Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Mukaddesçe konuşan satırlar

http://blog.milliyet.com.tr/blog.mukaddes

07 Aralık '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
164
 

Kaderine Terk Edilen Çocukların Uzun Soluklu Mahkûmiyeti

Kaderine Terk Edilen Çocukların Uzun Soluklu Mahkûmiyeti
 

Şiddet sadece eziyete uğrayanı değil, etrafındakilere de dünyayı zindan ediyor. Biyolojik açıdan ölüm gerçekleşmese dahi ruhen yaşamamakta aynı minvalde değerlendirilebilir. Tehdit, korku ve şiddet içerisinde yaşamayı, var olmakla nasıl açıklayabiliriz ki?

Çaresizlik bir insanın yaşayacağı en zor durumdur. Hele ki çözüm yolları ilelebet kapanmışsa. Sıkıntıların üst üste geldiği anlarda, şiddetten koruyacak bir kapı, umut ışığıdır sığınma evleri. Ömür boyu burada yaşama olanağı olmadığından, kadın için evine dönme safhası yeniden başa sardığı hikâyeye dönüşebiliyor da. Sonrası ilelebet süren bir acı.

Dillerde bin bir yakarışla süregelen, ‘düzelir belki’lerle cılız bir ışığın tükenmeye yüz tutan nefesi gibi soğuk bir dilemmadan öteye gitmez kadının umutları. Bazen bu umut ışığı, kıvılcım saçmaya devam etse de çoğu zaman alev kıvamına gelmez. Çaresizliğin sil baştanlarla kördüğüme dönen öyküsü öyle bir noktaya getirir ki şiddete uğrayanı, canı pahasına da olsa çözümsüzlük, sığınacak başka bir yer bulma noktasına getirir kadını.

Kimin yanına kiminle sığınacağın
yakınlarının insafına bırakılmışsa bir kez daha yenilgiye uğrarsın

Yıllar ne kadar hızlı geçerse geçsin, bazı yerlerde hala kadını cephe alan yargılamalar devam etmektedir. “Gelinlikle girdiğin evden, kefenle çıkarsın.” Cümlesi gibi kadını her ne olursa olsun, ayrılmamak adına erkeğe muhtaç kılan, onun bedeni ve ruhunu esir alan, kadınları insan sıfatından ayıran köhne zihniyet, kadının yaşamını daha da güçleştirir.

Başka bir bakış açısı da yine benzer işlevi görür. Velev ki kadın eve kabul edilmişse, bu seferde çocuklar kabul edilmez. Çocuklarla beraber baba evine sığınmak, çoğu yerde ayıp karşılanır. Nedenine gelince, kadın ailenin ihtiyaçlarını karşılamaktan, ayakları üzerinde dik durmaktan aciz olduğundan çocuk anneye değil, babaya aittir! Bir çocuğun yetişmesinde anne ve babanın beraberce karar vermesi imkânsızdır, böyle sapkın zihniyetlerde.

Velhasıl, şiddete uğrayan veya istenmediği yerde zoraki durmak mecburiyetinde kalan kadın şahsi sorunları kadar çocuklarını da düşünmek zorundadır. Yakınları yardımı kabul etse de bir başka sorun gündeme gelebilir. Tehditkâr eş, ahlaki zayıflığından beslenen kaba kuvvetini korkutma unsuru göstererek, yıldırma olayına gidebilir de. Böyle durumlarda kadın, ailesine ve yakınlarına zarar gelmesin diye şiddeti göğüslemek mecburiyetinde kalabilir, ta ki tahammül noktası kırılana dek.

Çocuğu göstermemekle tehdit zayıflığın üst noktasıdır

Şiddeti uygulayan her kimse, yaptığı hoş görülemez. Cinsiyet ayrımından öte, yapılan fiili veya duygusal eylem yanlıştır, insani bir yön aranmaz. Çocuğu göstermemek suretiyle, karşı tarafa verilen duygusal ceza o denli büyüktür ki hem ebeveyni hem de çocuğun kırılgan dünyasını hedef alır.

Şiddetin yankıları insanın bedeni ve ruhunu esir alırken, her ne kadar çocukları bertaraf etmek istesek de düşüncelerimizde, çocuklar olayın her an içerisindedir ve travmaları bir ömür boyu sürecek kadar ciddidir. Çözümsüzlükler, çocuğu da yaşamı boyunca yüzleştiği sorunlarında çözümsüz kılar. Korku, tehdit unsuruyla yetişen bir çocuğun mutlu, huzurlu bir yaşam sürmesi olası değildir zaten.

Sığınma evleri geçici bir çözüm olmaktan çıkmalı

Umutsuz ve çaresiz kalındığında sığınılan mor çatılar, kadın ve çocukların can güvenliğini sağlamakla kalmamalı, diğer desteklerin yanı sıra psikolojik destekte uzun vadeli olmalıdır. Nihayetinde kadın sığınma evinden çıktığında ya da çıkmak zorunda kaldığında ayakları üzerinde durabilecek güce sahip olmalıdır.

Şiddete eğilimli, öfke kontrolünü yapamayan insanların gerekli destekleri almadığı müddetçe düzeleceğini sanmıyorum. Hatta tehditkâr tavırlarla üstünlüğünü savunan insanların böyle bir yardıma ihtiyaç duymalarını da beklemiyorum açıkçası. Bu durum her şeyden önce zihniyet meselesi. Makul davranmaya niyetli olanlar için sorun olduğunu anlamak, çözüm yollarını da kolaylaştırır. Kişisel olarak nasıl ki böyle bir eylem hoş görülmüyorsa, şiddeti meşrulaştıran kişi toplumun nezdinde de gerekli tavrı görmeli. Aksi takdirde, şiddet azalacağı yerde sığınma evlerinin sayısı artar. Sayılarının artmasından öte gereken düzenlemelerin yapılması, yasal olarak takibi ve kadınların bir nebze de olsa rahata ermesi beklenen bir durumdur.

Büyüklerin şiddeti çocukların dünyasını nefrete dönüştürüyor

Çocukların canlılığı, huzurlu yapıları, kolaylıkla yakaladığı mutlulukları onları yetişkinlerden ayıran belirleyici bir unsurdur. Şiddet, tehdit ve huzursuzlukla iç dünyasını yıkmak, gereksiz söylemlerle sevgisini, nefrete dönüştürmek ona yapılacak en büyük kötülüktür.

Bir çocuğun annesi ne ise babası da aynı derecede yer eder dünyasında. Birisini yok saymak suretiyle, dünyasından çıkarmak nefretin acımasız boyutudur. Şiddet veya tehdit varsa ailede o çocukta çaresiz kalmıştır. Birilerinin yanına sığınmak suretiyle, yaşamına iki arada bir derede devam etmesi, duygusal anlamda yıpranışının en büyük resmidir.

O çocuğun devamlı arkadaşlık edeceği akranları yoktur hayatında. Yaşadıkları hala yer edinirken zihninin bir köşesinde güven duygusu yerle bir olmuştur. Güvenle, inançla bakmaz dünyaya. Tehditkâr tutum, yaşama perde arkalarından bakmayı öngördüğünden, gökyüzünü izleyemez doya doya. Umut ışığı o kadar cılızdır ki onun penceresinde, güneş ne içini ısıtır ne de etrafını aydınlatır.

Ömrümüz elverdiğince yaşamak hepimizin en doğal hakkı iken, insanların yaşamını acımasızca yok etmek, dünyalarını ömür boyu karartmak insafsızlığın nasıl bir boyutudur ki hedefine kendi gibi olanları koysun? İnsan kavramı, insani değerleri içerisinde barındırmadığı müddetçe yeniden tanılanması gereken bir kavram kanaatimce. Şiddet önlenmediği takdirde, hepimiz aynı çatı altında barınamayız çünkü.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhabalar. Şiddet, baskı, tehdit ve huzursuzluk hem çocuklarımızın, hem de yetişkinlerimizin hiç karşılaşmamak istedikleri bir durumdur. Ama ne yazık ki, bu kötü hasletlere doğru insanlarımızın üzerinde sürekli bir artış gözlenmektedir. Yıllar önce "Ben, insanı değil; insanlığı seviyorum" diye ya bir yazı yazarak, ya da bir yazımın içinde bu konuya değinerek bir paylaşım yapmıştım. İnsan ile insanlığı aynı yere koyamıyorsun, birbiriyle eşleştiremiyorsun. Halbuki insan, insanlığın tüm hasletlerini içinde barındıran bir varlık olması gerekirdi. Bu konuda daha fazla bir şeyler söylemek isterdim. Ancak, emin olun beynim durmuş durumda. Kaleminize ve yüreğinize sağlıklar dilerim. Allah'a emanet olun, esen kalın.

Recep Altun 
 08.12.2018 20:10
Cevap :
Merhaba. Haklısınız, insan ile insanlığı bir araya koyamadığımız için olsa gerek, yaratılmışların en kutsalı sıfatı ile onurlandırılmış insana, insan olarak yapmadığımız kalmıyor. Şiddetin, tehdidin, zulmün haklı gerekçesi olmadığından, insani yanı da ileri sürülemez. Yapanın insan olması ise insanlık adına dehşet verici. Kaldı ki insan değil, diğer canlılarda bu tarz muameleyi hak etmiyor. Yazıma anlam katan görüşleriniz için teşekkür ederim. Saygı ve selamlarımla.  09.12.2018 10:33
 

Merhabalar. Emin olun yazınızın başına vardım ve okumaya başladım, ancak yüreğim bu acıya dayanamadığı için sonunu getiremedim. Belki bir daha ki sefere. Kaleminize ve yüreğinize sağlıklar dilerim. Selamlarımla esen kalın.

Recep Altun 
 07.12.2018 18:56
Cevap :
Sayın yazarım, merhamet duygusundan yoksun olanların çocuklara, kimsesizlere, kadınlara gücü yetiyor. En dramatik olanı da gözümüzün önünde yaşanan olaylara bile müdahale edemememiz. Oysa bizim kültürümüz, kadın ve çocukları korumayı kendine şiar edinmiştir. Bırakın kendi çocuklarımızı savaşta esir düşen kadın ve çocuklara dahi zarar vermez. Her gün biraz daha çelişiyoruz kendimizle. Umarım, her şey düzelir de bu yazıları yazmak veya okumak zorunda kalmayız. Duyarlılığınız ve görüşleriniz için teşekkür ederim. Saygı ve selamlarımla.  08.12.2018 8:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 127
Toplam yorum
: 913
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 982
Kayıt tarihi
: 31.01.13
 
 

Doğuştan bedensel engelli olup, işletme fakültesi mezunuyum. Kamu sektöründe çalışmakta iken malu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster