Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Haziran '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
71
 

Kadın doğurmak mecburiyetinde midir?

Kadın doğurmak mecburiyetinde midir?
 

Nasıl ki her insan özel yaşamıyla ilgili tercihleri ve kararları kendisi vermesi gerekiyorsa, kadının da doğum başta olmak üzere yaşamının her alanında kendisinin karar verme hakkı vardır ve olmalıdır da.

Doğacak bebek her ne kadar kadın ve erkeğin karşılıklı evlilikleri veya birleşmeleri sonucunda meydana gelen bir durum olsa da, burada fiziksel ve psiokolojik açıdan birinci tercih kadının hakkıdır.

Çünkü kadın herşeyden önce psikolojik olarak kendini hazır hissetmesi lazım. Ya da doğum gibi riskli bir olayın direkt muhatabı kadın olduğu için buna kadın karar vermelidir; erkek değil.

Kadının üzerinde biyolojik, psikolojik, sağlık ve ekonomik açıdan büyük riskler söz konusu iken, kadının doğurması için erkeğin ısrarıcı olması demek, kadını köle ya da çocuk yapan Makine olarak görme anlamına gelmektedir. Bunun başka bir izahı bulunmamaktadır.

Üzülerek belirtmeliyim ki, bu Makale başlığına, bir devletin en üst makamında yer alan kişi ve kişiler sebep olmuştur. Nedeni ise, herkesin hatırlayacağı gibi siyasete atılmış oldukları günden bu zamana kadar, sürekli toplumun uçkuruna takıp, kadınların en az beş çocuk doğurmalarını istemeleridir.

Eğer ki, bir ülkenin gerçekten nüfus artışına ihtiyacı varsa, bu Devlet Başkanı gibi kişilere düşen bir iş değildir. Ancak böyle durumlarda, Devlet Başkanları ya da Başbakan gibi kişiler, Demografiyle ilgili kurum uzmanlarına emir verip durumun incelenmesini isteyebilirler.

Kalkıpta erkek ebeler gibi kadınların doğurmalarıyla ilgilnilmesi, hem kişinin kendisini hem de makamını çok ciddiyetsiz bir konuma düşürmektedir. Çünkü her ülkenin bu konularla ilgilenen kurum ve uzamları vardır.

Devletin en üst makamlarında olan insanları bu tür düşüncelere iten gerçek nedenlerin, siyasal ve psikolojik açıdan mutlaka derince incelemesi gerekir. Çünkü bunun altında gerici bir diktatörlük yatmıyorsa, çok önemli bir patolojik sorun var demektir.

Her kadına en az beş çocuk yapın deyip, bunu da aylık parasal ve çeşitli televizyonlarda evlendirme proğramlarıyla destekeyen bir anlayışın siyasal bakışındaki tek amaç, sürüler şeklinde her şeye biat eden Müslüman toplumluluklar oluşturmaktan başka bir şey değildir.

Sürekli kadınların çocuk doğurmalarını ifade edip, Müslüman nüfusun çoğalmasını istemek demek, eskiden olduğu gibi günümüzde de niteliksiz, eğitimsiz, ilkel ve sağlıksız şartlarda yaşamak anlamına gelmektedir.

Dünyadaki toplumların yaşamlarına şöyle bir göz attığımız da, nüfus planlaması olan Avrupa ülkelerinin yaşam kalitelerinin, Müslüman ülkelerin yaşam kalitelerinden yüz kat daha kaliteli ve sağlıklı olduğunu bütün dünya bilmektedir.

Buna rağmen sürekli çoğalma düşüncesiyle paniklemenin altında, Müslümanların sayısal olarak azalacağı korkusu yatmaktadır. Halbuki Müslüman ülkelerde nüfüs planlaması diye bir şey olmadığından, her zaman nüfus sayısı fazla vermektedir.

Çünkü bu anlayış hala Osmanlı devrine özenmektedir. Nasıl ki Osmanlı sürüler halinde insanları kendisine biat ettirip, bir yerleri işgal edip yağma ve talanla bütçesini oluşturmuşsa, şimdikilerde aynı hayalle hareket etmektedir.

Haberleri yok ki, çağ çoktan değişti. Sağlıksız ve yarı eğitimli insan sürüleri faydadan çok zarar vermektedir. Bunun yerine çağın şartlarına göre artan ve tam eğitilmiş kaliteli bir toplumsal yaşam her şeye bedeldir. Toplumlar arasındaki siyasal ve yaşamsal farkları kısaca bu şekilde ifade edebiliriz.

Psikolojik açıdan bakıldığında ise, herkesin bildiği gibi kadını daha çok eve kapatan ve de çuvalın içerisine doldurulmuş gibi çarşaf ve türbana sıkıştıran mantık, Müslüman toplumlardan başka bir anlayışta bu mevcut değildir.

Bu da radikal bir Arap İslam bakış açısı olduğundan, İslami anlayışa göre kadın eksiktir, iki kadın bir ekeğin değerine asla ulaşamaz; kadın güçsüzdür, kadın zayıftır, kadın azdırıcıdır, dışarıda ya da erkeğin çalıştığı ortamlarda bulunması günahtır gibi daha yüzlerce bencil ve egoist ifadeleri saymak mümkündür.

İslami düşünceyle yaşayanlar neden bu tür ifadelere ihtiyaç duyuyor diye sorulacak olursa, bunun cevabını şu şekilde verebiliriz. Bazı toplumlarda kişilik oluşumları bilinçli olarak tam anlamıyla geliştirilmemektedir.

Çünkü kişiliği gelişmiş toplumlarda, kadın bir erkeğe muhtaç olmadan rahatlıkla hayatını kendisi idame ettirebilmektedir. Bu da doğal olarak kadının özgür bir şekilde kendi yaşamına kendisinin karar vermesi demektir.

İşte kadının bu özgürlüğe kavuşması demek, İslama inanıp İslam kurallarına göre yaşayan erkeklerin büyük bir çoğunluğunun zıvanadan çıkarmasına neden olmaktadır. Çünkü mantıklarında şu ego yatmaktadır.

Erkek eve geldiğinde, krallar gibi karşılanmalı. Her istediği hazır olmalı ve ayağının dibine getirilmelidir. Erkeğin canı ne zaman seks isterse, dinen Kadın buna asla itiraz etmemeli. Erkek kaç çocuk isterse kadın o kadar doğurmalı gibi daha nice bencil ve egoist duygular neticesinde oluşan bir psikolojidir.

Ve ne hazindir ki, iyi niyetli müslümandan tutalım kötü niyetli olanların hepsinin bilinç altında yatan bu psikoloji yüzünden, Müslüman toplumlar sürekli dünyanın gerisinde ve sağlıksız ortamlarda yaşamaktadırlar.

Kadına yalnızca çocuk doğurmasıyla, hem Anne hem de Kadınlık görevini yerine getirir gözüyle bakan bir düşünce de, şu önemli tarihsel bilgi eksikliğinin olduğu göze çarpmaktadır.

Birinci nokta; sürekli terbiye edilmemiş bir egoist kişilik yapısıyla yaşamak istenmesidir. İkinci nokta ise; dünyada yaşanmış tarihlerin Anası olan Neolotik Çağdan habersiz olunması ya da bu çağın yaşanmamış sayılmasıdır.

Hiçbir kişi neolitik çağı incelemeden ya da genel geçer düşüncelerle kadınlar hakkında asla insani fikirlere sahip olamazlar.

Çünkü kadının gerçek tarihi olan neolitik çağ da anadil, toplu yaşam, aile, millet, uluslaşma, tarım, sıcak yemek, aile içi hekimlik, çocuk eğitmenliği gibi birçok konular, neolitik çağda kadın bilinç ve elleriyle icat edilmiştir. Bu döneminde, erkeğin katkısı yok denecek kadar azdır.

Kadının bu özelliğini ve emeğini doğru şekilde öğrenen her erkek, bugün edinmiş olduğu erkek egemenlikli yapısından çok rahatlıkla utanacaktır. Belki de bir çoğu intihara bile kalkışabilir. Herkesin şunu asla unutmaması gerekir.

Bugün herkes aile, millet, ulus ve topluluktan bahsediyorsa şayet, M.Ö. 12 bin yllarında, Kadının Mimarlığı ve Liderliğinde gelişen en önemli tarihsel olayla gerçekleşmiştir.

Bazı Müslüman anlayışlar islamiyetin var oluşuyla kadınlar başta olmak üzere insanların canlı şekilde mezara gömülmesini ortadan kaldırdığını iddia etseler de, bu hiçbir zaman doğru değildir.

İnsanların canlı şekilde mezara ya da Krallara kurban edilmesini ortadan kaldıran ilk devrimci düşünce, Hz. İbrahim ile bağlayıp Yahudilikle devam etmiştir. Bunun sonucunda zaten Hz. Musa, Mısır'dan sürgüne tabi edilmedi mi?

Yahudilikten sonra çıkan diğer iki semavi din çok fazla bir yenilik getimediği gibi, hatta bazı noktalarda Yahudilik'ten daha geriye düşmüşlerdir.

Çünkü hala birçok Müslüman ülkede kadınlar, belinden itibaren canlı şekilde toprağa sokulduktan sonra, Recm anlamına gelen taşla vurularak cezalandırma olayı, İslam Şeriat kurallarına dayanılarak yapılmaktadır.

Bu tür hataları Hıristiyanlık, Reform ve Rönansanla telafi ederek normal insanı yaşama geçmeyi başarmıştır. Ancak İslamiyet hala reform ve rönesan yapmamakta ısrar etmesi yüzünden, gerek mezhepler çatışması gerekse kendi içlerindeki çıkar savaşlarının devam etmesi, insanları canından bezdirmiştir.

İşte Müslümanlığa inanıp Arap İslam din ve kültür milliyetçiliğinden kendisini kurtamayanlar, hem kadın düşmanlığını siyasi politika yapmaktadırlar, hem de aşırı derecede kadın cinselliğine düşkün olmaları ciddi bir patolojik durumdur.

Bu da erkeğin efendi, kadının köle mantığında yaşaması için, kadını eve hapsetmek, en az iki veya dört kadınla evlilik, kendi zevklerine göre çocuk doğurmaya mecbur ederek, elde edileceğini düşünmektedirler.

Diğer taraftan içerisinde bulunduğumuz 21. yüzyılın teknolojik ve bilgi çağında, hala kadınların eve hapsedilmesini ve en az beş çocuk doğurmasını isteyen bir düşünce, acilen doktorlar tarafından tedavi altına alınması gereken bir durumdur. Çünkü dünya alem bu anlayıştakilere gülerek cevap vermekten başka bir yol bulamamaktadırlar.

Tüm gerçekler ifade edilen konulardan ibaret olup, her kadının kendi insani ve kadınlık haklarını asla kocasına ya da yakınında bulunan bir erkeğin eline teslim etmemelidir.

Bir aile, bir millet, bir ulus ve bir toplumun oluşması gerekiyorsa buna kadınlar karar vermelidir. Kadının doğuracağı insanın üzerinden Efelik, Krallık ve Diktaörlük yapmak, dünyanın en aşağılık anlayışıdır. Tüm kadınlar lütfen dikkatli olunuz.

Cemal Zöngür

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dünya durdukça kadınlarla uğraşmaları bitmez erkeklerin, ayrıca akıllı ve eğitimli kadınların bir adım önde olmasını istemez özellikle Türk erkekleri, istisnalar hariç Meryem'e yaşatılanları okuyoruz, emeğinize sağlık saygılar

Cemile Torun 
 21.07.2016 1:25
 

Bu kadar önemli bir makaleenin okunma sayısına bakar mısınız? Çünkü kadınların çocuk doğurmak zorunda olmamaları fikrini savunanların sayısı bu kadar.

Kerim Korkut 
 01.07.2016 16:21
Cevap :
Kerim Bey kardeşim yorumunuzla katmış olduğunuz değere çok teşekkür ederim. Sizin de tespit ettiğiniz gibi maalesef kadını insan görenlerimiz bu kadar. Selamlar  02.07.2016 12:10
 

Benzer konuyu ben yazdım az kalsın sopa yiyecektim, büyük cesaret sizinki...Zaten cesaretinizi sevdim sizin. Bu konuda bizim gibi düşünenler çok az biliyor musunuz. Bu arada evlilik programlarına takmışsınız ben savunuyorum.Daha yeni yazdım.

Kerim Korkut 
 01.07.2016 16:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 56
Toplam yorum
: 87
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 605
Kayıt tarihi
: 27.03.16
 
 

Eğitim: Yüksekokul, Meslek: Yönetim, İlgi Alanım: Tarih, Felsefe ve Sosyoloji üzerine araştırma. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster