Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mart '12

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
1240
 

Kadıköy'de Aslan Avlamak

Fenerbahçe’de futbol yine ters gidiyor, hesapta olmayan yenilgiler ve puan kayıpları ile ezeli rakibi ile arasında tam dokuz puanlık bir fark oluşuyordu.  Ama Galatasaray ile karşılaşacak ve Şükrü Saraçoğlu’nun muhteşem havası ,50 bin seyircisinin de desteğiyle bu kötü gidişatına son vermek istiyordu. Hemen her sezon olduğu gibi.

Şablon zaten hazırdı. Seyirci coşacak, stad inleyecek, FB coşacaktı. Emre ve Cristian topları tutarak hakimiyet sağlayacak, top Alex’le buluşunca ise kanatlarda Gökhan Gönül ve Mehmet Topuz , Stoch ve Ziegler yerlerini alacaklardı.  Alex gol koklayıcı olduğu kadar aldatıcı da olacaktı. Ama esasen topla beslenilecek ve her fırsatta top atılacak kişi ise Sow olacaktı.

İlk 15 dakika itibariyle nispeten bu şablon yerine konuldu denilebilir bir tarzda futbol oynadı Fenerbahçe. Ama Sow’un muhteşem diye adlandırılan, hızlı topa koyduğu ayakla kazanılan tesadüf golü bal gibi fauldu. Hakem bunu göremedi. Ama Alex’in attığı golde ise futbol kokuyordu ve adeta Muslera’ya bak sana da gol atılır, der gibi çatal denilen yere adrese teslim mahiyetinde gönderiyordu meşin yuvarlağı.

Karşılaşmanın hemen başlarında edinilen bu fark, hemen eskileri getirdi akıllara. Galatasaray demoralize olacak, arkasından panik ve sinir katsayısı yükseltilerek belki Galatasaray’ın gardı düşecekti. Arkasında da gelsin goller…

Ama o da ne?

Tüm bu düşüncelerden öte bir görüntü çizilmeye başlanıldı sahada.

Çünkü Galatasaray artık o eski ve klasik Galatasaray değildi. Ne Saraçoğlu’nun üzerinde yarattığı bir baskı, ne de tedirginlik vardı. Gerçi bunun değiştiğini kendi sahasında Fener’i silip  geçerken göstermişti ucundan kıyısından. Ama demek ki Fenerbahçe sahasında tekrar bu tılsıma sahip olacağını zannediyordu. En azından seyircisi eski tas eski hamamdı. Hatta küfür ve sahaya araç gereç atmak anlamında daha da uzmanlaşmıştı. Galatasaray seyircisi o gün stada olsaydı bahane hazırdı. Derlerdi ki ‘’  Seyirci tahrik etti, yoksa küfür olmazdı.’’ Oysa şimdi seyirci de yoktu. 

Futbolun sahada oynandığını, seyircinin performansının ve ses yankısının skora etki etmediğini bilmeleri gerekirdi.

2-0 önde olmalarına rağmen Emre agresif ve sinirli haliyle adeta bir şeyler yapalım, bunlar gol atacaklar der gibiydi. Ne de olsa eski bir Galatasaraylı idi, sezdi olacakları.

Öyle de oldu.

Elmander’le gelen gol takıma zaten var olan güveni tazeledi, hırsını misiyle katladı. Kısacası 2-0’dan sonra GS kesinlikle maçtan kopmadı, agresif olmadı. Hatta 2 farklı skora rağmen sarı kartsız, faul yapmaksızın teknik ve taktik bir oyunu benimsedi.

Öyle ya bu GALATASARAY idi ve şakası yoktu.

Tüm takım arı gibi çalıştı, koştu, savaştılar. Elmander, Yobo ve Serdar Kesimal gibi iki hızlı stopere karşı fevkalede mücadele etti. Onları hataya zorladı.Yıprattı, golünü de attı.

Muslera yine formda ve kendine güveni en üst seviyedeydi.

Melo ve Selçuk ikilisinin organizasyonları harikadan da öteydi.

Galatasaray’da çabuk oyun, ayağa paslar, çizgilere kadar oyunun açılımı ve pas sahasının mümkün olduğunca genişletilerek oyun oynanması Fener’de panik yarattı. Fark yapacağım derken, şaşıp kalan bir takım görünümündeydi Fenerbahçe.

Artık top kullanmada, pozisyonlarda ve sahanın her yerinde GS  vardı. Fener geriye yaslandıkça, hızlı oynayalım diye yanıldıkça gollerin kokuları taaa Adıyaman’dan duyulmaya başladı. Gerçi biri vardı duyması gereken o kokuları ama maalesef duymadı. KOCAMAN hatalar, tedirginlikler ve farkı boş ver, yenileceğiz galiba der gibi bir oyunun neticesinde olanlar olmuştu bir anda. Hücuma kazandırılan Aydın ve Baros’lu Galatasaray Hakan Balta’nın net ve süratli füzesiyle Fenerbahçe’nin korkusunun boşuna olmadığını gösterdi.

82’de gelen bu golle. Galatasaray adeta bie ASLAN  edasında Kadıköy’de KÜKREDİ ve burada GALATASARAY var dedi.

Ne yazık ve acı ki bu oyuna, bu öz güven ile taktik ve teknik futbola DİREK izin vermedi ve CİM BOM  BOM  evine bir puanla döndü.

Glatasaray’ı ellerinde meşaleler, dillerinde Cim Bom Bom sesleri ile yeri göğü inleten taraftarları karşıladılar.  Bu sevinç Galatasaray’ın aldığı bir puana değil, takımlarının gösterdiği öz güven ve UEFA Ruhuna yaklaşımın bir yansıması idi.

Ne mutlu FORMASINI ISLATARAK, ALNININ TERLERİYLE bir yerlere gelenlere!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 122
Toplam yorum
: 1310
Toplam mesaj
: 257
Ort. okunma sayısı
: 1856
Kayıt tarihi
: 22.11.07
 
 

Okumayı, yazmayı ve yaşamı çözmeye çalışan, eğitimci.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster