Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ağustos '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
164
 

Kadın - 3

Kadın - 3
 

Sabah yavaş yavaş uyandıklarında, kadının kendi köşesine sinmiş şekilde içli ve sessizce ağlayışı adamın dikkatini çekmişti. En son üniversitenin ilk zamanlarında birlikte olduğu bir kızla yaşamıştı bu durumu. O zaman araştırdığında genellikle kadınların bu göz yaşlarına pişmanlıklarının sebep olduğunu öğrenmişti. Bu kez de böyle bir endişeye kapılmıştı adam ve kadının başını ellerinin arasına alarak, saçlarını okşamaya başladı. Ne diyeceğini bilmiyordu ancak onu sevdiğini belli edercesine cümleler kurmaya çalışıyordu. Kadın, bir süre daha burnunu çekerek ağlamaya devam etti ve nihayet kendini durdurmayı başardı. - Özür dilerim, neden böyle ağladım bilmiyorum, yanlış anlamanı istemem ama ben gerçekten ilk defa.. – hişşşş.. diyerek susturdu adam kadını. Dudaklarından öptü onu. Belinden tutup yerden kaldırdı ve üzerini giydirip yanına oturttu, kucağına aldı, sonra tekrar sarıldı ve saçlarından öperek konuşmaya başladı. – tamam bak, neler hissettiğini tahmin edebiliyorum ancak ben de kendimi tutamadım, seni çok arzuluyordum, seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun, kötü bişey yapmadık ki hem.. – evet biliyorum ama tutamadım kendimi, içimden öyle güçlü bi ağlama hissi geldi ki, bırakıverdim kendimi.. – yani, bu pişmanlık anlamında bir ağlama değil dimi? – saçmalama niye pişmanlık olsun, mutluluktan tabiî ki de.. ama bunu söylerken kendinden o kadar da emin değildi, adam bunun farkına vardı ve daha da üzerine gitmedi. Yine de adam bu durumdan sıkılmıştı, yüzü düştü, kadın gerçekten de doğru mu söylüyordu? İçine düşen bu şüphe eski kuruntularını tekrardan canlandırıyordu ki, ayağa kalktığında minderin üzerindeki kan lekelerini gördü.
Kadın, adamın gözlerine baktı ve hemen kafasını onun baktığı yere çevirdi. O da aynı lekeyi gördü ve hemen onun üzerine atıldı, minderi kavrayıp kaldırdı, koşarak balkon kapısını açtı ve minderi balkona fırlattı. Bir süre orda durdu, adam arkasından izliyor olmalıydı, kadın hem kendisi için hem de adam için endişelendi. Bunu görmemesi gerekiyordu, şimdi benim için neler düşünür. Ya kendimi onun üstüne atmak için böyle bişey planladığımı düşünürse? Hayır, bu durumdan kurtulmam lazım. Geri döndü. Adam, olduğu yerde kalmış ona bakıyordu hala, tekrar göz göze geldiler. Adam kadına yaklaştı, belinden kavradı ve dudaklarına yapıştı. Defalarca öptükten sonra uzunca bir süre ayakta kadına sarıldı. Kadın kendini o kadar güçsüz hissediyordu ki, kendini adamın kollarına bırakıverdi. Adam, bir an kadını bayıldı sanarak kollarıyla kaldırıp kucağına aldı. Kanepeye götürüp yatırdı ve ona bir bardak su getirdi. Geldiğinde gözlerinin açık olduğunu görünce ona şefkat dolu bir gülümsemeyle baktı, eğildi yanağına bir buse daha kondurdu. Sol elini saçlarının arasından geçirerek başını kaldırdı, diğer eliyle suyu yavaşça içirmeye başladı. Adamın bu tavırları kadını bir anda rahatlatıverdi, kadın hafiften gülümsedi. Biliyordum, dedi beni seveceğini biliyordum. Adam da kadın hakkında şüpheye düştüğü için kendisine kızdı, ne kadar da içim fesat, herkesi ama herkesi böyle önyargıyla değerlendirmek zorunda mıyım? Hele ki böyle melek kadar güzel bir kadını, masum ve beni seven bir kadın hakkında.. yoo bu kadar da olmaz! Kendimi affettirmeliyim..
Kadın, durumun sandığı gibi olmadığını anlamış, iyice rahatlamıştı. Kendini toparladı, artık güçlü hissediyordu. Hem biraz önce kendisini tedirgin eden planı, ilerleyen günlerde belki de koz olarak kullanabileceğini düşündü. Sinsi bir mutluluk kapladı içini, bunu ona belli etmemeliyim, en ufak bir falsoda her şeyi berbat edebilirim. En iyisi bunları düşünmemek yoksa elime yüzüme bulaştırıcam.. Adam etrafında fır dönüyordu kadının, ıslıklar çalarak ona kahvaltı hazırladı, kucağına kadar getirdi koydu ve elleriyle yedirdi. Kahvaltıdan sonra kadın teşekkür amaçlı iki adet orta türk kahvesi yaptı. Birlikte balkona çıkıp temiz yüzü üste gelmiş kanlı minderin üzerine oturdular. Birer sigara yaktılar, kahvelerini yudumlayıp sigaralarını tüttürürlerken yüzlerindeki keyif kat sayısı gittikçe yükselerek göklere çıkıyordu. Sabahki gerginliği unutmuşlardı çoktan.
Kadın, adamın dizlerine yattı, çipil çipil bakan buğulu bal rengi gözleriyle adamın yeşile çalan ela gözlerini yakaladı. – seni seviyorum, biliyor musun? – biliyorum yavrum, ben de seni seviyorum – ama çook seviyorum – ben de bitanem – hem de inanılmaz derece çoook seviyorum – ben de dayanamıyorum sana sevgilim – sevgilim diyen dillerini yerim senin aşkım! Aşkım kelimesi adamı ürkütmüştü. Bir anda kadının saçlarında gezdirdiği elini çekiverdi. O kadar da uzun boylu değil, aşkım demek çok büyük bir muamma yaratıyordu. Gerçekten aşık mıydı kadın yoksa lafın gelişi mi öyle söylemişti. Kadın, aşkın mertebesine ulaşmıştı belki de. Aksi halde ağza kolaylıkla alınabilecek bir kelime değildi bu adam için. Kadın, adamın bu refleksinden tedirgin oldu. – ne oldu aşkım? – yok bişey yavrum, aklım karışıverdi de birden –ne karıştırdı aklını bakiyim – önemli değil bitanem, sadece şu aşkım kelimesine takılıyorum da hep – istemiyorsan söylemem – yoo bebeğim yanlış anlama sakın, sadece mesele şu, o kadar çok kullanılıyor ki bu kelime, bana artık çok ucuz ve değersiz bir kelime gibi geliyor, havada kalıyor her zikredilişte, basitleşiyor, anlamsızlaşıyor. Bu kadar yüce bir duyguyu sokakta böylesine bol keseden harcayan insanların daha sonra yaşadıklarını gördükçe ben kullanmak ve kendi hayatımın içerisine sokmak istemiyorum böyle bir tabiri. – tamam sevgilim kullanmam bir daha, seni üzmek istemem hiç, ağzımdan kaçarsa bile affet, ben gerçekten aşığım sana çünkü, bunu ilk kez bugün söylüyorsam bu, yaşadıklarımızdan sonra hissettiğim yoğun duygular nedeniyle söylediğim bir şeydi – bir de bu var tabi ki, gerçekten aşık olmadan kullananlar ama mademki sen bana aşıksın sana serbest bu kelime yavrum benim – peki kendine hala yasak mı uyguluyosun yoksa sen bana aşık değil misin? Adam kendi kendisini tongaya getirmişti. Bu soruyu beklemiyordu.. eveledi geveledi bir türlü ben sana aşığım diyemedi. Üstelik onunla ilk kez birlikte olan biri olmasına rağmen bunu diyemedi çünkü ona gerçekten de aşık değildi. Kadının bunu anlamasıyla dizinden kalkması bir oldu. – hadi git artık, git bu evden. Kimseyi burada zorla tutamam ben. – zorla tutmuyosun ki bi.. – sus! Bana artık numaradan sevgi sözcükleri söyleme – numara yaptığımı mı sanıyorsun? – hayır sanmıyorum, biliyorum. Kendin söyleyemiyosun daha sevdiğini - ama sen sevmekle aşık olmak arasındaki farkı anlamıyosun – bana masal okuma lütfen çıkıp gider misin – pekala şuan sinirlisin daha sonra konuşalım – daha sonra falan olmucak – nasıl olmucak? – çık git evimden! Adamı kapı dışarı ettikten sonra hüngür hüngür ağlamaya başladı. Çaresizliğin en dibinde hissediyordu kendini, tekrar balkona çıktı, bir sigara daha yaktı ve okkalı bir duman çekip sert şekilde yere doğru üfledi..

Halikarnas Şarapçısı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 149
Toplam yorum
: 30
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 270
Kayıt tarihi
: 03.05.11
 
 

1987 Bandırma'da doğdu. Dokuz Eylül Üniversitesi İstatistik Bölümünden mezun oldu. Araştırma, Ban..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster