Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '08

 
Kategori
Dünya Kadınlar Günü
Okunma Sayısı
817
 

Kadın... karanfil... Ve dayak...

Kadın... karanfil... Ve dayak...
 

Öylesine bir kadıncağız işte...


9.Mart’ın buz gibi sabah alacasında, her tarafı tutulmuş olduğu için nerdeyse sürünerek kalkabildi yatağından.. Kocasını uyandırmaktan korkarcasına, varlığını, kocasını kızdıracak varlığını yok etmek istercesine silik, öylesine hafif, sessiz sedasız bir kalkıştı ki bu. Çok sinirleniyordu çünkü kocası vakitsiz uyandırıldığı zaman..

Kadın dediğin, kocasından en az bir saat önce çıkmalıydı yataktan ve kocasının yıkanacağı suyu, içeceği çayı, edeceği kahvaltıyı hazır etmiş olmalıydı kocası kalkana kadar.. Tabii, kocası sıcak bir ortamda tüm bunları yapmak isteyeceği için de her şeyden önce sobayı yakmalıydı..

Kendi de çok üşüyordu ama o erkek değildi ki! O bir kadındı ve kadın dediğin kocasına, tabii bir de çocuklarına hizmet etmeliydi..

Erkek olsaydı o da bilirdi elbet sabah sıcacık bir odaya uyanmasını.. Taze demlenmiş mis gibi çayını, gürül gürül yanan sobanın başucunda içmesini o da bilirdi! Ama o erkek değildi ki! Zaten onda şans olsaydı anası onu erkek doğurmaz mıydı? Şans yoktu işte besbelli ki o da kadın olarak gelmişti dünyaya.. Çare yok, kaderine ne düşerse çekecekti vadesi dolana kadar..

Odadan çıkarken, sessizce aldı kapı arkasında asılı duran yeleğini.. Ama onu almak için uzandığında dahi sızlıyordu kolları.. Birer külçe halini almış kollarını zar zor hareket ettirerek giydi yeleğini ve süzüldü yatak odasından çocuklarının yan yana dizilip, yerde uyumakta oldukları salona..

Gece yağmur yüzünden de uyuyamamıştı ki doğru düzgün.. Ev ev değil, adeta makarna süzgeci gibiydi.. Allah’ın rahmeti her yağdığında, tavandaki onlarca delikten içeri süzülür ve birleşen damlaların oluşturduğu minik minik derecikler halinde, sağa sola yerleştirdiği plastik kaplara akar, akar, akardı. Çocuklarının ıslanacak olmalarının telaşıyla da, kapları dolunca boşaltmak ve yeni derecikleri engellemek için uyuyamazdı yağmur boyunca..

Ama bu gece hem şiddeti bir türlü azalmak bilmeyen rahmet, hem de yatmadan önce kocasından yediği dayak, bu sabah kendisini turşu gibi hissetmesine neden oluyordu işte..

Ayaklarını zorla sürüyerek geldi sobanın başına, kapağını açtı ve açmasıyla birlikte sobanın altına yerleştirdiği yamuk yumuk alüminyum tepsiye dökülmeye başlayan küllerin tamamını boşalttı.
Tepsiye dökülen küllerin arasındaki küçük kömür parçaları kadar simsiyah olacağını biliyordu yakında, gözünün altındaki morluğun.
Alışmıştı da artık zaten.. Acısına da alışmıştı, bahanesi olsun veya olmasın kocasından sürekli dayak yiyor olmasına da...
Zaten kocasının kendisini dövmesi için illa kendisinin bir kusuru olması da gerekmiyordu ki! Kocası sinirli adamdı, bunu kendi de herkesler de biliyordu! Hem kıskanç ve hem de çok sinirliydi! Kızacak bir şey bulduğu zaman, sebep bile aramazdı çoğunlukla ve çocukların kuş gibi çırpınmalarına aldırmadan başlardı her seferinde dövmeye.

Döverdi... Döverdi... Döverdi...

Kocası döver, o susardı! O sustukça kocası daha çok döverdi ama gene de sesini çıkaramazdı! Çünkü insanın kocası, aynı zamanda sahibiydi! Canı ne isterse onu yapar, gönlü nasıl istiyorsa öyle davranırdı! Hem severdi, hem döverdi! Anası dahil, tüm konu komşusu, tanıdığı bütün kadınlar da böyle söylemiyorlar mıydı zaten?

Aklında bu düşünceleri, elinde kül ve kömür parçalarıyla dolu tepsisi, mor gözü ve ağrıdan sızım sızım sızlayan vücuduyla doğrulurken ayağa, gözü masaya ilişti birden.. İşte orda, yağmur suyunun dolduğu taslardan birinin içinde hala cap canlı, hala kıpkırmızı duruyordu o uğursuz karanfil!

Hani dün çalan kapıyı açtığında, karşısında bulduğu insan kalabalığının eline tutuşturduğu kırmızı karanfil!

Hani 8.Mart- Dünya Kadınlar Günü’ymüş diye, mahalleyi ev ev dolaşan belediye başkanının kendisine uzattığı... Ve kendisinin de, utangaç bir şaşkınlıkla ama bir o kadar mutlanarak elini uzatıp aldığı karanfil! Nasıl utanmasın, nasıl mutlu olmasın, sonra da nesıl utangaç utangaç gülümsemesindi ki?!!
hayatında ilk defa biri, hem de ''erkek'' olan biri ona bir çiçek veriyordu.. Utanırdı elbette...
İşte hala duruyordu masadaki plastik kabın içinde o uğursuz!

Akşam kocası geldiğinde de ‘’Kapıdan verdi adamlar, bugün Dünya Kadınlar Günü’ymüş’’ dediğinde, tanımadığı adamlara kapıyı açtığı yetmezmiş gibi, üstüne üstlük bir de adamlardan çiçek almasına sinirlenen kocasının, son akşamki dayak mönüsüne ana yemek olarak dahil ettiği o uğursuz karanfil, orda, capcanlı yaprakları, dimdik tutyordu başını!
Onun başı dik dururdu elbette! Dayağı o yememişti ki! kendisi yemişti! Hem de o karanfil yüzünden!

Yerinden doğruldu.. Elinde kül tepsisi, ağrıyan kolları ve bacaklarıyla, üşüyen bedeniyle masaya yaklaştı.. Ve su dolu plastik tasta boynunu hala dimdik tutmakta olan kırmızı karanfili alarak, elindeki tepsiye, küllerin arasına fırlatıverdi..

Artık layık olduğu yerdeydi o uğursuz karanfil işte!

Bütün canlılığı gitmiş, odanın rutubetli havasından nemlenmiş al al yaprakları bulanıvermişti tepsideki küllerin grisine ve kara kuru kömür parçacıklarına..

Kara kuru, zayıf bedeniyle açtı odanın kapısını, çıktı buz gibi bahçeye ve deliklerinden hala yağmur suları sızmakta olan çarpık kül tenekesinin içine boşaltıverdi tepsiyi karanfille birlikte..

Morartısı akşama kadar artacak olan gözüyle son kez baktı tenekeye doğru üzgün ve sobayı yakmak üzere alacağı çalı çırpının yığılı olduğu sundurma altına doğru yürüdü..

Neyineydi onun 8. Mart?!.. Neyineydi Dünya Kadınlar Günü?!..

O dünya kadınlarından biriydi belki ama kocasının ‘’KARI’’sıydı ve birazdan kalkacak kocası kızmasın diye, kendi üşüse de yakmak zorundaydı sobayı..

Karanfil yüzünden kocası onu cezalandırmıştı, o da kocası yüzünden al karanfili!

Almıştı intikamını işte.. Kocaya el kalkmazdı ama karanfile kalkardı..

Ağrıyan bacaklarıyla doğruldu.. İçinde sobayı tutuşturacak çalı çırpı ve odun parçaları dolu tepsisini kucakladı, evinden içeri girdi ve kapattı dış dünyaya iç dünyasının kapısını her zaman olduğu gibi.. Her zaman olduğu ve olacağı gibi..

Kadınlar günü kutlu olsundu işte!..



* Geçen yıl yayınlamış olduğum öykü idi... Tekrar paylaşmak istedim sadece.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Suçlu zaten karanfildi, karanfil gitti, sorunlar bitti...Onlarda bir kez geldi bu dünyaya ve onlarda bir kez yaşayacak, tekrarı ve yaşamın silgisi yok, yazık, sevgiler size...

Nuray Ors 
 28.01.2009 10:13
Cevap :
Çook önceleri yazılmış yazılara yorum almak farklı bir mutluluk yaratıyor insanda. Fazlasıyla ısıttınız içimi, yazımın yalnızlığı gitmiş gibi geldi bir an inanın :)) Karanfille yerini değişecek suç unsurlarını (özellikle bir kadınlar) çok iyi biliyoruz. Bahanesi bitmiyor dayağın. Bugün karanfil, yarın kimbilir ne! O kadar çok ki bahaneler. Ama en iç acıtanı, bu dayak bahaneleri karşılığında, dayak yiyenin, buna dayanmak için kendi içinde binbir bahane üretiyor olması :(( Katılımınıza çok teşekkür ederim, sağlıcakla kalın..  28.01.2009 12:20
 

Biraz gecikmeyle okudum müthiş hikayeni. Yurdum kadını örneklerinden biri. Artık böyle manzaralar görmesek keşke... Sevgiler canım...

Sema Sener 
 18.03.2008 0:36
Cevap :
Gecikmeli yoruma gecikmeli cevap :))) Keşkelerimiz işe yarasa keşke Semoşum :))  22.03.2008 0:07
 

Gariban kadın kalkıyor,yalınayak yataktan / Sofrasını hazırladı,gündoğmadan şafaktan / Beli iki bükük,yediği dayaktan / Elin deyusu bu,hayatı yaptı b.k'tan. / Giderim,gidemirem yolun sonu yokuştır / Laf anlamaz,arlanmaz adamdır bu,sarhoştur / Eli sopalı erkeğin hayatı boştur / Beygir gibi hizmet et,hayatın boştur...

Muzaffer Cellek 
 13.03.2008 23:35
Cevap :
Ne dersen doğru dersin, atamam senle aşık/ Feyz almaya çalırım, ustalardan kaşık kaşık/ Böyle kadıncıklar çok, Leyla Hatun buna şaşık/ Ne güzel olurdu oysa, koca dünya birbiriyle barışık :)))))  14.03.2008 12:18
 

işte dünya kadınlar günü bu satırların arasında aslında...bulup da çıkarmalı...

beenmaya 
 12.03.2008 1:02
Cevap :
Gecikmiş yantım için özür dilerim arkadaşım, her ne hikmetse sayfama giremedim bir müddet. Sistem hata veriyordu. Hoş? Gördüğün gibi insanların sistemleri de hata veriyor sık sık :((( Üstelik onların sistem(!) hataları, başka hayatlara zarar veriyor! Kal sağlıcakla...  13.03.2008 23:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 121
Toplam yorum
: 889
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 2112
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1969 İstanbul'unda açmışım gözlerimi bu dünyaya... Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu, şimd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster