Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '10

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
679
 

Kadın aciz bir yaratık mıdır?

Kadın aciz bir yaratık mıdır?
 

Resim: Alıntı


Son yaşanan olaylarda göstermiştir ki, ister bilgin olsun, ister ulema, ister prof olsun, ister gazeteci, avukat vs... kadın kendi işini kendi göremeyen, varsa kocasının, babasının ya da abisinin, dayısının, emmisinin ya da dedesinin onun adına konuşma, onu savunma, onun aklama zorunda olduğu zavallı, ikinci sınıf bir bireydir.

Hatta ve hatta Nazım’ında dediği gibi:

“Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen’’

Zavallı yaratıklarımız, üçüncü sınıf insanlarımızdır.

İşte bu bakış açısı, bu yargı, bu kaygı ile kışkırtılan erkek milleti değil midir ki; gün gelip elini kana bulayan, ortalığı yakıp kavuran.

Kadın hakları bağlamında kağıt üzerinde birçok dünya ülkesinden önde olduğumuz halde hala istenen noktanın çok çok uzağında oluşumuz da tüm bunların bir eseri değil midir? Kadının çalışma ve sosyal yaşamda hala istenen noktada olamayışı yine bu ve buna benzer durumların, bakış açılarının, değer yargılarının bir sonucu değil midir?

Bu aynı zamanda kadını, ‘’sayısı çok az olsa’’ kendi savunusunu yapabilecek, kendi aklını kullanabilecek, kendi düşüncesini hayata geçirebilecek bir birey olarak gören ve kabullenen erkeğe de yapılan koskocaman bir saygısızlık, bir yok sayma, aşağılama değil midir?

Tamam! Kadın ve erkek, “özellikle karı kocaysa” her zaman ve her yerde birbirini savunabilir, onu koruyup kollama adına hareket edebilir, davranabilir, fakat! … Ancak ve ancak (!) o ister, yardım talep eder, gerekli görürse. Ve ancak onun olmadığı yerde haklarına tecavüz edilirse...

Öbür türlü davranışlar onun kendi varlığını, kişiliğini, aklını yok saymak olur ki; bu onu atıllığa, zavallılığa, yokluğa, yoksulluğa iter. Onu; kendini savunamayan, her daim bir başkasının varlığına ve gölgesine ihtiyaç duyan, kendini ve yeteneklerini geliştiremeyen ikinci, üçüncü sınıf insan yapar.

Bu, bu bakış açısının gölgesinde yetiştirilmiş erkek çocuğu ‘’erkek’’ içinde aynıdır, değişmez. Hani onu parmakla göstererek, seyrederek, o çok eğlendiğimiz, alay ettiğimiz pısırık erkek sınıfı da böyle doğar.

Oysa diğer türlü davranış biçimleri, karşısındakine ve kendine olan güvenin, ‘’tam güvenin’’ bir ifadesidir ki; ancak ve ancak bu biçimde temeli sağlam, kalıcı, nihai ilişkiler kurabiliriz ki; bir insanı isterseniz mahzene kapatın yapılmış ya da yapılacak olan hiçbir durumu, davranışı engellemez, engelleyemez.

Saygıysa insanın önce kendine saygı duyabilmesi, namussa kişinin önce yüreğine, içine hesap verebilmesi, kavga ise önce kendi bileğine güvenebilmesi şartıyla değerli ve anlamlıdır. Hele hele birçok kavramın sulandığı, birbirine girdiği, karıştığı günümüzde.

Hepinize kavgadan gürültüden uzak, mutlu, huzurlu aydınlık günler dilerim. Bir başka bireyin, başarısızlığı, mutsuzluğu ve yenilgisi üzerine kendi mutluluklarını inşa etmeye çalışan insanlardan fersah fersah uzak eylesin tanrı her birinizi… Saygılarımla…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 669
Toplam yorum
: 6100
Toplam mesaj
: 564
Ort. okunma sayısı
: 1447
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

Bir on dört mart sabahı güneş henüz arz-ı endam ederken üzeri yongalarla kaplı, küçük pencereli, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster