Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Kasım '10

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
370
 

Kadıköy

Kadıköy
 

Kadıköy


Bu gün puslu, gri ha yağdı ha yağacak bir hava var. Bugün kızımla Kadıköy'ü gezmeye gittik. Gençliğime, geçmişime yürüdüm. Otobuse binip yola koyulıduk. Köprüden geçtik, boğazın güzellikleri ile. Bir kıtadan bir kıtaya, köprüden Kadıköy'e geçerken, karşı tarafın farklılkları yavaş yavaş beliriyor. Artık Kadıköy'deyiz. Otobus durağı çok kalabalık, inenler, binenler, karşıdan karşıya geçenler, hareket halinde insanlar. Yağmur ağır ağır çıseliyor Kadıköy'de. Kadıköy çarşısına öylece dalıyoruz. Etrafta çeşit çeşit irili ufaklı dükkanları, şekerciler, ekmekçiler ve diğer bir çok vitrinleri öylecegözden geçirdim. Bir tarafta balıkçılar, kebabçılar doldurmuşlar. Bütün bu karmaşanın arasında, aradığım pastahaneyi buldum. Baylan; bizim Cavidan'la Kadıköy'e inince gittiğimiz pastahaneydi. İçeriye ğirince dar bir giriş, solda pastaların sergilendiği dolap, karşısında kasada dükkan sahibi oturmakta. Dükkanı gibi yaşlanmış ama kalitesi her halinden belli. Biraz ilerleyince sağlı sollu küçük masalar, her masada iki sandalye. Modası geçmiş olsa da duvarlardaki süslerin, yerlerdeki marleylerin değişmemesi insanın içine doğan tanıdık bir sıcaklık gibi. Geçen zaman geçmiş miydi düşünmeden edemedim. Bir şeyler sipariş ettikten sonra, gözlerimde hüzün dolu buruk bir özlemin giderilmesi gibi Cavidanımı hatırladım. Onunla şiirler yazardık sevgili arkadaşımla. Belki de buraya gelişim onu tekrar hatırlamak içindir.

Baylan pastahanesinden ayrılınca Bahariye'ye ve oradan Moda'ya doğru yürümeye devam ettik. Moda aynı samimi sıcaklığı ile, yeni yeni pastahaneler açılmış. Bomonti'ye giden yola doğru yöneldim. Köşe başında oturup bir şeyler atıştırdıktan sonra aşağıya denize doğru kıvrıldık. Balıkçı lokantasını geçince denizin o tanıdık kokusu gelmeye başladı. Nerede o eski Bomonti! Sabih et lokantasının bahçesi çoktan yıkılmış besbeli. Öyle farklılklar ile dolu, yabancı bir yoldu, güzel yeni ve yabancıydı. Okuldan kaçıp geldiğimiz öğrenci kahvelerinin yerleri çoktan gitmişti.

Bomonti'den tekrar geri dönerek Kadıköy Kız Lisesinin önüne geldik. Kapı aralıktı, izin isteyip içeriye girdik. Köşk binası artık kullanılmıyormuş.Yatakhane, okul, derslikler, bahçe öylece duruyordu, hiç değişmemişti. Eski ihtişamı yoktu elbette. Yerlerde sonbahar yapraklarının arasında Cavidanı burada tekrar hatırlayarak düşündüm. Okuldan çıkıp sola kıvrılınca sahil yoluna devam ettik. Moda deniz kulubune dikkat etmedim doğrusu, hala duruyor mu acaba. Gençler aşağıda bağıra bağıra şarkılar söylüyordu. Gökyüzü gri idi ama yağmur artık çiselemiyordu. Sahile bakan evler aynı, apartmanlar aynı. İskeleye gelince bir çok küçük dükkan, salaş, her şey var, takılar, türkü çadırı, ve bunun gibi bir çok dükkan göze çarpıyor. İnsanlar kalabalık. Vapura yaklaştıkça horon oynayan bir grup, tulum eşliğinde ceketleri ortaya koymuşlar. Öyle gelen katılıyor neşeli kalabalığa etrafta bizim gibi bir çok seyirci. Karadeniz insanı neşeli tez canlı coşkulu.

Biraz horon izledikten sonra vapura binip dönüş yolunua koyulduk. Hava kararmıştı artık. Denzin rengini göremez olduk. Her yanımız hayat dolu ışık kümeleri, her ışıkta hayat ve insan var demektir. Çünkü burası İstanbul, burası Kadıköy....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 259
Toplam yorum
: 56
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 428
Kayıt tarihi
: 23.04.09
 
 

Merhaba ben Manolya. Edirne doğumluyum. Eğitim'e hizmet ediyorum ve bu yolun gönüllüsüyüm.Şiir yazma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster