Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '09

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1064
 

Kadın arkadaş..........

Kadın arkadaş..........
 

JOKER


Dünya oluştuğundan beri, kadının kadını kıskanması normal karşılanmıştır.
Her bir kadın, bir diğerini diğerini değişik sebeplerle kıskanabilir.

Hikayemizdeki hatunun kıskanılma sebebi, doğrusu biraz acımasızcadır.

Bugün anlatılanlar, arkadaşı olduğunu sandığı birisiyle yüzleşmedir.

Neredeyse varlarını yoklarını,
duygularını,
ailelerini,
gözyaşlarını,
neleri varsa beraber yaşadıdıklarını sandığı kadın arkadaşının,
gizli saklı maceralarını dert edinmekten bitap düşmüştür zamanında.

Günlerden birgün,
kadın arkadaş evlenir.
''Acaba, eşi de benimle ve eşimle aynı samimiyeti ve teklifsizce dostluğu paylaşır mı?''
diyerek endişe bile duyar bizim hatun.

Kadın arkadaşın eşi de aynı sıcaklığı ve samimiyeti paylaşır bizim hatunla ve eşiyle.
''İnsan daha ne ister ki '' der hatun kişi.
Her şey eskisi gibi mutlu mesut devam ediyor gibidir.

Arada anlatmamak hikayeye haksızlık olur:
_Kendi eşiyle nişanlılık süreçlerinde,
kadının arkadaşının evine birlikte çok gitmişlerdir.
Yakınlık, o kadar hoştur ki,
arkadaşımız giydiği giysilerin nasıl frikik verebileceğini
umursamadan davranmakta hiç sakınca görmemektedir.

Nişanlının, bu konuda, ''istersen arkadaşını uyar, çay servisi yaparken bir eğiliyor,
abartmıyorum midesine kadar görüntü veriyor'' demesine kızarak cevap verir kadın:

-Seni sakınılacak erkek sinek olarak görmez ki o kız, kendi kötü niyetin var demek,
ayrıca sen de arkadaş değil misin, niye kendin söylemiyorsun der..._


Arkadaş, evlendikten sonra da, evcek gelip gitmeler,
sabahlara kadar son derece doyurucu ve neşeli sohbetler sürer...

Evden gittiklerinde, saat gece yarısını çoktan geçmiş olur...
Neşeyle uğurlama faslından sonra, tatlı bir yorgunluk hissedilir...
Hatunumuz, ortalığı toplayıp uyumak ister.

Bazı akşamlar, eşinin sitemle ve imayla karışık söylenmeye başlaması
tedirgin eder bizim hatunu:

-Bütün gece, son derece enerjiktiniz hanımefendi, arkadaşınızın eşiyle uzun uzun sohbet ederken,
gayet samimi otururken, gözünü gözünün içine dikerek anlattıklarınızı ve dinlediklerinizi paylaşırken, hiç te yorgun görünmüyordunuz.''

- Ne biçim konuşmalar bunlar böyle, arkadaşlarımız onlar. Konuşmasamıydım?
Ayrıca sen de, diğer arkadaşımızla, liseden kalma, tiyatroculuk anılarınızı paylaştın,
bir sürü belden aşağı muhabbet yapıp güldürdünüz ya bütün gece.
Ben bundan niye hiç rahatsız olmadım?
Yoksa olmam mı gerekiyor?

- Yani bilmiyorum, bizim arkadaşın eşi sana iltifatlar ediyor,
sen arkadaşının yüzüne hiç dikkat etmiyorsun galiba, kadının suratı darmadağın oluyor...
Niye acabaa??

- Ne bileyim ben, allah allah....

Bu gibi sinir edici diyaloglara rağmen, dörtlü arkadaş grubu, hiç bir şey olmamış gibi
görüşmeye devam ederler.
Taa ki, olaylar artık tıkanma noktasına gelene kadar.

Yine, günlerden birgün bu yakın arkadaşlar, çocuklarını da alarak,
bizim hatunun evinde kahvaltılarını ederler.
Sonra hep birlikte, sahil kenarında bir kafede keyif çatmaya giderler....
Çocuklar neşelidir, sohbet yine koyudur.

Gelin görün ki, bizim hatun biraz sakar ve şaşkındır...
Kadın arkadaşı da bunu gayet iyi bilmektedir laf aramızda.

Kafede oturdukları masada, hatunumuzun sağında eşi, solunda kadın arkadaşın eşi,
tam karşısında da kadın arkadaşı oturmaktadır.

Çocuklar da ortalıkta koşturmaktadırlar.

Bizim hatun, sol ayağını masanın ayağı sandığı çıkıntının üstünde oynatıp durmaktadır farketmeden.

Farketmez.

Çünkü, ne yaptığını, ancak ayağının altında duran masanın ayağı birden bire hareketlenip, hızla çekiliverince ve neredeyse oturduğu yerde düşecek gibi olup sendeleyince anlar..
Ayağı başka bir şeyin üzerindedir.

Anlar ki, ayağı bir uzunca süredir arkadaşının eşinin ayağının üstünde bir sağa bir sola deşinip durmaktaymış meğer!!!!!!!!!!!!!!

Hatunumuz hemen açıklar:

- Ya, kusura bakma, ayağımın altındaki senin ayağın mıydı?
Ben de masanın ayağına da ne oluyor da birdenbire hareketlendi, kaydı dedim.
Tövbe tövbeee :)))))

Kadın arkadaş, eşine.
-Peki sen farketmedin mi ayağının üstündekini? diye çıkışarak çocuğunu tuvalete görürmeye kalkar.

Dönüşte izanlı bir şekilde oturmaya dikkat ederek der ki:

- ...nasılsa _arkadaşımız_ kesinlikle bizi üzecek şeylerin peşinde değildir, öyle değil mi??
Kendisine güveniyorum ben.''
Bunu söylerken, hatunumuzun eşine doğru da manidar bir şekilde bakmaktadır.
Rengi bozuktur.

Hatunumuz,
arkadaşının- ilkokul çağındaki çocuklara, suç işlememleri için kullanılan-
bu bindirme cümleyi kurmayı pek sevdiğini bilir.

Zamanında, bu cümleyi ilk kez öğrendiğinde de,
heyecanla ve yeni bir şey keşfedip öğretmenin hazzıyla kendisine aktardığını hatırlar.

Çok bozulur ve kendini suçlu hisseder.
Yapacak bir şey yoktur.
Zaten, hiç bir şey olmamış gibi davranılır günün kalan bölümünde......

Birlikte kadın arkadaşın evine gidilir.

Kadın arkadaşın her zaman yaptığı
ve bir araya geldiklerinde bayıla bayıla yedikleri nefis zaytinyağlı ve sirkeli patates salatası davetine hayır demek mümkün değildir.

Eve gelince,
kadın arkadaş , kendi eşine çay koymasını rica eder.
Patates salatasının hazırlığı tamamlanır kadın tarafından.

Çayın demlenmesi beklenilir,
ki ancak o zaman salatanın yağı ve sirkesi dökülecektir.
Öyle buyurulur.

Kadının eşi çayı demlemek için mutfağa gider.
salatanın yağını ve sirkesini halletme görevi de hatunumuza devredilir....

Hatunumuz mutfağa yollanır.

Sakardır hatun.
Şişenin ağzından süzülen yağı, masa örtüsüne damlatır.
Çok titiz olan arkadaşına karşı sıkıntı hisseder.
Salona dönüp,
- Ya, zeytinyağını damlattım, çok özür dilerim,
örtüyü ver, eve götürüp yıkayayım lütfen der.

Cevap çok çarpıcıdır:

- Çayın içine yağ damlatmadınız değil mi?? !!!!!!!''

Anlaşılır ki, eğitici ve nereden çıktığı bilinmeyen kıllanıcı tavrımız sürmektedir.

Konu çok tatsız bir boyuta varmıştır.

Ama ne denilebileceğini ve ne yapılabileceğini bilemez hatunumuz.

Yine suçlu hisseder çünkü....

Günü, sıkıntı ve mahcubiyet içinde nereye bakacağına karar veremeyen aval ifadelerle,
sohbetlere katılmaya çalışarak geçiştirir.

Bir süre geçtikten sonra, bu günle ilgili sıkıntısını eşiyle paylaşır.

Eş, yorumsuz kalır.


Zaman geçerken, eş, daha önce ertelediği askerlik görevini bedelli olarak yapmak üzere bir süreliğine evden gider.
Döndüğünde, eş işsizdir.

Eş, iş bulma telaşıyla ve endişesiyle, hatunumuzun kadın arkadaşının, eskiden ilçe kaymakamlığında üst düzey bir görevde bulunan babasıyla görüşmek ister.

Ancak, önce kadın arkadaş evinde ziyarete gidilir.

Bu ziyaretten, bizim hatunun nice sonra haberi olur.
Görüşmenin sonucunu merak eder hatunumuz.

Sonuç, yoktur...

Kadın arkadaşın babasının, bu görüşmeden haberi de yoktur.

Kadın arkadaşın babası, hatun kızımızı pek sever.
Ona hep selamlar gönderir.
''Ne yapıyor benim şu idealist, konuşkan kızım?'' der selemlarının arasında..

Uzunca bir zaman sonra, eş artık bir iş bulmuştur.

Her zamanki gibi işe gitme saatlerini kendince ayarlama lüksüne sahiptir.


Bir Cumartesi sabahı,
serbest meslek sahibi eş, henüz uyuyorken,
kapının zili çalar.

Gelen kadın arkadaşın eşidir.
''Merhaba'' der ve içeriye davet edilir.

Kahvaltı sofrası hazırdır.

Uyumakta olan eşe arkadaşın eşinin geldiği haber verilir.

Kadın arkadaşın eşi, biraz sıkıntılı görünmektedir.

-Sabah sabah seni görmeye deldim diyerek kapıdan girmiştir zaten.

Birlikte çay-kahve içilir.

Adam, kadın arkadaştan bahsetmeye çalışmaktadır sanki..

Ama konuşmda bir netlik oluşmadan, sabah ziyareti sonlanır.

Sürpriz sabah misafiri, gördüğüme çok sevindimlerle uğurlanır.


Bir akşam, yine kadın ve eşi bizim hatunun evine gelirler.

Yemekte köfte vardır.

Hatunumuz bir yandan mutfakta köfteleri pişirmekte, bir yandan da teras muhabbetinden geri kalmamaktadır.


Terasta, kadın arkadaşın eşiyle sohbet ederken, kadın arkadaşın da kendi eşiyle salonda olduklarını farketmez.

Bir süre sonra eş hatunumuzun yanına gelir.

- Köfteler yanıyor der

- İçeridesiniz işte, baksanıza köftelere diye cevap verir hatun.

Hatun kişi, artık sinirlenmeye başlamıştır, ama neresinden girip, derdini nasıl anlatacağını bilemez bir türlü.

Çünkü; sinirlenince yaptığı konuşmalarda, saçmalama ve konuyu saptırmak isteyenlere kaptırma ve demogojiye kurban gitme riski vardır.

Bu durum tecrübeyle sabittir.

Yine susar....

Bir gün, hatunumuz işteyken, eve bir telefon haberi gelir.
O sırada evde bulunan erkek kardeşi, hatuna haberi şöyle aktarır:

''- Arkadaşın aradı, çok zor durumdayım, bir dosta çok ihtiyacım var, gelince beni mutlaka arasın dedi, der...
-Allah allah, ne oldu kimbilir diye telaşlanır hatunumuz.

Telefon edilir ve öğrenilen durum, hiç kondurulamayacak bir şeydir:

''- Boşanıyoruz...

- Her şey olabilir derdim ama, bütün restleşmelerinize rağmen eşin ve sen birbirinize çok aşıksınız.

Ne desen yapar adam, ideal ilişki örneği gibisiniz yapmayın allah aşkına.

Neler oluyor size??

-Benden memnun değilsen boşa o zaman dedim geçenlerde, o da gitmiş boşanma davası açmış. Dün gece mahkeme çağrısını gösterdi...

-Hemen geliyorum yanına.

- Gel, çok kötüyüm.''

Boşanma gerçekleşir.
Bu süre içinde, kızlarının babayla görüşmesi kesin kurallara bağlıdır.
Bu kuralların aşıldığı durumlarda, hatunumuzun evinden yapılan bazı telefon görüşmeleriyle tanıklık edildiği üzere, histerik bağırmalar, yakarım seni tehtidleri bolca duyulmaktadır.

Kocası, arkadaşımızı, boşanma dilekçesi aşamasından çok önce,
bir meslektaşıyla aldatmıştır..
Bu durumun tespiti, kadın arkadaşı, çok ağır, dizginlenemeyen agresif ve paranoyak bir depresyon sürecine doğru sürüklemektedir.

Hatunumuzun çocuğu ve kadın arkadaşın kızı aynı okulda okumaktadırlar.
Boşanma sonrası bir gün, hatunumuz çocuğunu okuldan almak üzere beklerken,
arkadaşının eskimiş eşiyle karşılaşır.

Kızı almaya teyzesi yerine kendisi gelmiştir nasıl olduysa.

Merhabalaşılır.

Çıkış ziline az bir zaman kalmıştır.
Okulun karşısındaki çay ocağında birer çay içilir birlikte.

Zilin sesi duyulunca, okul bahçesine gidilir.

Çocuklar çıkmaya başlamıştır.

O sırada, küçük kızın teyzesi seyirtir okul kapısından.
Hatun ve arkadaşın eskimiş eşinin yanına doğru gelir.
Selamlaşılır..

Eve dönünce, kadın arkadaşa telefon açar bizimki.
Telefonu açan küçük kız, annesine verir:

''-Eski eşim nasıldı? Ablam söyledi, sizi birlikte sohbet ederken görmüş.
-İki sohbet ettik, iyi görünmüyordu.''

Telefon konuşması çok kısa sürer, iyi değildir karşıdan gelen ses.
Kuru ve soğuktur sorular

Bir daha aranılır.
Telefonu açan küçük kız, ''annem yok'' der........

Bir daha aranılır kadın arkadaş,
bir daha,
bir daha...........

Günler boyu.

'' Annem yok.''
''Kardeşim yok.''...


Aradan yılaaar, yılar geçer.

Bizim hatun da boşanır.
Boşandıktan sonra, her yaz tatilini, teyzesinin yazlığında geçirmeye başlar.

Tatillerin birinde bir gün cep telefonu çalar hatunun.

Arayan kadın arkadaştır:
'' Seni çok özledim'' demektedir.

''Telefon numaranı eski eşinden aldım, eve ne zaman döneceksin??''...

Tatiden döner dönmez, kadın arkadaş aranır.

Kadın arkadaş eve elinde bir demet nefis beyaz çiçekle gelir.

Çocukluklarından kalma alışkanlıkla, her küsmenin barışmasında olduğu gibi,
Çiçekler buruna sokularak :
''- Allllllll, seni çok özledim'' denir ve gülüşülür.

Birlikte, dışarıda çok şık bir yemek organizasyonu yapılır.
Yemek sırasında eskisi gibi gülmeler, erkeklere dokundurmalar yapılır, yine kahkahalar atılır...

Yemek dönüşü bir kafeye uğrayıp pasta yemeye ve kahve içmeye karar verilir.

Gece boyu, geçmişte aralarında yaşanan sessiz gerginlikten hiç sözedilmez.

Sadece, kadın arkadaş bir ara;
''-Çok bozulmuştu psikolojim o zaman, aklım başımdan gitmişti..'' der.

Yine konu değişir.

Kadın arkadaş;

artık İstanbul'da yaşadıklarından,

eşiyle barıştıklarından,

kızının çok başarılı bir sporcu olduğundan,

maddi olarak hayal bile edilemeyecek bir standarda eşinin çabaları sonucu eriştiklerinden,

Bodrumda ultra lüks bir yazlıkları olduğundan,

hatunumuzun, İstanbul'a gelemese bile mutlaka her yaz Bodruma gelmesi gerektiğinden,
eskisi gibi pür neşe, dolu dizgin dostluğun sürmesi gerektiğinden bahseder.

Arada sırada da, o zamanlar ne kadar korkunç bir psikozun içinde olduğunu vurgulamaya devam eder.

Bodrum'a davet konusu bir daha yinelenir.

Muhteşem buluşma, gelecek yaz için kesin bir randevu alma noktasına kadar gelir.

Hatunumuz,
onca tatlı muhabbetin arasına,
eskide kalmış ve aslında eski kocayla görüştüklerinde hala hesap sorulur gibi
namus davası olarak sürmekte olan meseleyi hiç karıştırmak istemez.

''-Seninle buluşmak ve eskisi gibi tatlı zamanlar paylaşmak isterim.

Ama sadece seninle.

Eşinle ve seninle aynı ortamı paylaşmak benim canımı sıkar ve ve beni yorar.........

- Neden eşimle bir araya gelmekten çekindiğini doğrusu anlayamıyorum''


Hatunumuz yine susar...


Susmasaydı cevabı şu olurdu:

Geçirdiğin travmayı anlayabilmek çok kolay.

Her insan, geçirdiği travmaları kişiliğiyle doğru orantılı olarak yaşar.

Bu yüzden, o zamanlar verdiğin tepkiler, standart ve herkese özgü genel tepkiler değildir.

Rutin düşünce yapın ve kadın arkadaşlarına karşı savaşkan duruşun,
geçirdiğin travmanın sendeki yansımasıdır.

O yüzden, bugün beni hala sorgular gibisin...

O yüzden, neden sadece seninle olurum dememi anlayamaz durumdasın...

O yüzden artık arkadaşım değilsin....

Yolun açık olsun.

Özlem Erkaplan

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 66
Toplam yorum
: 68
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 565
Kayıt tarihi
: 26.01.09
 
 

1963 doğumluyum. İngilizce öğretmeliği yapıyorum. 20 yaşında bir oğlum var. İzmir' de yaşayan şan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster