetiştirildim. Selamlar

Matilla 
 27.09.2017 10:38
Cevap :
Kendini yetiştirmekten anladığım benim de sizinki gibi objektiflik. Ama lütfen edebiyata dokunmayın :) Şiirsiz, şarkısız, kitapsız ölür insan olan. Sevgilerimle...  28.09.2017 10:13
 

Milliyet blog yüzünden işindem oldum;))) çok yazıyorum diye patron işten çıkarmıştı;)))) çok güldüm ya ;) dikkat edin siz de;)) Arada bir karşılaşıyoruz, yazıyor musun hala diye soruyor, adam nefret etmişti milliyet blogdan;))) Sevgiler..

Selda Çakmak 
 27.09.2017 6:54
Cevap :
Gidip Rektörüme sarılayım :) neler varmış. Sevgiler...  27.09.2017 9:37
 

Harikasınız yine... Önce pazartesi sendromu yaşamamanız çok hoştu doğrusu. "Oraya mı gitsem burayamı gitsem..." biz emekli garibanı ancak Çeşme paklıyor. Yazınız başatan aşağı mizahla karışık olması da başlı başına bir mutluluk. Yorumunuz da gerçeği yansıtıyor gerçeği bu yadırganacak hiç bir şey yok aslında. Sağlık, esenlikler diliyorum.

Şahin ÖZŞAHİN 
 25.09.2017 11:40
Cevap :
Pazartesi sendromu yaşamam ama Cuma günleri hafif bir çılgınlığım olur. Çeşme çok güzel bir yer. Son zamanlarda eski sakinliği kalmadı artık dinlendireceğine yoruyor. Ben o sakinlik zamanlarında çok gelirdim Çeşme' ye. Yönetim benim yoruma alınmış ama gülerek ayrıldık program sonrası Rektör Bey'le :) Teşekkürler, keyfiniz bol olsun...  26.09.2017 13:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 425
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1050
Kayıt tarihi
: 26.05.14
 
 

Dünyanın kirletemediği bir lotus... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster